Şiir Günü Olsun Bugün!

0
68

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Bu sabah şiir var dağarcığımızda… İlk olarak İbrahim Sadri’nin ‘Kuş Hatıraları’ güzel ve uzun şiirini okuyalım. Umarım okumaktan zevk alırsınız. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım. Yase

Kuş Hatıraları

Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar

rüyalarımıza melekler uğrardı.

Kapımızdan yoğurtçu

bahçemizden ishakkuşu

kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

Kışın bir sobamız olurdu, sobanın yanında kedimiz

kedinin önünde yün yumağı bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan yurdun üç tarafı denizlerle çevrili

kuru üzüm incir fındık

tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren

kuru üzüm ve inciri satan

karşılığında çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan

bir toprağın fertleri…

Biraz yoksul biraz mütevekkil

biraz mahcup biraz kırılgan, biraz naif ama hep umutlu…

Özlerdik.

Memleketteki halamızı

ince doğranmış bir dilim pastırmayı

yurttan sesler korosunu, akşam komşuluklarını

radyo tiyatrolarını, sabah ezanını

kalaycıyı, bozacıyı

münir nureddin şarkılarını

orhan boran yarışmalarını

kandil gecelerini duvar sarmaşıklarını

bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını

okul önü koz helvalarını, akşam oturmalarını

ve hayatı…

Top oynardık, ip atlar kedi kovalar

taşlarla birbirimizin başını yarar

mahalle savaşları çıkarır

gece olunca da tutar babalarımızın elinden

yazlık sinemalara gider

Sadri Alışık Vahi Öz

Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder

Olimpos gazozları içer, güler eğlenir bağırır çağırır

dönerken yıldızları sayardık.

Biz sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı

onlara isim takardık, onlar da bize isim takardı

pus ve dumandan önce bu şehrin

geceleri göz kırpan ve isimleri takılan yıldızları vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik

biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri

olmazdı

Bir değirmendeydik öğütülen

öğütülürken türküler söyleyen

buğday başaklarına benziyorduk.

Ben,

çorbalardan tarhanayı

yemeklerden kuru fasulyayı

sigaralardan Harmanı

belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk

ziller bozuk paralar bozuk ama adamlar sağlam idi.

Bu şehrin yıldızları vardı.

Saçlarına kurdelalar takan

çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına

leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan

gözleri önünde, yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde

küçük çocukları vardı bu şehrin

bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçe’yi amcam Vefa’yı tutardı.

Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.

Taksimden Fatihe troleybüs kalkar

Şişhanede mutlak raydan çıkardı.

Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karacan’nın adına bir tiyatro binası yoktu

bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı

gönlümüz daralırdı komşumuz vardı

çorbamızı,umutlarımızı,

memleket kadar kalbimiz paylaştığımız

komşularımız vardı.

Geceleri bekçimiz, gündüzleri sütçümüz

bizim kadar zayıf da olsa

nohuta ve makarnaya alışmış da olsa

Sarman adında bir kedimiz

ceplerimizde kırık misketlerimiz

çamur bulaşığı ellerimiz

ve gülümseyen bir yüzümüz

kimseye göstermekten utanmayacağımız bir içimiz

biraraya gelerek çektirebileceğimiz

bir aile fotoğrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin

Ayvansaray iskelesinden hayal ülkesine doğru demir alan

bir şirket-i hayriyye vapuru gibi aramızdan ayrıldığını gördük

Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı  gazeteler.

Süheyla hanımın Raci beyin, Melahat, Mehveş ablanın

Niko’nun Ercüment efendinin çekildiğini ise

yazmadılar nedense…

Ama yok ama yoklar.

Ne Harman sigarası kaldı geriye

ne Olimpus gazozu, ne Sadri Alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi

belki suya düşürdüğümüz suretimizin

cep aynamıza nüktedan bir yansımaydı herşey.

Herşey Maltepe sigarasının

hep arandığında

her bakkalda bulunabilmesi ile

büyüsünü kaybetmişti belki de .

belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı. Hadi hepsi hayaldi.

Hadi hepsini ben uydurmuştum.

Ama rüyalarımızın melekleri

ve soframızın daim konukları kuşlar?

Ya onlar?

Onları siz de görmediniz mi?

Sizin de sofranıza konup rüyalarınıza uğramadılar mı?

Onlar da mı yalandı?

İbrahim SADRİ

Günün Şiiri

İnsanlığın Sınırları

Eğer o eski

Mübarek Tanrı,

Devrilip dönen

Bulutlar üstünden

Mutlu şimşekler

Serperse yere;

Kalbimde çocuksu

Bir bağ ve korku,

Öperim sarılıp

Eteklerini.

Çünkü bir insan

Mutlu Tanrılarla

Ölçmesin kendini.

Kalkıp yerinden

Değerse başıyla

Yıldızlı göklere,

Kurtulur ayağı

Bastığı topraktan

Eğlenir yel, bulut

Bu hevesiyle.

Fakat o, kemiği

Etiyle yiğitçe,

Durarak basarsa

Bu sağlam yapılı

Dünyanın böğrüne;

Yetişmez o zaman

Benzetmek kendini

Bir asma dalına

Yahut meşeye

Nedir ayıran

Tanrıyı kişiden?

Sayısız dalgalar,

Durmadan değişen,

Ölümsüz bir akış:

Bir dalga kaldırır,

Bir dalga yok eder

Ve bizi batırır.

Küçücük bir çember

Sınırlar bu ömrü.

Sayısız nesiller

Durmadan dizilir

Daima var olan

Bu sonsuz zincire.

Johann Wolfgang Von GOETHE

Çeviri: Selâhattin BATU

Günün Fıkrası

Padişah ile Vezir tartışmaya başlamış. Padişah, vezire, “En büyük ve en güçlü benim. Sen benim emrimdesin” demiş. Vezir, “Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun” diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişah’la vezir, bir çobanın yanına gitmiş ve konuya direkt girmemek için çobana sormuşlar; “-Senin koyunun mu büyük ineğin mi?” Çoban “İnek” demiş. “-Keçin mi büyük, öküzün mü?” Çoban “Öküzüm tabii ki” deyince, kilit soruyu yöneltmişler çobana; “-Söyle bakalım, Padişah mı büyük, vezir mi?” Çoban hiç düşünmeden yanıtlamış. “-Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum…”

Günün Sözleri

Herkes başkalarını kendi gibi bilir. Bir insanı tanımanın en kolay yolu ona ‘insanlar nasıl sence?’ diye sormaktır…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here