Gökten Dört Elma Düştü

0
108

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah güzel bir masala ne dersiniz Evvel zaman içinde diye başlayan.  Belki iyi gelir sinirlerimize…

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde… Çok zengin bir ülkenin, çok güzel bir kraliçesi varmış. Halk onu çok seviyormuş, çünkü güzel olduğu kadar akıllı ve adaletli ve iyi kalpliymiş. Bu yüzden ülkelerinde rahat mutlu yaşarlarmış. Bir gün çok uzaklardan bir atlının tozu dumana katarak geldiğini görür gözcüler. Hemen kraliçeye gidip haber veriler. Kraliçe “bekleyelim bakalım” der. Nerden gelir nereye gider muradı nedir? “Siyah bir at üzerinde siyahlara bürünmüş siyahi süvari  gelir ve  ülkenin  giriş  kapısında durur yeri göğü inleten bir sesle “kapıyı aç” diye seslenir nöbetçiye. Nöbetçi şaşkın, korkak açar kapıyı, atı terli, kendisi terli siyahi sürücü saraya doğru yol alır, tozu dumana katarak. Halk huzurla dolaştığı yollarda bu garip tozu dumana katan sürücüyü görünce hemen evlerine  sığınıp kapı ve pencerelerini sıkıca kapatırlar.  Sürücü hiç hız kesmeden  saraya gelir ve destursuz kraliçenin huzuruna çıkar. Kraliçe  dimdik  durarak bu siyah giysili, siyah kocaman adamı karşılar. Siyah adam normal insan boyunun iki katı ve bir o kadarda kilolu, buna rağmen kraliçe hiç  korkmaz. Aksine adamı  büyük bir sükunetle süzer.

Adam hemen söze gelir. “Ben devler ülkesinden geliyorum. Ve bize katılmanızı istiyorum.” Kraliçe şaşırır nasıl olur biz der ülkemizde rahat ve huzur içinde yaşıyoruz, neden sizin ülkeye katılalım ki üstelik sizi tanımıyoruz, görünüşünüz bile bize yabancı. Siyah adam “ya bize katılırsınız ya da sizi yok ederiz” diye son sözü söyler. Kraliçe zaman kazanmak için halkıma sorayım der. Halkı sen bilirsin der. Çünkü sen bizi hiçbir zaman üzmedin bizde seni üzmeyeceğiz. Sen ne dersen onu yapacağız savaşmamızı istersen savaşırız istersen teslim oluruz. Hayır der kraliçe teslim olmayacağız hiçbir zaman. Bekleyin  sonra size yeniden döneceğim.

Kraliçe sürücüye güzellikle  hitap eder onu  güzel bir odada ağırlar güzel yiyecekler sunar. Ve karar vermek zorunda olduğunu söyleyerek odasına çekilir.

Kraliçe güzel ve güzel olduğu kadar da olağan üstü meziyetleri de olan bir kadındı. Onları gizlemişti çünkü meziyetlerini kullanmak için gerek olmamıştı. Şimdi ise tam zamanıydı, bu yüzden meziyetlerini sakladığı sandıktan dışarı saldı. Aralarında  gerekenleri seçti. Ve hemen nasıl uygularım diye düşünmeye başladı. Kararını verince de meclisini topladı ve kararını bildirdi.  Ben dedi bu siyah adamın devler ülkesine gideceğim. Ve orayı göreceğim. Sonra sizinle tekrar konuşuruz. Hemen hazırlıkları yapın sabah erken yola çıkacağım. İçerde yatan adama gelince onun için bir iksir hazırladım ben gelene dek odasında mışıl mışıl uyuyacak. Onu merak etmeyin size bir şey yapamaz.

Halkı korkar siz o uzun yollarda helak olursunuz der. Ama kraliçe aldırmaz. Doğru bildiğin yol her zaman en kolayıdır der. Bu yüzden korkmayın. Ve yanına birkaç muhafız alarak  yola çıkar. Az gider uz gider dere tepe düz gider ve bir dağın ardına  yayılmış  siyah giysili, siyah devler ülkesine gelir. Uzaktan etrafı şöyle bir inceler  ve dünyada nasıl olurda böyle bir ülke olabilir diye şaşırır ancak korkmaz ve  maiyetindeki askerlere sakin olmalarını ve kendisini izlemlerini söyler. Sonra  hep birlikte bayırı aşıp ülkeye girerler muhafızı olmayan kapıdan  ve ne görsünler  her taraf devlerle dolu. Yürüyen, alışveriş yapan… Dikkat etmeseler ayakları altında ezilmeleri iş bile değil. Bu yüzünden atlarını büyük bir ustalıkla saraya doğru sürerler kimse onların farkında olmamıştı bile ya da onlar öyle sanıyordu. Saraya geldiklerinde, saray muhafızlarının yalnızca  büyük adamlar olduğunu görürler yani dev falan değiller.. Kraliçe  çok şaşırır ama zaten onlara gelen sürücüde dev değildi. Yani bu ne demekti şimdi. Devleri büyük kocaman insanlar mı yönetiyordu? Belki diyerek kraliçe huzura çıkar yanındaki  muhafızları ile. Kimse onlara dokunmaz. Ve tahta yaklaşınca nerdeyse küçük dilini yutacak kadar şaşırırlar. Çünkü tahtta oturan bir dev anası, tahta kurulmuş iki göğsünden iki minik dev süt emiyor büyük bir iştahla. Manzara çok korkunç görünmesine rağmen  tahtta oturan bir anneydi. Ve süt emen dev bile olsa bebekleriydi yani korkunç ama sıcacık bir görüntü vardı. Ve kraliçe şaşkınlığını hemen yenip saygıyla dev anasının önünde eğilir. Bize katılmak için mi geldiniz diye gürler dev anası süt emen  bebek  devler bu ses karşısında aniden süt emmeyi kesip  gelene bakarlar. Gelen  şimdiye dek görmedikleri güzellikte bir minik kadındı. Çok etkilenirler analarının  kucağından inip  ayakta duran kraliçenin yanına giderler. Hayran, hayran onu izlemeye başlarlar.  Dev anası da bu görüntüden çok etkilenmiştir. Ve kraliçeyi yanına çağırır oturacak yer gösterir.

“Sen cesaret edip devler ülkesine geldin der cesaretine hayranım  devler isteseydi seni daha kapıdan girmeden ayaklarının altında ezerlerdi. Ancak onlar bunu yapmadı çünkü biz cesur insanları severiz. Ve bizi ziyarete gelen ilk insansın, yüzyıllardır burada  yaşıyoruz ve bizi kimse ziyaret etmedi. Sizin varlığınızı tesadüfen öğrendik ve  aslında sizinle tanışmaktı amacımız ancak ne olduğunuzu  bilmiyorduk kuşkuluyduk. Biz aslında kötü değiliz. Bizde bir zamanlar sizin gibiydik.  Şimdi şuraya otur sana anlatacağım  başımızdan geçenleri der. İki bebek dev koşup analarının göğüslerine  yapışırlar. Pür dikkat kesilerek annelerini dinlerken süt emmeye başlarlar, lukur, lukur emme sesleri sarayın taş duvarlarında yankılandığından anaları yine etrafı titreten bir sesle başlar anlatmaya.

Bir zamanlar çok güzel bir ülkede, çok güzel insanlar olarak, çok güzel ve mutlu yaşardık. Bir gün aniden  nerden çıktığı belli olmayan kötü insanlar ülkemize geldi ve vatandaşlarımızın arasına kin tohumlarını attılar. Ülkemiz karıştı, bu karışıklık tanrıların gücüne gitti ve bir gün bir fırtına koptu, yeri göğü tersyüz etti. Her şey yok oldu. Yalnız benle kardeşim kaldık, ikizim olan kız kardeşim de yanımızdaydı ama   bir dalga onu aramızdan almıştı. Yıkık bir duvar dibine sığınmıştık, dilimize bir ağıt yapışmıştı. “Ah vah ederim anam babam  yok oldu. Dağlar deniz, denizler dağ oldu, kız kardeşimi dalgalar yuttu.  Ah vah yalnız kaldık bu alemde karanlıklar içinde.” Gözlerimizden yaşlar akıyordu simsiyah. Birbirimize sarılmış bekleşirken. Aniden bir ışık parladı. Ve o ışıktan siyah giysili şeytan gibi kırmızı kulakları olan  bir dev indi, korkudan titreşiyorduk kardeşim ağlıyordu. Şeytan kılıklı dev elini uzatıp ikimizi de yerden kaldırdı avucunda, kalın dudaklarından çıkan nefesten uçmamak  için  kardeşimle sarıldıkça sarılıyorduk

“Bütün ailen yok  oldu. Seni kendime seçtim  ama yinede soruyorum  bana varır mısın?”

“Nasıl olur sen bir devsin.” Olsun dedi sende bir dev olursun. Kırmızı kulaklı ve siyah bir dev olduğu halde kötü kalpli değildi ve bana yardım etmek istiyordu.  Bir an düşündüm ne yapabilirdim ki başka? Teklifini kabul ettim. Ve bir tek yüzüme üfledi aniden  dev kesildim.. Kardeşim yere düştü o üflemeden. O dev olmadı. Şimdi   gördüğün büyük insanlar onun zürriyetinden gelenler. Bense dev doğurmak zorunda kaldım. Kocam olan dev, aslında  bir kralmış kaf dağında hüküm süren. Kötü bir büyücü ona uymadığından  şeytan kılığına sokmuş. Ve yerin dibine  göndermiş. Ülkesini de  kendi yönetmeye başlamış  kötülükle ve zulümle. Bizim ülkede fırtına kopunca  yer gök yer değiştirince kırmızı  kulaklı dev gün yüzüne çıkıp beni bulmuş… Şimdi rahmetli olan eşim anlatmıştı bunları bana ölmeden önce ve demişti ki bu büyüyü  bozacak bir tek insan olabilir, ülkesini sevgiyle, adaletle yöneten, bir kraliçenin dokunuşu. Kendisi ölmeden önce kaf dağındaki büyücülerin el koyduğu ülkesine giderek onları bir gece yarısı kendi silahları ile öbür aleme yollamıştı  ama büyü çözülmemişti. Ölüm döşeğinde olan bir  ihtiyar  kadın, ölmeden  önce ona büyüyü  ancak ülkesini adaletle yöneten  ve sevgiyle yöneten bir kraliçenin bozabileceğini söylemiş. Aradık ve  seni bulduk, şimdi senden bir ricamız olacak. Bize teker, teker dokunabilir misin? Kraliçe çok etkilenmiş. Ve ilk olarak analarının  dev göğüslerinden süt emen bebek devlere dokunmuş. Devler bir anda normal boyuta geldikleri için az kalsın eziliyorlarmış anaların göğüslerin altında. Sonra hemen dev anasına dokunmuş ve dev anası dünyalar güzeli bir kadına dönmüş ve ne tuhaftır ki aynen kraliçeye benziyormuş.

Ellerinin  ayalarındaki siyah benler aynıymış. Anlamışlar ki onlar birbirini kaybeden kardeşlermiş aslında. Ve iki kardeş sarışıp ağlaşmaya başlamışlar. Dev anasının normale döndüğünü duyanlar saraya gelmeye başlamışlar. Günler, haftalar süren tek, tek dokunuşlardan sonra devler ülkesi  normal insanlar ülkesine dönmüş ancak adı devler ülkesi olarak kalmış çünkü onların ilk kurucuları devlerdi ve dev gibi  insanlar olarak onları yönetmişlerdi bunu hiç unutmak istemiyorlardı. Devler ülkesi ve  kraliçenin  sevgi ülkesi birleşmeden ama kardeşçe yaşamaya devam etmişler  asırlar boyu.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevitine. Gökten  dört  elma düşmüş. Biri sevgi ülkesine biri adalet ülkesine biri   devler ülkesine biri de  kaf dağına. Sonra bir yürek düşmüş gökten kocaman, bütün elmaları almış içine “hepimiz birimiz için” demiş. Sağlıkla, sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım ayrımsız gayrımsız. Her zaman hep birlikte… Yase

& & & & &

Günün Sözü

Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

Mevlana

Dehanın ilk ve en büyük şartı, gerçeği sevmektir.

GOETHE

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here