Hatay’da Sel Felaketi, Geçmiş Olsun…

0
56

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Gazipaşa’da havaların güzelliğine dalmışken Hatay’da 25 yılın sel felaketi yaşanıyormuş meğer. Felaket Dörtyol’u Temmuz ayında gece uyurken yakalamış.  Bu yüzden can ve mal kaybı çok olmuş. Özellikle Dörtyol İlçesi sınırındaki Çökek Yaylası’nda meydana gelen sel ve heyelanda, çöken 6 evden birinin altında Fatma Üstünel ve torunları Nisanur Ertunç ile Nidanur Ertunç’un cenazeleri çıkmış, yani bir aileden 3 kişinin aynı anda canını yitirmesi. Herkesi yasa boğdu şok gibi bir şey. Hepimizin içi acıyor. Dehşet içindeyiz nerdeyse… Bölgede yaralanan vatandaşların dışında ölü sayısı 5 olmuş, gazetemizden aldığım haberlere göre. Nasıl bir felaket Allah’ım  demekten kendimizi alamıyoruz.

Ve sevgili okuyucularım hayat bir garip Hatay altı saat süren yağışlarındaki zararlarını ve yaralarını tedavi etmeye çalışırken, Karadeniz Ordu’da çiftçiler yağmur duasına çıkmış? Dilerim istedikleri yağışa kavuşurlar ama felakete yol açmadan… Dörtyol, İskenderun ve Hatay’daki hastaneler de tedavi gören  hastalara geçmiş olsun diyoruz. Ve canını yitirenlere rahmet, ailelerine baş sağlığı dilerken acılarını gönülden paylaşıyoruz. Mekanları cennet olsun bu kutsal ayda. Ve bütün Hatay halkına geçmiş olsun diyorum.

Ve sevgili okuyucularım 2006’da anımsarsanız İskenderun’da sel felaketi olmuştu orada baya bir mal  kaybı  olmuştu çok şükür can kaybı olmamıştı ama yaralananlar evsiz barksız kalanlar çok olmuştu. Hala unutmadık  o  perişanlığı, gerçek bir felaketti Allah yeniden anımsatmasın o günleri… Sel felaketi bütün felaketler gibi kötüdür Allah vermesin artık dilerim. Ve sevgili okuyucularım her zamanki gibi sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım…

Yase

& & & & &

Ebû’l-Haseni’l-Harkânî (k.s) hazretleri şöyle anlatır:

‘İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ’ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ’ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine: ‘Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi.

‘Kardeşi kabul etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüya gördü. Rüyasında bir ses ona:

‘Kardeşini affettik, seni de onun hatırı için bağışladık, deyince genç:

‘Ben Allah Teâlâ’ya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi. Ses ona:

”Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyacımız yok. Fakat, kardeşinin annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı vardı, karşılığını verdi.

Alıntı: Fazilet Takvimi 1997-Nisan

& & & & &

Ve şimdi yazarını bilemediğimiz bir şiir. Bir zamanlar Doğan arkadaşımın yolladığı…

Bir gidişi yaz dediler, “yazarım” dedim… Gitmeleri öğrenmiştim.

Susardı, susardım, susardık, suskularca…..

Bilinir bilinmez bir şarkının içinde kaybolurduk. Biz en çok susmayı sevdik, sevmeyi sevemediğimiz kadar.
Koptuk ve dağıldık her şeye. Giderken durduramadık birbirimizi. Durdurmaya elin, elim, ellerimiz yetmedi.

Eğitemedim çocuk kalmış korkularını, yanılgılarını törpüleyemedim. Sana gerçekleri gösteremediğim gibi.

Giderken durdurmalıydın beni, yapmalıydın, yapamadın.

Durdurmaya gücün, gücüm, gücümüz yetmedi. Belki de yoktu, biz var sandık.

İnsan isterse yolları aşıyor, sen kapının eşiğini aşıp gelemedin.

Geldiğim gibi gidemedim, gittiğim gibi dönemedim yüzüne.

Sen, bildiğim sen değilsin artık.

Ben, bildiğin ben, değişemem.

Değişmelere suskun dudaklarım.

Şimdi acı, yolunu şaşırmış bir deniz kaplumbağası gibidir yüreğimde. Şaşkın ama inatçı.

Şimdi sen, adı geçmişte saklı ince bir sızı.

Şimdi biz, bir şarkıdan çalınmış iki nota gibiyiz.

Eksiğiz ve yokuz.

Dilsiz ama mutluyuz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.

Beni dışarıya göndermeyecektin, içerde tutacaktın, arkamdan gidişimi seyretmeyecektin, yollara yürümeyecektim, sesimi gidişlerde yitirmeyecektim.

Sesimi geceye vermeyecektin.

Şimdi, kaldır gözlerini ve geceye bak.

Sesimi gör yukarıda, ortada bırakılmış tellerimi.

Densiz ama dengeli satırlarımın anlamını kavra.

Geceye bak, sesimi kaydırma.

Kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim, ayrılırken ama sen herkesin öğrettiğini yineledin şimdi aşk, inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda..

Biz ki geceleri paylaştık, yastığı, şarkıları.

Biz ki sözleri paylaştık, kelimeleri.

Biz ki yüreği paylaşamadık, paylaşamadım galiba.

Nedendir bilmem, eksik kaldık korkulara.

Nutku tutulan gecelerin isimsiz sabahlarında, yanlış ve yangın kaldık.

Geride kalan kırık ezgiler ve yorgun ruhların dansı.

Sokağımın serseri gülüşü, gençliğimin asi sevgisi, isyanımın suskun gezgini

Gitmeye meyilli değildim, olduğum gibiydim, dinletemedim, dinletemedin, dinletemedik belki de.

Şimdi sen, aksak bir hüzün, nerede coşacağını bilmeyen…

Şimdi ben, değişemeyen bir şehir, nasıl sevileceğini bilen.

Şimdi biz, olmayan bir şeyiz.

Bir kapının eşiğinde kaldı her şey.

Konuşmak anlamsız, susmak kalabalık, ayrılık bulaşıcı.

Sevda, kör topal yürüyen bir dilenci gibidir artık.

Seni sevdim ama gönderdin.

Gönderilince dönemiyorum.

Ben bir çiçeğim asi yanım, solunca aynı elde açamıyorum.

Susuyorum, susuyorsun, susuyorlar, suskularca….

gerçekte kim olduğunu çok düşündüm, özleminin yer yer sağanak yağışlı olduğu zamanlarda
galiba artık biliyorum sen, büyümeye zamanı olmayan çocukların,dar zamanlarda attığı içten bir kahkahasın

beni beklemeye gidiyordun, galiba yolu şaşırdın

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım dedim. Gitmeyi öğrenmiştim, kalmayı öğretemediğim kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Gitmeyi giyinmiştim, yakıştırılmıştım veda sözlerine, merhabalara alıştırılamadığım kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazarım, dedim. Çok gitmiştim, söz gitmiştim, uzun gitmiştim, sesimi duyuramayacak kadar.

Bir gidişi yaz, dediler, yazmaya giderken kendimden geçmişim. Arkama dönüp baktım, sende beni gördüm, el salladım.

Artık çok geç, sendeki ben için çoktan bitmişim !….

Günün Şiiri

GİZDÜŞÜM

Boşlukta kemiklerin kanattığı karanlık: Sürekli,

geceye bölünen saatlerin asıldığı yer. Kıyı boyunca

çalınan sabah: Esrik tin. Sehpada unuttum başımı, us yitik.

Divansızların bembeyaz ayetleri gibi peşin hüküm giydik.

Gözlerim deniziğnesi.

Kırıl benliğimin benli gözenekleri

İçinde, sürgünlerin gizli sessizliği.

Alnıma dayarım güz görümlük ömrümü, seherin cılız eliyle.

Uzaktaki vahşi güle hüzün kokarım. Ve ölüm ardıma leke

düşer, gözlerimden çekilen sıcaklık korkuluk yüzümde

soğur soğur, iki kaş arasında yenilir kendine uzun yol.

Çiçek tüter düşler karanlığı kısıp pencerede

gök uçurtma çeker yıldız çölüne

Bir ışık örtüsü açılacak göğe, acılaşan gecede; suya ateş

düşüp kirpiklerime gömülecek, yüzüme sıkışmış erguvan

ölüleri. Dilenci kızlara serpinti yağmurun kırık sesi.

Ay batışı gözlere iki ezgi gibi hüzün çökerim, tetikte

yalnız kalan gölgemle. Sıkıntımın yıldız sefası, n’olur

kapatma kollarını, sakalıma basma sabah. Denk cepheli

çalışmalar ederi kadar başlık paramız, asmayın bizi.

Güvencin uçuşu, alabildiğine rüzgâr;

gez arpacık göz tetikte.

Ölüm açmazda bekleyen kuş seslerine sağanak: Bakire

umutlar. Görünmez viranlığım. Çiğ damlacıkları…

Soluğunda sevişen fesleğenlerin, üç kulaç kurşuni sudan

gözlerini saran kokusu; sendeleyen hoş bir yaşam,

inanç yüklü gülüşlerde. Gecenin sararmış mühründe billurlaşan

sessizliğe dolunay doğarım.

Düş artık yakamdan

güneş kırıklarına dadanan sevda.

Kaan İNCE

GECE ŞİİRLERİ

Çiy doladım kasnağına gecenin. Işıksızlığın hep

yoksul  yalnızlıklara çıkması doğurur o rüzgârı.

Giz dizilmiş çardaklar incir kokulu, çiçek hattı

gözlerine doğru. Kokunda korku. Kafka; mürekkebini

içtiğim mevsimsiz aşk. Ölümün önünde yayılan;

çıbanı yüzümün. Devrik yürek savunması ömrüm.

Yaşlı bir adam vurgun yemiş. Kuşlar. Düşler.

Kapılma saatleri, basamaklarında ateş yatan zaman

merdiveninin dik soluğuna. Ve çekip giden bir ben,

aynı denize, irkilen iskeleden.

Sıcak bir buğu düşürdüler ceplerinden, kışın gelişini

gözlerime yıkan gölgeler, ölüme giderken. Sonuna vardım

ufuk renginin, gündüz rüyalarımda gördüğüm. Gün sayıyor

kör eşgalim. Sönüyor gülüşüm, gülün bağrında ikindi vakti.

Zaman çağlıyor, ömrümü biçmeden. Çölde ıssızlık sürüsü

gecelerim. Pencerelerden akan yollarda usulca büyüyor

hüzün. İsyan dumanları. Bir kıyı, boğulduğum. Suçluyum.

Talan edilmiş sokaklara yeleler taktım, yenilgilerimi

asmak için. Korku salmış düş dudaklarına. Üzgünüm.

Gecenin deniz kanatlarında, bir kuşun sesine dalmış

düş topluyorum, gözlerime öpücük. Kendine açan bir ışığı

emiyor kalbim. Kara tren, sisler durağında akıntısı

kavuşmanın. Ten, sahili gurbetin. Dalga dalga köpürüyorum

aşka. Buyruk: Tez boynu vurula!

Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil

bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,

şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek

için? Hüzünkıran  ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara

açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır

bazen.

Kaan İNCE

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here