Sevgili Annelerimizin Günü Kutlu Olsun

0
11

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Pazar günü anneler günüydü. Sevgili annelerimizin ve kendine anne diyen herkesin günü kutlu olsun. Anneler günü ilk olarak Antik Yunan’da kutlanmış. Yunanlılar, Yunan mitolojisindeki, birçok tanrı ve tanrıçanın annesi olan Rhea onuruna verdikleri yıllık ilkbahar festivali kutlamalarıyla başlamışlar anneler gününü kutlamaya… Antik Romalılar da ilkbahar festivallerini İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinden ana tanrıça Kibele onuruna kutlamışlar daha sonra.

ABD, Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında anma başlatmış ve o günü 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişletmiş ve kısa bir zamanda bütün dünyada ilgi görmüş ve kutlanmaya başlanmış. Ülkemizde ise anneler günü 1955 yılından beri kutlanmaktadır. Ülkemiz ve birçok ülkede, her yıl Mayıs ayının ikinci pazar gününde kutlansa da farklı ülkelerde farklı tarihlerde de kutlanmaktadır.

Her doğuran anne olamıyor ne yazık ki. Yani çocuğunu çöpe bırakıp, alışverişe giden bir yaratıktan anne olabilir mi, sırf doğurdu diye ona anne denebilir mi? Ve doğurmadı, bakıma muhtaç çocuğu aldı, sevdi, büyüttü, gözünün bebeği yaptı, topluma kazandırdı ama doğurmadığı için ona “sen anne değilsin” denebilir mi?

Bu sabah ve doğduklarından beri her sabah, ilk uyandığımda, arka balkona çıkıp komşumuzun bahçesindeki yeni doğmuş kedilere bakıyorum. Plastik leğende büyümelerini izliyorum. Annelerinin şefkatini ve koruyuculuğunu, gerektiğinde nasıl yırtıcı olabildiğini, onlara yaklaşanlardan korumak için nasıl tırnaklarını çıkarıp pusuda durduğunu görüyorum. Ve o dört minik yavrunun güvenle birbirleri ile oynaşmalarını yukardan izliyorum.

Ve yavrusunu çöpe atıp alışverişe giden kadını düşünüyorum. Ve onu anlamaya çalışıyorum yargılamadan önce ama ne mümkün? Bir öyküleri vardır kuşkusuz belki tüyler ürperten ama çocuğu böyle bırakmak? Bilmiyorum! Ve çaresiz algılıyorum kendimi.

Allah bütün çocukları böyle annelerden korusun demekten başka bir şey düşünemiyorum. Bu anneler gününde aklımda güzel şeyler yok ne yazık ki, çocuğunu çöpe bırakan, evde yalnız bırakan ve teröristlerin şehit ettiği çocuklarının bayrağa sarılı tabutlarına sarılmış umutsuzca feryat eden anneler var. Anneler günü bu yüzden çok buruk ve tabi ki gündemden dolayı düşünceli kutlandı! Şehit haberleri gün geçirmeden gelmeye devam ediyor. Gündem o kadar değişken ve iç karartıcı, düşündürücü ki kutlamalar bu arada eriyip gidiyor.

Yani, birileri çıkıyor, kendisiyle aynı görüşte olmayan birine saldırıyor? Ve bunu milliyetçi duygularla yaptım diyor. “Hadi ya” derler adama… Sen milliyetçisinde herkes vatan haini mi? buna kim karar veriyor?  Eline silah alıp sokağa çıkanlar mı? İyi, o zaman hepimiz milli duygularımız kabarınca ya da fikirlerine düşüncelerine ters düştüklerimizi yaralamak için elimize silah alıp sokağa çıkalım?

Şimdi o anneleri düşünüyorum ne kadar üzülmüşlerdir! Hem saldırıya uğrayanın hem de saldırganın annesi, kimse çocuğunun saldırgan olmasını istemez, hiçbir annede çocuğunun saldırıya uğramasını…

Ne diyelim? Allah hepimize akıl versin!  Sabır versin, çünkü aklımızda sabrımızda zorlanıyor çoktan beri… Neyse ki mezarlıkları ziyaret etmeyi akıl edebildik rahmetli annelerimiz günü kutlamak için. Ancak gördük ki, çocukların mezarındaki anneler daha çoktu bizden. Gözyaşlarımız onlarınkine karıştı sel oldu taştı. Tabi herkes bizim kadar yaralı değildi yüreğinde çentiksiz yer kalmışlarda var. Dilerim onların yüzendeki gülümseme hiçbir zaman silinmesin, gam keder yakınlarına gelmesin.

Keşke daha az konuşup daha çok iş yapabilseydik, eksiklerimizi, yanlışlarımızı bilebilseydik. Ezbere değil de bilerek, hissederek konuşabilseydik. Yılda bir gün değil. Her gün anneler günü olsaydı! Yaşlı anneleri olanlar, onların değerini daha çok bilerek daha çok sevse, onların artık misafir olduğunu düşünerek koruyup kollasa.

Bakım evlerinde kalanları her gün ziyaret etsek? Bu son günlerde gördüğüm şahit olduğum, şey. Ne yazık ki, ne kadar sokağa atılmış çocuk varsa bir o kadar atılmak istenen annenin olduğu. Ne yazık ki böyle bir toplum olduk. Atasözünün dediği gibi “bir anne on çocuğa bakabilir ama on çocuk bir anneye bakamaz…” Şimdilerde şahit olduğum durumlar bunlar. (Sanırım bugün bardağımın dolu olduğu bir günündeyim! Karamsar!)

Ve sevgili okuyucularım bugün karamsarım, kaygılıyım. Ve sevgili okuyucularım, sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte. Ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Ayakkabıcı

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.

Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp: -Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!. Çocuk, ona dönerek: -Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.

-Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik,kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: -Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi. Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: -Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?

-Çok basit!. dedi, adam. Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler… Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek: -Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin? Çocuk, başını yanlara sallayıp: -Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!. -İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer.

Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder. Çocuk biraz düşünüp: -Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?

-Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: -Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu. -İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.  -Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur.

Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek -Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.

-Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi? -Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder. Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi.

Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu gerivererek: -Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!.. Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip: -Babam haklıymış!. dedi. ‘Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!’ demişti.

Günün Şiiri

ANNELER GÜNÜ

“Anneme ve bütün annelere”

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Kaç geceler bana ninni söylerdi
Hasta olunca oydu başucumda bekleyen
Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Uzun kış geceleri masal masaldı
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar
Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı
Akşam biraz geciksem yollara düşerdi
Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Bilirim yine kalbinde yerim anacığım
Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan
Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan
Vefalı ellerinden öperim anacığım.
Ümit Yaşar OĞUZCAN

ANNE

Nice günler kucağında yaşadım,
Ninniler söyledin, beni okşadım,
Her şeyim sendin, kolum kanadım,
Uzat ellerinden öpeyim anne.

Gözyaşlarını istiyor taşmak,
Evrende boştur, sensiz yaşamak,
Gurbete gidiyorum, son bir defa bak,
Uzat ellerinden öpeyim anne.

Günün Fıkrası

Fatih’in Yiğitleri

Bir gün Cennet’in kapıları şiddetle vurulmuş: -Güm Güm Güm !! İçeriden seslenmişler: -Kim o?

Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses: “ Biz İstanbul’u fetheden Fatih’in yiğitleriyiz! “ İçeriden “hoş geldiniz” diyerek kapılar ardına kadar açılmış ve yiğitleri içeriye buyur etmişler. Her şey çok güzel gidiyormuş. Ta ki, 40 yıl geçinceye kadar. Bir gün kapılar yine şiddetle çalınmış: “-Güm Güm Güm !!!”

İçeriden sormuşlar: “Kim o?” Dışarıdan gök gürültüsü gibi bir ses: “Biz İstanbul’u fetheden Fatih’in yiğitleriyiz!” İçeriden hemen cevaplamışlar: “Hadi len! Onlar 40 yıl önce geldi!” Dışarıdan yine ses gelmiş: “ Biz mehter takımıyız ancak geldik!!!”

Günün Sözü

Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır….!
Peyami SAFA