Regaip Kandili Mübarek Olsun, Barış ve Sevgiye, Kardeşliğe Vesile Olsun Dilerim…

1
48

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız  bu sabah? Üç aylara girdiğimiz bu günlerde Receb ayının  ilk Perşembesini Cumaya bağlayan gece Regaip kandilini kutladık. Cenab-ı Allah, zamanlar içinde  mukaddes zamanlar yaratmıştır. Zamanlar içinde yarattığı mukaddes zamanlardan birisi de; Müslümanların üç aylar diye bildikleri “Receb, Şaban ve Ramazan” aylarıdır.

Dinî literatürümüzde de “Üç Aylar”ın Müslümanlar için değeri büyüktür. Regaip gecesi üç ayların ilk gecesidir ve anlamı, rağbet olunan, bol ihsan ve değerli hediyeler demektir. Receb’in ilk Perşembe’yi Cuma’ya  bağlayan geceden ihsan ve ikramlar beklenildiği için o geceye “Regâib Gecesi” denmiştir. Bazı eserlerde Rasülullah’ın o gece annesinin rahmine düştüğü  yazılır. Bu tartışma götüren bir konudur. Ve inanç meselsidir bence.

Sevgili okuyucularım üç ayları ve Regaip gecesini idrak ettiğimiz şu günlerde dünya ya ve ülkemize barış diliyorum. Büyük Türk Atatürk’ün dediği gibi “Dünyada Sulh Cihanda Sulh”.

Hepimizin Regaip kandili ve üç ayları mübarek olsun. Ve  iyiliklere doğruluklara ve barışa vesile olsun diyorum. Resulullah (s.a.v) mübarek üç ayların başlangıcında buyururlardı ki “Allah’ım, Recebi ve Şabanı bizler için bereketli kıl, ve bizi Ramazana kavuştur.’’

Yoğun ve karmaşa içinde geçen günlerden haftalardan ve aylardan sonra işte mübarek üç aylar geldi, bu aziz misafirleri onlara yaraşır şekilde ağırlayalım. Rahmetinden, bereketinden nasibimizi alalım ki, gönüllerimiz nurlansın, yüzlerimiz aydınlansın, evlerimiz bereketle dolsun, hatta taşsın ki, içinde bulunduğumuz toplumlarda bizim mübarek günlerimizi, gecelerimizi ve aylarımızı tanısınlar. Yüce dinimizin güzelliklerinden, ikramlarımızdan, davranışlarımızdan ve güzel ahlakından onlar da nasibini alsınlar.

Ve sevgili okuyucularım İslam ülkelerinin huzursuzluğu ve bitmeyen  kardeş kavgası arasında üç aylara başlamak gerçek bir üzüntü, keşke her şey Allah’ın istediği gibi sevgi ve kardeşlikle halledilebilir olsaydı. Bu kadar kan dökülmeseydi. Ve hepimiz bu günlerde bunca acıya uğramasaydık. Bu güzel rahmet dolu günlerde umarım kendine Müslüman deyip de Müslümanlıktan nasibini almamış içleri vahşet ve kinle dolu olanlarda bir nebze olsun yaptıklarından pişmanlık getirip kendilerine gelirler. Sevginin ve kardeşliğin tek  silah olduğunu öğrenirler. Hz Muhammed  s.a.v. veda hutbesinde “bütün Müslümanlar kardeştir” demişti… Ve sevgiyle kucaklaşmasını istemişti herkesin. O veda hutbesinin hatırına aslında  kardeşliğimizi unutmamamız gerekirdi. Belki o zaman  Suriye’de bunca kardeş kanı akmazdı, kardeşler birbirinin üzerine sarin gazı sıkmazdı. Reyhanlı’da böyle bir felaket yaşanmazdı. Bütün bunları düşününce Allah akıl versin doğru yoldan ayırmasın diye dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Her ne kadar nefretle kınıyorsam ve içimden beddua etmek geliyorsa da yüreğimin ta içinden orada da yaşanan vahşeti yapanlara, yinede  kendimi yenip dua etmeyi biliyorum çok şükür.

Üç ayları idrak ettiğimiz bu günlerde içimiz acı dolu, yüreğimiz paramparça ama umudumuz her zaman baki kalacak. Ve özlenen barış eninde sonunda gerçekleşecek. Allah yakın kılsın o günleri diyerek sevgili okuyucularım Regaip kandilimizi tekrar kutlarlarken sevgi, sağlık, birlik ve beraberlik içinde kalalım diyorum. Yase

& & & & &

ALLAH NASIL MİSAFİR EDİLİR?

Musa Aleyhisselâmın ümmeti: -Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina’ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu: «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah (c.c.): «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşamüstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip: «Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi. Hz. Musa:

– Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi. Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi…

İkinci gün Hz. Musa Tur’a gidip: – Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu: – Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah: – Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah: – «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah’ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.

Kaynak: Büyük Dini Hikâyeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

Günün Şiiri

Aydınlık Neyin Oluyor Senin?

aydınlık neyin oluyor senin
gökyüzü akraban filan mı
beni bulur bulmaz gözlerin
şimşek çakıyorum yalan mı
yüzünde yalazını gezdirdiğin
saçlarından tutuşmuş orman mı
akla ziyan bir şey elektriğin

ayışığı mavisi dudaklarından mı
o ışık zenginliği mi giyindiğin
uzay tozları mı yıldızlardan mı
elime dokunduğu an elin
güneşler açıyorum sahi ondan mı
aydınlık neyin oluyor senin

Attila İLHAN

 

An Gelir

an gelir

paldır küldür yıkılır bulutlar

gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet

o eski heyecan ölür

an gelir biter muhabbet

çalgılar susar heves kalmaz

şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork

çünkü fena kırmızıdır

kan tutar / tutan ölür

sokaklar kuşatılmış

karakollar taranır

yağmurda bir militan ölür

an gelir

ömrünün hırsızıdır

her ölen pişman ölür

hep yanlış anlaşılmıştır

hayalleri yasaklanmış

an gelir şimşek yalar

masmavi dehşetiyle siyaset meydanını

direkler çatırdar yalnızlıktan

sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır

kaf dağı’nın ardındaki

ne selam artık ne sabah

kimseler bilmez nerdeler

namlı masal sevdalıları

evvel zaman içinde

kalbur saman ölür

kubbelerde uğuldar bâkî

çeşmelerden akar sinan

an gelir

-lâ ilâhe illallah-

kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman

şairler dolaşır saf saf

tenhalarında şiir söyleyerek

kim duysa / korkudan ölür

-tahrip gücü yüksek-

saatli bir bombadır patlar

an gelir

Attila ölür

Attila İLHAN

Günün Sözü

İsterseniz yanlış düşünün ama her durumda kendi kafanızla düşünün.

Doris Lessing

Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır.

Çin Atasözü

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here