Spor, Siyaset ve Anılar (5)

0
33

Değerli okurlarım, dünkü sayımızda Ulu Önder Atatürk’ün (futbol oynamayıp, yan-yan yürümemiş olsa bile) spora ne denli önem verdiğini bazı vesikalara dayanarak, küçük bir bölüm de olsa anlatmaya çalıştım. Sporu yönlendirenler, en azından bu işi bilen, sporun ahlakını özümlemiş olanlardır. Özellikle futboldan nemalanmak isteyen o kadar çok siyasi var ki. Futbolumuz “Özerk” oldu diye sevinmiştik. Keşke olmasaydı. Yukarıdan birinin bir Beykoz çakmasıyla TFF’ye başkan atanıyor. Ondan sonra da neler yaşanmadığını futbolumuzun durumunu söylemeye gerek var mı?

Bu makalemde, anılara nedense fazla yer vermedim. Ancak, önemli bir anı aklıma geldi ki hatırlayacağınız gibi bu müşterek bir anımızdır. Unutmamız mümkün değil, büyüklerimizden duyduk bunu! O ünlü Türk büyüğü, kendini peygamber sanan o kişi ki; kendisiyle İstanbul Kasımpaşa’dan tanışıklığımız vardır. Aynen şöyle söylüyor:

“…Rakı içmeyin, hem sarhoş olursunuz ve hem de bütçenizi ters yönde etkiler. Onunu yerine üzüm yiyin, onda da alkol vardır, bol-bol meyve yiyin, onlarda da alkol bulunmaktadır. Mahmut Hocam’dan ayıp olmasın diye gençliğimde hep öyle yapardım. Biliyorsunuz kafası kıyak gençlik istemiyoruz. Büyük sözü dinleyeceğinizi umuyorum…”

Eski futbolculardan, şimdilerde akşamcı olan bir dostum var, aynı zamanda büyüklerine de saygılıdır. Günün birinde tesadüfen bir araya geldik, o da aynen şunları söyledi;

“…Futbolculuğumda bar-pavyon gibi eğlence yerlerine sık-sık gidemiyorduk. Taraftarlara ayıp olacağını biliyorduk. Futbolu bıraktıktan sonra kimselere sorumlu olmadığımdan rahatım ama rakının kokusundan hanım rahatsız oluyor. Bu arada bir büyüğümüz meyvelerden ve onlarda da alkol bulunduğunu söyledi. Büyükler yalan söyler mi hiç? Gittiğim meyhanede masamı meyve ile doldurdum. Önce üzümden başladım, daha sonra diğerlerini tükettim. Sırf üzüm yeseydim bu iş olacaktı ama bütün meyveleri aynı anda tüketip karıştırınca zil zurna sarhoş oldum. Eve küfeyle götürdüler. Meyveleri birebirine karıştırmışız, olmadı, tekrar eskiye yani bulut renkli lezzete döndük mecburen…”

Hal böyle olunca, hükümetimiz 4+4+4 ya da 5+5 konularını fazla yadırgamadık. Futboldan gelme bir başbakanımız olduğuna göre bu yeni sistemlerin izahını da yapacaktır, diye düşündüm ve de düşündük. Futbol on bir kişiyle oynanıyor. Bu sistemde on iki futbolcu bulunmakta, nasıl olur diye düşündüğümüzde, büyük düşünür Kasımpaşalı aynen tek-tek şunları söyleyecektir: “Velev ki on iki kişi olsa ne yazar. Yukarıdan taş mı düşer?”

Anlatmak istediğim, sırtımızı sağlam yere dayamışız, kimsenin yarınlarından endişesi olmasın, öbür günlere güvenle baksın. Üç çocuk garanti ve ağzımızda sakız olan büyük kavramlar var. Yüce meclis, barış ve özgürlük, ulusal egemenlik, eşitlik ve adalet, meclis iradesi, cemaat ve ulemalar… Bu sözler çok önemlidir, ezberlenmelidir. Mahkeme kararları (!) referandum, bu tür hilesiz yaklaşımları da unutmamak gerekiyor. Bu kavramları istismar edinceye kadar, yapacaklarını, izleyecekleri yolu bir söyleseler, millet ona göre kendine çeki düzen verse. Ne dersiniz?

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here