Emeğe Övgü!

0
62

“Alın terinin düştüğü yerlerde / umutlar göllenir önce / sonra tomurcuklanır güller / vahalarda levhalar yeşerir / ışır gecelerde çöller / içimi değişir kapalı dudakların / çünkü açıktır kelimeler / pınarlı duraklar seçimi hecelerden / lekesiz çıkar renkler / toprakta tohumun değişir biçimi.”

Bu dizeler, “Uygarlığın Serasına Övgü” başlıklı şiirden.. “Ulusal Eğitim Emekçilerine” atıfla yazdığım söz konusu şiir, Ocak 2004 tarihli, 289 sayılı Öğretmen Dünyası adlı dergide yayımlanmıştı.. Devamında şu dizeler vardı.. “Alın terinin düştüğü yerlerde / önce karanlık yarılır / ışığa boğulur gölgeler / derneği dağılır putların / şirki terk eder nehirler / yürekler tufana kanar / konar zeytinli kollara güvercin / şiirlere iner gemiler. // Alın terinin düştüğü yerlerde / değişir resmi ütopyaların / ismi kurtulur kopyalarından / birlikte çoğalır sevgiler / barışı teksirler mürekkep / uygarlığı taşır tebeşirler.  // Alın terinin düştüğü yerlerde / aydınlığa cemrelenir çocuklar / kavgasız açar binlerce kucak / kaygısız açar binlerce çiçek / ey rahmetin iksiri emek / hay mübarek / sana saygılar / sana övgüler.”

Yarın, 1 Mayıs.. Uygarlığın serasında yer alan değerlerin sayım günü.. Değeri üreten işçileri, emekçileri sayma ve saygılarla alkışlama günü..

“Benim babam demiryol işçisiydi / ekmek taşıyan ellerini öperdim travers kokardı” Bu dizeler de “Telgraflar Çekilirdi Eskiden” başlıklı şiirden.. Babamın hatırasına atıfla yazdığım söz konusu şiir,  Eylül 2006 tarihli, 321 sayılı Öğretmen Dünyası adlı dergide yayımlanmıştı.. Şu dizeler vardı şiirin devamında.. “Emeğini katarlardı / istasyonlar gülerdi gözlerinde / çok okurdu benim babam tünelsizdi kitapları / kataraktan iki kez ameliyat oldu / gözlükleri vardı camları kalındı / ışıklar yansırdı saçlarından / karanlıkları kovan türküler söylerdi / dokunaklıydı sesi / inceydi yüreği sevgi doluydu herkesi tanırdı. / Uzundu upuzundu boyu raylı duraklarda trenlere sığmazdı / sığmazdı kelimelere cümlesi uzundu düşlerinin / cemre toplardı bize oyunlarımızda / yağmurlarda önce dağlar ıslanırdı omuzlarında / gurbet derdi / sıla derdi / neler demezdi ki şiirliydi dudakları / sihirli sözleri sevmezdi / boyun eğmezdi ite kopuğa / kalleşi korkağı sevmezdi / sevmezdi yılanı yalanı / talanı çalanı / soyguncu düzeni sevmezdi / sevmezdi sömüreni / semireni / kemireni / ezeni / sevmezdi kalemi temlikliyi / yemlikli yazarı çizeri / gericiyi softayı sevmezdi / sevmezdi karanlık çağı / geceyi uykuyu / sevmezdi yılışığı / sevmezdi arsızı hırsızı namussuzu /  sevmezdi alçağı / Demiryol işçisiydi benim babam /  makaslı yollarda limitsiz bir devdi / severdi şakayı / herkesin yüzü gülsün isterdi / Münir’di adı severdi ışıkları / severdi aşıkları nehirliydi / onurluydu benim babam yüreği bıçaklı / çocukları çiçekleri emekçileri severdi / severdi helal ekmeği / emeği yazanı / severdi dirliği birliği yoksulu / sağda solda hak yolunda / severdi canları insanları / işçiydi / emekli oldu öldü / mirasından ne kaldı bize / ey emek / ki yarınların kılavuzu / ve insan oluşun erdemli havuzu.”

Zihinsel ve bedensel emeğin, insan oluşun başlangıcından beri var olduğuna inanıyorum ben..  Rab talimli zihinsel emeğimizle, Tanrısal isimleri öğrenip insan olmamızı zikredebilirim bu bağlamda.. Bu bağlamda zikredebilirim “emeksiz yemek” sömürüsünün “haram” kılınmasını ve “yasak meyveye” dokunmamız sonrasında yeryüzüne indirilmemizi.. İnsan olmak; uzak kalmaktır haramdan! Ve bulmaktır alın terinde helal ekmeği!

Anne, babaların bilinçli emeğiyle büyür çocuklar.. Çocuklar sayar anne ve babalarının emeklerini.. Bu sayımla ışır bilinçleri.. Bu bilinçle emekler, bu bilinçle kalkarlar ayağa.. Ve bu bilinçle eğerler, emeğin karşısında, saygıyla başlarını.. Farkına varabilirsek saygının kökenindeki saymak eyleminin “mal yığmayla” değil emekle olan ilişkisini, mala mülke değil, emeğe eğebiliriz o zaman saygıyla başımızı.. Bu bağlamda “veyl” denmeden hatırlayabiliriz temel insani yasamızı: “Ve en leyse lil insani illa ma say.” (Necm suresi, 39.ayet) Meali: “Doğrusu insanın sa’yinden (emeğinden) başkası kendinin değil.”

“Say” sözcüğü, emek anlamına gelir Arapça.. Emeğin toplumsallığını içeren, mesai de “say” kökünden gelir.. “Ameli Salih” denir mesaideki barışa, kardeşliğe yönelik kafa/kol emeğiyle çalışma tümlüğünün adına.. Ve fakat tarihsel süreçte emeği “darp edenler”  tarafından “kafa kola” alındığı da bir gerçektir ekmeğimizin.. Ekmeğimize göz diken “haramilerden” korunmak ve savunmak amaçlı toplumsal emekle ürettiğimiz değerlerimizin doğasında yer alır mücadele ve dayanışma.. Toplumsal emeğimizin tarihsel tahakkukudur mesela Cumhuriyetimiz.. Bu düşüncelerle  kutluyorum emeğin dayanışma gününü..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here