Mahallece Yastayız

0
64

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Siyasiler şimdilerde seçim bürosu açma yarışındalar. Arka, arkaya seçim büroları açılış anonsları yapılıyor; kocaman otobüsler ve minibüslerle. Parası çok olan birkaç otobüsü dizmiş arka arakaya sahil şeridine. Birisini dolaştırıyor avaz, avaz. Parası olmayan ufak bir minibüs ile sadece rahatsızlık vermeden adres bildirerek geçiyor. Gürültüsüz patırtısız. Bugünlerde birkaç açılış var. Biz de o açılışlarda olacağız ve izleyeceğiz ve izlenimlerimizi paylaşacağız. Çok merak ediyorum kim yeni bir şey söyleyecek? Bence söylenecek söz kalmadı, yapılacak işler var. Hayal kurmanın gereği yok önümüzdeki gerçekler bize yeterde artar.

Ve her tarafımız siyaset ve seçim olsa da aslında ülkemizde çeşitli dramlar yaşanıyor, kazalar, doğal gaz faciaları ve en son kötü haber Van’dan geldi. Van’ın Saray ilçesine bağlı Karahisar köyünde askeri araç yolun kayganlığı yüzünden devrilmiş üç asker şehit 18 askerde yaralı. Yüreğimiz pare, pare oldu. Şehitlerimize rahmet ailelerine ve ülkeye başsağlığı diliyoruz. Mekânları cennet olsun.

Ve sokağımıza rüzgâr gibi dalan ölüm meleği… Daha yaşamaya doymamış canları kattı önüne gitti. En az beş can aldı aralarında Finans Bank Şube Müdürü Sayın  İsmail   Deveci de var. Daha 50’sine varmadan 48 yaşında kalbine yenildi. Doğrusu Yenişehir Mahallesi olarak hepimiz kayıplarımızdan dolayı üzgünüz tabiri caiz ise yastayız birkaç gündür. Ve seçim otobüslerinin bizim  mahalledeki duruma hassasiyet gösterdiklerinin ayrımındayız. Bunun içinde teşekkür ediyoruz. Hepimizin  başı sağ olsun nur içinde yatın sevgili canlar. Ve sevgili okuyucularım şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte her zaman. Yase

Şubat Güneşi

Abisi o yıl üniversiteden mezun olmuştu. Biyokimya okumuştu. Mesleğini seviyordu. Mezun olur olmaz büyük bir hastanenin laboratuarında çalışmaya başlamıştı.  Zeynep  abisini artık daha az görüyordu. Üstelik kız arkadaşı da vardı.  Zeynep hem şaşırmış hem sevinmişti. Abisinin ondan gizlisi yoktu nerden çıkmıştı şimdi bu kız arkadaş? Daha yeni demişti abisi aynı hastanede çalışıyoruz. Tanıştıkları gün Zeynep hiç çekinmeden kıza, “Ağabeyimi üzersen benden çekeceğin var” demişti. Ama o zaman bilmiyordu ki abisi onu da kızı da ölesiye üzecekti.

Zeynep mutluydu. Kendini her zaman şanslı bulurdu zaten istediği yerde ve zamanda kitap okuyabilirdi çünkü. Çantası her zaman kitap dolu olurdu. Misafirlikte, otobüste, dolmuşta… Hatta arkadaş toplantılarında bile çok rahat kitap okuyabilir ders çalışabilirdi.

Çocuk kitapları, çizgi romanlar, klasikler, ilgili ilgisiz ne varsa eline ne geçerse okuyordu. Hayatının en yoğun zamanlarıydı. Bir taraftan mutfak işlerine bir taraftan felsefeye bir taraftan yogaya bir taraftan da mitsizime sarmıştı. Okul ve dersleri hepsinden sonra geliyordu.

Yemek yeme alışkanlığı ise hep aynıydı. Günlerce açlık sonra kusana kadar yemek yeme durumları. Bundan memnun değildi Zeynep ama “yemek yemeği unutmakta bir hastalık herhalde” diye başından savardı konuşanları. Her zaman az ve öz giyiniyordu. Ve her şeyini paylaşıyordu. Harçlığını, okul kitaplarını… Yazılı kağıtlarını, silgisini, kalemini, giysilerini hatta ayakkabılarını. “Tek hırka tek lokma” felsefesine inanıyordu.. Aslında kendini bildiğinden beri böyleydi. Aşırılığın her çeşidinden kaçınırdı. Annesi  için üzülürdü. Tek  kızının yaşına başına ortamına göre değişik giysiler  giymesini isterdi. Ama o illa bir şeye takılır o eskiyinceye dek sırtından çıkarmazdı. Her şeyi paylaşırdı ama bir tek evdeki kitapları delice bir kıskançlıkla saklardı kimseye vermezdi, isteyen olursa gidip ona alır ama kendi elinin değdiği kitaba başka el değemezdi! “Neden?” diye soranlara “geçmiş yaşamımdan kalma bir huy bu” der sonra kahkahayı koyuverdi.

Kaygısız değildi hiçbir zaman çok düşünürdü her şeyi herkesi ama her şeye rağme mutluydu. Hayatı seviyordu, insanları seviyordu. Sevdiği sevmediğinden çok fazlaydı. Başarılıydı, çok çalışmamasına rağmen dersleri hep iyi gidiyordu. Okulda ona “Aristo” diyorlardı. Hazırcevap ve pratikti.  İyi kalpli olduğu içinde ayrıca çok seviliyordu.

Abisi askere gittiğinde Zeynep lise son sınıfa girmişti. 17 yaşında dal gibi inecek bir genç kızdı. Annesi ona bakarak Ahmet Kutsi Tecer’in “Anneler” adlı şiirini okurdu. -Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna- Tenimde bir yara işler gibisin titrerim rüzgârlar keder vermesin.- -Anneler beşikten der çocuğuna –acını görmesin gözüm âlem de- teselli demeksin son demde-. -Bütün ümitleri yel alır gider- tomurcuk açılır sel alır gider.- Anneler büyütür el alır.-

Zeynep’in gözleri dolardı annesi bu şiiri okuduğunda. Özelikle -teselli demeksin son demde- dizleri onu çok etkiliyordu garip bir önsezi ile son demlerin çokta uzakta olmadığını sezinliyordu. Annesi de abisi de çok güzel şiir okurdu. Zeynep kendini her zaman şanslı ve ayrıcalıklı algılamıştı. Gözünü dünyaya sanki kütüphanede açmış gibiydi. Kaç çocuk böyle bir şansla hayata gözlerini açmış olabilir ki? Kaç çocuğun annesi, abisi bu kadar güzel şiir okuyabilir ki?  Zeynep onlara sahip olduğu için kendini çok güçlü ve güvende algılıyordu.

Ama ikisini de art-arda kaybedeceği aklının köşesinden geçmezdi. Ama hayat bu işte; istediğinde her şeyi serer önüne, istediğinde de hepsini birden alıverir. Bakmadan gözyaşına.

Zeynep abisini askere gönderirken annesi ve abisinin kız arkadaşı ile. Gözyaşlarını herkesten saklamak için çok çaba harcamıştı, kısa dönem askerlik yapacaktı ancak bu iki kardeşin ilk ayrılığı idi. Ve Zeynep mantıksız bir korku ile içten içe titriyordu. Abisine bütün gücü ile sarılmış bırakmak istememişti. Zorla onu ayırabilmişlerdi. Eve gelince kendini banyoya atmış, duşu açıp gözyaşlarını akan suya bırakmıştı içi parçalanıyordu sanki. Sonunda banyodan çıktığında ağlamaktan gözleri şişmiş, genzi kapanmıştı, kimseye görünmeden odasına gidip üzerindeki ıslak havlu ile kendini yatağa atmıştı. Sık, sık hıçkırıklarla bölünen bir uykunun ardından ateşler içinde uyanmıştı. Boğazı şiş başı kazan gibiydi. Buna rağmen annesi kapıdan başını uzatıp, “Uykucu hadi kahvaltıya” dediğinde o çoktan kalkmış giyinmişti bile. Okula her zamanki gibi gitmiş ama her teneffüste kendini tuvalete atıp ağlamıştı. Kendini teselli kabul etmez bir şekilde yalnız ve öksüz algılıyordu. Arkası Yarın

Günün Şiiri

Aşk Hikayesi

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm oy!

Yağmur yorgan oldu, döşek kar bana
Anladım ki kendi gönlüm dar bana
Alev dolu bardakları yâr bana
Sunuverdi içtim içtim kandım oy!

Sevgi ektim, naz biçmeye çalıştım
Ne zamana, ne kendime alıştım
Kırk senede yedi hasret bölüştüm
Yedi dünya bana düştü sandım oy!

Gönül şahinimi yordum gerçeğe
Sonsuzda yüzümü sürdüm gerçeğe
Teselliden kanat kırdım gerçeğe
Tecellinin sinesine kondum oy!

Abdurrahim KARAKOÇ

Günün Fıkrası

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçısın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam; “TANRIM!!!” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: “Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demiş. Adam utanç içinde: “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz” demiş. Ses: “Peki.” diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya başlamış: “Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, ham dolsun verdiğin nimetlere.”

Günün Sözü

Her şeyi bildiğini sanma! Gerçekte çok bilgili olsan da kendine cahilim diyebilecek cesaretin olmalı.

Ivan Pavlov

Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır.

Çin Atasözü

Bir başbakan sahneye çıkıp soytarılık yapsa yarım dakika beceremez, foyası ortaya çıkar. Ama bir soytarı, kimseye hissettirmeden yıllarca başbakan koltuğunda oturabilir…

Peter Ustinov

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here