Ahududu Tiyatro Oyunu

0
167

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yıllar önce İstanbul’da izlediğim Ahududu oyununun tadı damağımda kalmıştı. Yıllar sonra nihayet Asi medyanın girişimi ile geçen gece yeniden izleme olanağımız oldu. Bir kez daha hatta on kez bile izlenebilecek bir oyun zaten dünyada en çok izlenenlerden biri. Joseph Kesselring’in “Arsenic and Old Lace” adlı eserini Nedim Saban yeniden derlemiş. Evet yıllar önce izlediğimde oyunun oyuncuları da, oyunda değişikti, bendenizde öğrenciydim ama oyundan aldığım tat o günkü gibiydi  aynı. Oyuna can veren Melek Baykal’ı hepimiz Ferhunde hanımlar dizisinden tanıyoruz. Yıllar sonra Melek Baykal ve Suna Keskin, Nedim Saban’la birlikte, Tiyatrokare’nin yeni oyunu Ahududu’da buluşmuş. Nedim Saban bu oyun ile yıllardan sonra oyuncu olarak tiyatroya yeniden dönmüş oldu.

Kara komedinin en iyi örneklerinden sayılan “Ahududu” oyunu insanları huzura kavuşturmak, yalnızlıklarından kurtarmak için zehirleyen Müşfike ile Mürşide ve onların çevresindekilerin hikâyesini anlatıyor. Hem güldürüyor, hem düşündürüyor, iki saat soluksuz izledik oyunu. Son günlerde mutlu olduğumuzu algıladığımız zamanlardan birini yaşadık. Hafif bir tebessüm çok yakıştı endişe ile kasılmış yüzümüze.

Ve sevgili okuyucularım biz insanlar çok garibiz. Tiyatroya gideriz ama kurallardan habersiz ya da haberimiz varda takmayız. Yani dünyanın hiçbir yerinde oyun başladıktan sonra salona izleyici alınmaz.  Yani oyun başlamadan belki on kez uyarıyorlar (oyun başlamasına 15 dakika var, 10 dakika var, 5 dakika var) diye. Bu sevgili tiyatro severler sanırsınız ki dışarıda sohbet etmeye gelmişler, oyun başladıktan sonra herkesin ayaklarına, bacaklarına çarpa çarpa yerlerine geçmeye çalışırlar. Ne bir izin isteme ne de verdiği rahatsızlıktan dolayı bir özür lakırdısı etmeden! Üstelik cep telefonları açık zırt pırt çalar, yetmez kendi aralarında mırıl mırıl!  Oyun sonunda da zaten nefes nefese kalmış, yorulmuş oyuncularla teker teker resim çektirmeye çalışırlar. Toplu resim istemezler çünkü havaları yarım kalır!

Valla sevgili okuyucularım ne yazık ki İskenderun’da bu hep böyleydi ve hep böyle kaldı. Biz öğrenciyken kendimizi paralardık saatinde orada olalım diye yoksa ilk yarıyı bekleme odasında geçirmek kader olmazdı, acaba bir gün öğrenebilecek miyiz başkasına göstereceğimiz saygının aslında kendimize olan saygımız olduğunu? İnşallah diyorum.

Ve başka bir sorunu var tiyatro severlerin, panel ya da konferansa katılanların. İstanbul’da olsa gecenin bir saati dışarı çıktıklarında belediye otobüsünün onları beklediğini bilirlerdi. Yalnız olanlar değil araçları olmayanlar için nasıl bir kolaylık, nasıl bir güven duygusu anlatamam… Bendeniz bazen yalnız olurdum ve gecenin bir saatinde eve dönenebileceğimi bilmesem tiyatroya gitmek hayal olabilirdi. Ancak bu sayede çok rahattım. Koca otobüste tek başıma eve döndüğüm günlerin sayısı azımsanmayacak kadar üstelik. Ama İskenderun’da gece tiyatroya, sinemaya gitsen eve dönmek için dolmuş bulamazsın otobüs zaten yok? Yaya dönmek içinde artık cesaret ve de en azından dövüş sanatlarından birini bilmeniz gerekiyor kendinizi koruyabilmek için.

Yani arkadaşım geçenlerde işten çıkmış saat daha 20.30 bile değil. İskenderun’un en büyük  caddelerinden birinde evine metreler kala motosikletli kapkaççıların tacizine uğramış; sırt çantasını kapmaya çalışmışlar kızcağızı da metrelerce sürüklemişler çanta omzundan kaymadığı  için bırakmak zorunda kalmışlar sonunda. Yardım çığlıklarına bir tek kişi bile gelmemiş. Yara bere ve korkudan beti benzi atmış vaziyette kendini eve zor atmış. Bu şekilde ne yazık ki korku hepimizin efendisi durumuna geldi. Yani bendeniz bile tiyatrodan çıktıktan sonra yürüyüş olur diye Yazıcıoğlu konservatuarından eve kadar bile yalnız dönmeyi göze alamadım. Arkadaşımı bekledim gelsin diye ama belediye otobüsü olsaydı kimse kimseyi beklemezdi. Ne gitmek ne de geri dönmek için. Bu sayede özgüvenimizde yerine gelirdi.

Ve sevgili okuyucularım her şeye rağmen umudum var gelecekten. Ve şimdi sağlıkla, sevgiyle, sanatla, birlik ve beraberlikle kalalım sevgili okuyucularım ayrımsız gayrımsız. Yase

Günün Şiiri

Dünyanın Bütün Çiçekleri

“Bana çiçek getirin, dünyanın bütün

çiçeklerini buraya getirin!”

Köy öğretmeni Şefik Sınığ’ın son sözleri.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Bütün çiçekleri getirin buraya,

Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,

Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer

Bütün köy çocuklarını getirin buraya,

Son bir ders vereceğim onlara,

Son şarkımı söyleyeceğim,

Getirin getirin…ve sonra öleceğim.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,

Kaderleri bana benzeyen,

Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,

Geniş ovalarda kaybolur kokuları…

Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,

Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,

Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini

Bacımın suladığı fesleğenleri,

Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,

Avluların pembe entarili hatmisini,

Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.

Aman Isparta güllerini de unutmayın

Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.

Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.

Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,

Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,

Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,

Ne güller fışkırır çilelerimden,

Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,

Korkmadım, korkmuyorum ölümden,

Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Baharda Polatlı kırlarında açan,

Güz geldi mi Kopdağına göçen,

Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.

Muş ovasından, Ağrı eteğinden,

Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden

Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,

Eğin türkülerinin içine gömün beni.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

En güzellerini saymadım çiçeklerin,

Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.

Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,

Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,

O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.

Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,

Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,

Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.

Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,

Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,

Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,

Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,

Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

 

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,

Okulun duvarı çöktü altında kaldım,

Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,

Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,

Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,

Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,

Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.

Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,

Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf KANSU

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here