Şarkı Söylemeyi Unuttuk

0
8

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah?  Gece şiddetli yağan yağmura rağmen havalar sıcak, sıkıntılı, bakıntı dolu  tek kelime ile havamız yok, halimiz yok, canımız sıkkın, şarkı söylemeyi unuttuk.  Ve 2014 yazısı  o zaman da “ŞARKI SÖYLEMEYİ ÖZLEDİK” demişim. Ve devam etmişim aynen şimdi devam edeceğim gibi.

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bazen bir şarkıyla uyanırız hiç ilgisi olmayan. Ne sözlerini biliyoruz  önceden, ne tınısını. Ama nasıl oluyorsa oluyor adını, tınısını ve sözlerini bilmediğiniz  o şarkıyla uyanıyoruz? Avaz, avaz söylemek istiyoruz.

Küçükken, kardeşimle radyoculuk oynardık. Bazen spiker, bazen ses sanatçısı, bazen yorumcu olurduk. Ve radyomuzun sesi en yüksek perdeden yankılardı arka bahçede. Sesimiz akardı su gibi. Hiç şaşmazdı sözler, makamlar!!

Şimdi o zamanları çok özlüyorum. Arka bahçemizi ve kardeşimi ve avaz, avaz şarkı söylemeyi… Özellikle şimdi, içimden avaz, avaz söylemek geliyorken… Ve kendimi tutmakta zorlanıyorken…

Köpeklerimiz vardı ve kedilerimiz. Onları da özlüyorum. Tasma muhabbetti varken en üst perdeden. Tasmasızdı hepsi. Teklifsizdi inip çıkmaları iki taraflı merdivenlerden. Tavuklarımız vardı her gün yumurtlayan… Ve yumurtadan çıkmalarını beklediğimiz civcivlerimiz vardı. Kuluçka günlerini sayardık. Tam 21 gün. O gün okula gitmezdik eğer tatil değilse. Ya da geç giderdik. Yumurtayı kırıp teker, teker çıkışlarını izlerdik. Islak yapış, yapış ve minnacık…

Asla dokunamazdık anneleri tetikte olurdu. Normal zamanlarda  olmadığı gibi… Onları beslerdik ilerleyen zaman içinde, anneleri emanet etmeyi öğrenmiş olsa da yine en ufak bir şeyde  tırnaklarını ve gagasını hazır tutardı…

Ve ağaçlarımız vardı çiçeklerimiz. Ve bize bunları sevmeyi, korumayı, saygı göstermeyi öğreten büyüklerimiz vardı. Şarkımıza asla karışmayan… Pamuk var şimdi öğrencilerimle gelen onunda tasması yok. Ona “kızım” diyor Can, sevgiyle bakıyor yüzüne. Onlarda şarkı söylemek istiyorlar mı merak ediyorum? (soracağım geldiklerinde)

Acaba kapımın önünden geçip giden insanların içinden şarkı söylemek geliyor mu? Biraz  önce kapıdan başını uzatan ve garip,  garip sorgulayan  her şeyi inanılmaz gibi süzen, buz gibi  soğuk  cümleler kuran, siyah gözlüklü siyah kot pantolonlu  ve lacivert penye bluz giyen, saçları arkada gelişi güzel toplanmış genç hanım  hiç ömründe şarkı söylemiş mi?

Ya tam şu anda arabasını kapının önüne park eden  yakışıklı adam? Acaba bir şarkı mırıldanıyor olabilir mi  içinden şimdi?

Belki!!!

İnşallah!!!

Herkes şarkı söylesin istiyorum…

Biz küçük olmaktan çıktığımız da. Artık özeldi minik hayatlarımız. Odalarımız ayrılmış ama kilitsiz kapılar. (şimdiye dek kilitlemem kapımı). Kimse kimsenin odasına girmezdi patadak. Saygısızlıktı öyle pat kapı girmek, şunu bunu karıştırmak.

Nettik hiç sağa sola kaykılmadan konuşurduk.  Haksızlığa karşı koymayı, insanları ve hayvanları aşağılamamayı, ayırmamayı, şu bu o diye. Bize kimse öğretmedi. Büyüklerimiz yapmıyordu, bizde yapmadık. Bütün bunları yapanları gördükçe aynen civcivlerini korumaya alan tavuğumuz  gibi tırnaklarımızı hazır tutardık. Vicdanımız vardı.

Ve şarkı söylemeyi özlüyorum, radyoculuk oynamayı kardeşimi ve eski evimi  ve çocukluğumu ve çocukken sevdiğim her şeyi. Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte. Yase

& & & & &

Kınalı Ali

Üst teğmen Kemal cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla adın ne senin evladım’ der. Gocuk ‘Ali’ diye cevap verir. ‘Nerelisin?’ der. Ali Tokat Zile’denim der. Peki, evladım bu kafanın hali ne?’ Ali ‘anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım der. ‘Neden?’ der komutan. Ali ‘bilmiyorum komutanım’ der: Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar ‘sevgili anne babacım ellerinizden öperim ben burada çok iyiyim beni merak etmeyin’ diye başlar. Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına not düşer: Ali’nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. ‘Anacağım kafama kına yaktın burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler sakın kardeşim Ahmet’e de yakma onla da dalga geçmesinler der, ellerinden öptüm’ diye bitirir.

Aradan zaman geçer. İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker-teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış onların sayıları da epey azalmıştı Gelibolu düşmek üzereydi kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti onları insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu. Komutanların bu düşünceli hali gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile-bile çaresiz gönderir. Kınalı Ali’nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu-dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (Bu mektubun asli Çanakkale müzesinde sergilenmektedir.)

Babası anlatır, Ali’nin. ‘Oğlum Ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperim selam ederim dedikten sonra öküzü sattık paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da siz sakın bizi merak etmeyin bizi düşünmeyin der, köyü akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir Ali ananın da sana diyeceği bir şey var’ Anasını anlatır: ‘oğlum Ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler kardeşime de yakma demişsin kardeşine de yaktım komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler bizde 3 şeye kına yakarlar 1-Gelinlik kıza gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye 2-Kurbanlık koça ALLAH’a kurban olsun diye 3-Askere giden yiğitlerimize vatana kurban olsun diye…

Gözlerinden öper selam ederim ALLAH’a emanet olun’ Mektubu okuyan Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra-hıçkıra ağlamaktadırlar…

Günün Şiiri

Kır Türküsü

Yayılır karanlık sisler engine,

Korkarım, bakamam sana ben yine.

Yıllarca dalardım solgun rengine

Güneşten nur uman gözler yanmasa!

 

Vadide bir hazin nağme ürperdi;

Bu ıssız dağların sen misin derdi?

Üstünde yabani güller biterdi

Dereler, tepeler seni anmasa…

 

Çoşarak ruhunun bütün hevesi

Yükseldi uzaktan bir çoban sesi.

Bence bir, kırların ye’si,neşesi,

Kolların boynuma halkalanmasa!

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Kış Bahçeleri

Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta,

Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı

Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta,

Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çınaraltı.

 

Can verdi kışın sunduğu taslarla zehirden

Her gonca kızıl bir gül açarken yolumuzda,

Üstündeki son dallar ağarmış diye birden

Pas tuttu nihayet suların rengi havuzda.

 

Yerlerde gezen hatıralar var korulukta;

Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir.

Mehtaba çalan sapsarı benziyle ufukta,

Binlerce dalın verdiği tek meyva güneştir.

 

İçlenme tabiattaki yekpare kederden,

Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.

Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,

Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Anne

Sen baharda nazlı çiçek,

Ben çiçekte tombul böcek,

Sensin beni güldürecek,

Anneciğim, biriciğim.

Kulağımda tatlı sesin,

Ninni yavrum uyu dersin,

Sevgi bağın eksilmesin

Anneciğim, biriciğim.

Mevlüt KAPLAN

Günün Fıkrası

Temel İstanbul’a taşınmış. Bir akşam oturduğu apartmanın kapıcısı gelip; “Çööp” diye bağırınca Temel cevap vermiş; “İhtiyacccımız yok.”

Günün Sözü

Komşunu Sev Ama Aradaki Bahçe Duvarını Asla Kaldırma…
Benjamin FRANKLİN

Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.
W.Emerson

İnsanlara her gün balık vereceğinize, onlara balık tutmağı öğretin, sonunda siz rahat  edersiniz.
CONFUCTUS

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here