Okullar Kapandı Sokaklar Sessiz Artık

0
50

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınsınız bu sabah? Okullar kapandı, sokağımız sessizliğe büründü. Artık ne bir araç gürültüsü ne bir trafik sıkışıklığı… Hüzünlenirim, öğrenciliğimden beri, tatilin ilk gününde… Aslında ben deniz çok sesliliği, kalabalığı hatta kargaşayı severmişim kendimden habersiz ki bütün bunlar kesilince yoğun bir hüzün çöker üzerime. Gezi parkında eylemler sürüyor. AK partinin de mitingi var. Aynı zamanda Ankara’da ve İstanbul’da… Liseyi bitiren gençler LYS sınavlarında, Mezuniyet törenleri de çoktan sona erdi zaten… Yani bu sabah artık resmi olarak tatilin ilk günü… Apartmandaki çocuklar yine sabahtan balkon korkuluklarına dayanmışlardı rengarenk. Şimdi çıkıp bu gürültücü ve de demir parmaklıklar ardındaki sevgili çocuklara karne hediyesi  olarak  kitap alacağım. Dönüşümlü olarak okumalarını ve paylaşmalarını önereceğim. En güzel hediye bence kitaptır çünkü. Her kitap yeni bir dünya demektir. Yaşlarına göre seçeceğim tabi kitapları en büyüklerine “Bülbülü öldürmek” adlı kitabı alacağım. Ondan küçüğüne “Küçük prens” ve daha küçüklere renkli resimli çocuk kitapları alacağım öyle kolay okunabilir olanlarından çünkü onlar daha gerçekten yeni başladılar okula. Ve hepsine ortak okumaları için birkaç klasik kitap alacağım. Bizim merdivenler uygun, aynı bizim çocukluğumuzda olduğu gibi onlarda orayı derslik olarak kullanabilirler. Posta kutularına da kitaplarını koyabilirler. Hadi şimdi bir sahaflara kadar uzanayım bari ve dönüp kurabiye yapayım bu kurabiye canavarı çocuklara ve tabi kendime çünkü bende bir canavarım bu konuda. Ve bir kurabiye öyküsü olsun o zaman devamında.

Hepimizin kurabiye canavarı olduğumuzu biliyorum peki ama hırsızlık nasıl oluyormuş ve sonuçları nelermiş birlikte görelim.

Kurabiye Hırsızı

Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında. Daha epeyce zaman vardı. Uçağın kalkmasına. Havaalanındaki dükkandan, bir kitap ve bir paket kurabiye alıp, buldu kendisine oturacak bir yer.

Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde. Aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını gördü, ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken, Gözü saatteydi, “kurabiye hırsızı”yavaş yavaş tüketirken kurabiyelerini.

Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de engelleyemiyordu tik tak lar sinirlenmesini. Düşünüyordu kendi kendine, “Kibar bir insan olmasaydım, Morartırdım şu adamın gözlerini!”

Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca “Bakalım şimdi ne yapacak?” dedi kendi kendine.  Adam, yüzünde asabi bir gülümsemeyle… Uzandı son kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye. Kurabiyenin Yarısını atarken ağzına, verdi diğer yarısını kadına.

Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve “Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam, Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!” Anımsamıyordu bu kadar sinirlendiğini hayatında, uçağının kalkacağı anons edilince bir iç çekti rahatlamayla.

Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına, dönüp bakmadı bile “kurabiye hırsızı”na. Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna, Sonra uzandı, bitmek üzere olan kitabına. Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla. Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde inledi, “Bunlar benim kurabiyelerimse eğer; Ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini!”

Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle, Kaba ve cüretkar olan,”kurabiye hırsızı” kendisiydi işte. Evet; belki her birimizin başından geçiyor farkında olmadan böyle bir olay.

Ama nedense bir kere olsun kendimize dönüp bakmak gelmiyor aklımıza. Baktığımızda ise her birimizin aslında bir kurabiye hırsızı olduğunu görüyoruz. Tabi ki her şey bitmiş değil aslında, bir kere daha dönüp kendimize

baktığımızda… Bir kere daha kendimize dönüp bakmak…!

Günün Şiiri

BİR KAPININ İKİ YÜZÜ

bir kapının bir yüzü gökyüzüdür

bir yüzünde ağıtı gizlidir tüm annelerin.

içerde biçilen sözcükler çınlar/süt kokan ağızdan

bir bebek uzun yolculuğuna çıkar uykunun ufkunda

sobanın parlayan alevleri resmini çizer yalnızlığın

içerde sözcüklerin masalları dokuyan sıcaklığı

seferberlik trenleridir cephede kalanları anlatan.

içerde begonyanın damarlı yaprakları

bir haritayı tamamlar

duvarda türküler içmiş bir saz salınır akordlu telleriyle

mayıslardan fotoğraflar/yürüyen seslere yaslanmış şiirler

saatin çalışkan yelkovanı/tembel akrep

kutsal kitabın çöl ikliminden sağılan sesi.

dışarıda çınarın dalları tarihle kucaklaşır

karanlığın ellerinden kurtulan güneşin bilge yüzü

dökülür kapının bir yüzüne

dışarıda ayın karanlığı biçen ışığı/suyun kanayan sesi

kuşların sokulgan uçuşları sirenlerin ürperten dişleri

korkuya teslim olmuş duvarlar.

gece sefaları yaseminlerle kolkola

bir buhurdandır düşlerimizi havalandıran

dışarıda bir hüzün yeli dolaşır parmakları

tokmakların tozlarında.

içerisi sevgiye akar sesimiz yettiğince

dışarısı hüzne sefer eyler düşlerimizi içerek.

Ahmet ÖZER

 

Gecenin Kanayan Yerinden

gece yarısı bir el dokunuyor soluğuma

bir aşkın kan damlası karışıyor yağmura

kitaplardan yüreğime dolan gelincikler

güneşli papatyaları seyreyleyen turnalar

bir yelkenli açılıyor alnımın çatısına.

sizlerin gençliğini taşıdım kanımda

ey güzel çocuklar sesime ses katanlar

şimdi renklerle savruluyorum ardınızdan

adlarınızı unutmadım/yüzünüz silinmiyor aklımdan.

sevincim bir çığlık gibi savruluyor dünyaya

kelebek kanatları/kuş sesleri dökülüyor gömleğime

bir nehir akıyordu gecenin sessizliğine

bütün güneşler kayıp gitmişti ellerimden

her ölüm bir şiiri büyütüyordu dilimde.

çok şey anlatıyordu gecenin yüzü

yağmurlu bir kasım karanlığını geçerek

korkuyu yenen bir aşkın seveniydim

bir gül yaprağıydım rüzgârda.

güzelliğiniz kazılıyor gençliğin mavi ufkuna

yarama tuz basarak geçiyorum günleri

bir ses yankılansa yüreğimi örseleyen

bir fotoğraf dökülse yüzünde solgun çiçekler

göğsümden havalanır martı sürüleri.

şimdi karlar yağar yüzüne dünyanın

istasyonların uykusunu yitirmiş derinliğine

şafakla yırtılan gecenin kanayan bir yerine.

Ahmet ÖZER

 

Günün Fıkrası

Temel odanın içinde zıplayıp duruyormuş. Arkadaşı sormuş: “Ne oldu, ne yapıyorsun böyle?”

“Öksürük şurubu içtim.”

“E, niye zıplıyorsun peki?”

“Sorma, şişenin üzerinde iyice çalkalayın yazıyormuş, ben fark etmemişim.”

Günün Sözü

Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.

W. Emerson

İnsanlar kırmızı bir güle doğru koşarken çoğu zaman ayaklarının altında ezilen kır çiçeklerinden habersizdirler.

Anonim

Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.

Thomas Edison

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here