Bilim Çeşmesi

0
52

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Havalar değişti. Bahar kokusu var her tarafta, toprağı kabartan rüzgar aynı zamanda polenlerini de savuruyor gönlünce. Ve o uçuşan polenlere alerjik bünyeleri bulup hop oraya yerleşiveriyor. Çevremde herkes hapşı tıkşı. Grip durumlarında. Ben deniz ise nerden çıktı bu muhabbet diyeceksiniz tasavvuf  kitaplarının peşindeyim. Tasavvuf yabancım değil tabi okumuşluğum felsefem var bu konuda ancak şimdi azıcık daha derine inmek gibi bir saplantı değil de bir merak içindeyim. Oysa felsefem. Her şeyin kararında olması… Yani  normal sınırlar içinde. Normal sınırlar kuşkusuz göreceli bir kavram  ve insana göre değişir. Yani benim normal dediğime diğeri anormal diyebilir. Bunun sınırı da sınırı koyana bağlıdır ve aslında insanın kendine koyduğu sınırlar yüzündendir. Ki özgürlükler sınırsız değildir hiçbir zaman. Ve yine, insanın kendine koyduğu sınırlar diğerlerinin ona dayadığı sınırlardan daha fazla ve serttir diye düşünüyorum.

Neyse kendime sınır koyduğum yok aslında bilmek, öğrenmek ve derinleşmek konusunda ancak yinede bazen yeter dediğim oluyor bu kadarı bana yeter nasılsa bu konuda doktora falan yapacak değilim. Ve en önemlisi bazen okuduklarımı özellikle felsefi yazıları kıyaslayınca birbirleri ile sonunda hepsinin aynı noktada birleştiğini gördüğümden kendime “yeter” dediğim de oluyor. Ancak hiçbir zaman yeter olmadı ve dilerim ki olmasın son nefesime kadar. Her konuda derinleşmek en sağlıklısı kuşkusuz ancak her şey, birbirine bağlı ve birbirini bilince diğerini bilmekte gerekiyor. Azıcık ihmal etseniz ve ipin ucunu kaçırsanız yeniden başlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Bu yüzden hep tetikte olmak gerekiyor.

Ve şimdi tasavvufta azıcık derinleşmem gerektiği konusunda kendimden bir uyarı aldım. Ve her şeyde kararınca olunabilir, ancak öğrenmenin kararıncası kabul edilemez. Yani yemek yerken, su içerken, uyurken ne bileyim hayatımızda her şey için bir kararıncası olabilir. Ancak bilim ve kitap söz konusu olunca iş değişir. Bir tek orada  sınır yok tek sınır kendinizi bilmenizdir. Ve bu yüzden yolların varış yeri belli olsa da, varmak için çıkılan yolculukta yaşanan hikâyeler değişik ve yaşanmaya değer. Ve herkesin kendine göre bir varış öyküsü var. Ancak  her zaman  öyküler yaşayabilecek geniş bir yüreğe ve aydınlık bir kafaya ihtiyacımız var. Doğru algılayabilmek için, doğru düşünmek ve doğru sorgulamak ve ön yargısız olmak gerekiyor. Yola her çıkan gideceği yere varacak diye bir kural yok. Herkes yola çıkar ancak ön yargıları, yanlış görüşü doğru sorgulayamaması gibi nedenlerden ötürü yolun  yarısına varmadan geri dönmek zorunda kalabilir ya da başka bir varış noktası bulur. Ve gerçekten yolun sonunu görenler çok azdır.

Ben denizin böyle bir yolculuğa sağ salim varabilme  kapasitesi nedir çok bilmiyorum ancak her zaman yolun başında bulunan bilim çeşmesinin başındayım bunu biliyorum. Susadıkça içiyorum ne fazla ne az. Yeterince. Çünkü hesapsız su içtiğimde zehirleniyorum, böbreklerim yoruluyor ve o sudan alacağım faydayı sağlayamıyorum. Ancak bedenimin benden istediği miktarı doğru bilince suya hasret toprak misali hayat buluyorum. İşte kararınca dediğim bu. Ve bilimde sonsuzluk var dediğimde yolun üzerindeki sürekli akan çeşme. Sonsuza dek orada susayanlara su vermek için bekler. Eskimeden, yorulmadan, yılmadan…

Şimdi tasavvufta derinleşmek değil de azıcık daha içeri girmek isteğim doğru bilgilenmeye olan susuzluğumun depreşmesi. Ve bakalım bir avuç su yetecek mi susuzluğumu gidermeye ya da daha çok mu içmem gerekecek? Ama bildiğim bir şey var. O çeşmenin başından ayrıldığımda zaman zaman kendimi kaybolmuş algılıyorum, sıcak çöllerde dudaklarım susuzluktan çatlamış, dilim damağım kurumuş.

Ve sevgili okuyucularım. Akla ihtiyacı olanlar ne kadarda akıl vermeye meraklılar biliyorsunuz? Toprağım diyorum üzerimden basın geçin. Nasılsa basmayı da bilmezsiniz. Ve şimdilik bilim çeşmesinin başından hoşça kalalım diyorum, sağlık ve sevgi ile elele. Yase

& & & & &

Kelebeğin Hikâyesi

Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam, bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı, saatler geçmeye başladı ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü. Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da, artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden, kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece, bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek, hayatının geri kalanını, kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de, asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde, hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti: Bazen, hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey, çabalardır. Eğer Allah, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman, bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman. Ve asla uçamazdık…

Günün Şiiri

ERTELEME

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün…

Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım,

Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil…

Hayır, bugün değil; bugün yapamam.

Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı,

Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi,

Sezinlemesi, bitimsiz  bezginlik-

Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası-

Öyle bir ruh o…

Yalnızca öbür gün…

Bugün hazırlanmak istiyorum…

Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için…

Sonucu belirleyecek olan bu.

Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok…

Yarın planl yapma günüdür.

Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım;

Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı…

Ağladığımı hissediyorum,

Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru…

Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem.

Yalnızca öbür gün…

Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi.

Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki…

Öbür gün, bambaşka biri olacağım,

Yaşamım zaferle taçlanacak,

Zekamın bütün gerçek nitelikleri, iyi öğrenimim, uğraşım-

Hepsi toplanacak bir araya herkese duyurmalı …

Ama herkese sunulan boşa gidecek yarın…

Bugün uyumak istiyorum, gerçek nüshayı yarın yapacağım…

Bugün için, hangi gösteri yineleyecek çocukluğumu bana?

Yarın bir bilet satın alabilirsem,

Gerçek gösteri öbür gün çünkü…

Daha önce değil…

Öbür gün göstereceğim halkın karşısında yarınki kendimi

Öbür gün bugün ben olmadığım görülecek sonunda.

Yalnızca öbür gün…

Sokak köpeği gibi uykuluyum.

Gerçekten uykum var.

Yarın size her şeyi söyleyeceğim, ya da öbür gün…

Evet, belki de yalnızca öbür gün..

Adım adım…

Evet, adım adım..

Fernando  PESSOA (Türkçesi: T. Asi BALKAR)

Günün Sözü

Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister. Yetmiş yaşına gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir.

Clarence S.Darrow

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here