‘Okulsuz Toplum!’ Olur mu?

0
36

İlk anda hatırımıza, II.Abdülhamit’in son Maarif Nazırı Mustafa Haşim Paşaya ait; “Şu okullar olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim” nüktesi gelse de; okula toplumsal maruf yaşam bağlamında bir değer atfediyorsak, tartışmayı “olmaz elbette” yanıtıyla bitirebiliriz..

Ve fakat ben, İvan İllich’in, “Okulsuz Toplum” adlı kitabında, “insanın bireyselliğinin toplumsal bir kurum olan okulla zincirlendiği” iddiasından hareketle konuyu tartışmak, bu bağlamda önce, söz konusu kitabı bir anlamda özetleyen arka kapaktaki tanıtım yazısını tartışmaya veri anlamında aktarmak istiyorum..

“İvan İllich, değerlerin kurumsallaşmasına karşı duran Okulsuz Toplum adlı yapıtında, var olan eğitim sistemlerinin açmazlarını gösterip; eğitim ve öğrenimin okul dışına çekilmesi ve toplumun okuldan arındırılması gerektiğine değiniyor. Verimsiz, tekdüze eğitim izlenceleri yerine; bireyler arası yakınlığı, tüketici olmak yerine doğaya karşı sorumlu olmayı geçirip; bilginin tekelleşip metalaşmasına karşı çıkarken, istenilebilir bir geleceğin evrensel ve insancıl eğitim biçimleriyle gerçekleşeceği üzerinde duruyor.” (Çev; C. Öner,  Oda Y.)

“İnsanın bireyselliğinin, toplumsal bir kurum olan okulla zincirlendiği” yargısını, toplumsal bir varlık olan insanın, varlığı olduğu toplumsal hayatının diyalektiğine ve “zincirleme” kavramının da; “şuurlu bir hayatın yaşam boyu farkında olması veya farkına vardırılması süreci” tanımlı eğitimin doğasına aykırı bir hüküm olarak görüyorum..

Zincirlemeyle kastedilen, şayet insani ve toplumsal maruf değerlere bağlılık ise, bu bağlardan kopan bireyin bırakalım özgürlüğünü, özünü de benliğini de yitireceğini; “köklerinden kurtuluş, ağaç için özgürlük değildir” yargısından hareketle söyleyebiliriz diye düşünüyorum..

İllich’in 1970’li yıllarda yazdığı “Okulsuz Toplum” adlı kitabında, “Şu okullar olmasa…” nüktesinden herhangi bir ize rastlamadım.. Buna mukabil kitabın adı, her ne kadar yazarının okula karşı olduğu algısını oluştursa da, “Uluslararası eğitim okulsuzlaştırma aracılığıyla başarılamaz; eğitim meselesine günümüz okul tipine uygun, alternatif yapılı kurumlarla girişilirse başarı kazanır.” (s.9) “Toplumsal rollerin öğrenilmesi ve konumu okullaşmada siliniyor” (s.25) “Okulda uygulamaya ait, tatbiki değeri olan özelliklerle ilinti kurulmuyor.” (s.26)  ve “Alternatif eğitim yolları araştırmalı, adını ‘okul’ koyduğumuz kavram üzerinde anlaşmalıyız.” (s.42) cümlelerine atıfla, onun eleştirilerinin, okulun kurumsal varlığından çok işlevine yönelik olduğunu düşünüyorum..

Okulun işlevsel tanımının; “üretilmiş bilgileri aktarırken yeniden üreterek çocukların zihinsel yetilerini süreç içerisinde olabildiğince geliştiren, kazandırılacak beceri ve yeteneklerle sosyal değişmeyi yönlendiren ve çocukları sürekli değişerek gelişen toplumsal yaşama hazırlayan sosyal kurumdur” şeklinde yapıldığını biliyoruz.. Artı; okulun işlevsel tanımında; her ülkenin kendine özgü tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel yapısına ve ihtiyaçlarına uygun maruf milli özellikler bulunduğunu da bilmiyor değiliz..

Dolayısıyla ben, insanlığımızın ahlaki, toplumumuzun milli ve manevi değerleriyle etkileşimli yapılandırma mühendisliğini eğitimin işlevi; bu bağlamda eğitimcilerimizi de birer “toplum mühendisi” olarak  kabul ediyorum.. Ve fakat kimi eğitimciler, bireyi belirli ilkeler içinde şekillendirdiği, özgünlüğünü de güya yok ettiği savıyla toplum mühendisliği olgusunu kabul etmez.. İyi de, peki ülke yurttaşlığını giyinmeden dünya vatandaşlığına soyunan bu tür eğitimciler, okula alternatif öğretim ağcılarının, stüdyo tarzı sanal mecralarda ticari çoklu etkileşim ortamlarıyla bireyleri yapılandıran “küreselcilik” teorisyenlerinin de, gerçekte birer toplum mühendisi olduklarını acaba bilmezler mi?

Kendisi de bu bağlamda bir toplum mühendisi olan İllich, “Okul öğrencide bilişsel gelişimi, rasyonel düşünmeyi, zihinsel bağımsızlığı sağlayamamaktadır” diyor ve hükmünü veriyor; “Dolayısıyla geleceğin toplumları okulsuzlaşmayı seçecektir.”

İllich’in bu yargısının, fiziksel eğitim mekânlarının yerini stüdyo tarzı sanal mecraların almakta olduğu günümüz internet dünyasında kısmen doğrulandığını kimse inkar edemez elbette..  Ve fakat bununla birlikte ben, “eğitime erişimde eşitlik de dahil” maruf değerlerin kurumsallaşması bağlamında okulların sorunlu da olsa toplumsal bir kurum anlamında ‘zorunlu’ varlığını sürdüreceği gerçeğinin de inkar edilemez olduğunu düşünüyor ve ikinci yarı yıl “okul” çalışmalarında tüm öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerimize başarılar diliyorum..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com