Adanmış Hayatlar-Suya Yoldaş Yazılar

0
14

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeni ile İskenderun Belediyesi tarafından organize edilen, ‘Çocuk Kitapları ve Çocuk Bilim Şenliği’ etkinlikleri, 10 gün boyunca şehrimize renk kattı. Tabi etkinliğin adı her ne kadar çocuk kitapları ve bilim ise de açıldığı günden beri orada olmama rağmen Simya Kolejinin hazırladığı bilimsel stantların önünde hemen-hemen hiçbir okul ve öğrenci görmedim tabi yetişkin de. Akşam uğramışlarsa bilemiyorum yani, ne de olsa saat 22.00’ye kadar orda değilim.

Çocuk Kitaplarına gelince; yine ‘eyvah-eyvah’ durumları… Kimsenin kitap falan aldığı yoktu. Yayınevleri dünyanın parasını verip yer kiralayınca doğal olarak diğer kitap araç ve gereçler de geliyorlar. Yani ortada kocaman bir İskenderun kitap fuarı var ama kitap alan yok. Ancak her şeye rağmen adı ne olursa olsun ne yazarlar ne yayınevleri siftah dahi almadan günü bitirseler de çok güzel ve yararlı bir etkinlik bu. Belediye başkanı ve kültür müdürüne doğrusu teşekkür etmek gerekiyor.

Ve bendeniz kendi hesabıma teşekkür ediyorum. Kitap fuarları, kentin bir anda sıradan hayatını değiştirebiliyor. İnsanların görüşleri, bilgileri, kültürleri almadıkları o kitabın sayfalarını yalnızca çevirseler bile artabilir diye düşünüyorum.

Ve bizler, yani hem yazar hem gazeteci olunca etrafta dolaşıp İskenderun’a ilk olarak gelen yazarlarla muhabbet etme olanağı bulduk. Şimdi İskenderun’a ilk olarak gelen, şair-yazar Necmi Aksu’yu tanıtmak ve söyleşimizi paylaşmak istiyorum. İzin verirseniz.

HOŞ GELDİN AKŞAMIM…

Bazı isimler hemen yer bulur yüreğimizde garip bir şekilde… “Hoş Geldin Akşamım” adı bendenizi ilk etkileyen şey oldu ama ondan daha çok etkileyeni ‘Bu kitapların bütün geliri kimsesiz sokak hayvanları için harcanacaktır’ notu.

‘Hemen alıyorum’ dedim. Sevinçle, oturduğum yerden onun kitaplarını dizmesini izlerken… ‘Bana yardım eder misiniz?’ dedi. Sanki kırk yılık dost gibi! ‘Tabi’ dedim, bendeniz de kırk yılık dost gibi (huyum kurusun, her zaman her yerde öyleyim…) Birkaç afiş yerleştirme işi falan yani iki dakikalık iş. Sonrası tanışma…

Necmi Aksu adı. Karadeniz’den gelmiş. Sakin rahat bir aile babası bir şair bir öğretmen ve gerçek mesleğim dediği hayvan bakıcısı… Yani yaşamı adanmış genç bir insan.

Dile kolay yalnızca evinde 65 kedisi var. Nerede hasta zavallı bir kedi varsa Necmi Bey orada. (Valla sabrına inceliğine hayran oldum bu arada kediler hakkında da birçok şey öğrendim…) Ve köpekleri var.  Yani onlarca canın güvenliği ondan soruluyor maddi manevi. Ve tabi okulda yüzlerce öğrencisi ve şiirleri de aynı ilgiyi bekliyor doğal olarak. Şiirleri önceleri kâğıda dökülene dek sulara yoldaşlık yapmış. Sonra nedense kâğıt sayfalarını doldurmaya başlamış ardından üç şiir kitabı ortaya çıkmış. İyi ki çıkmış!?

Hımm şiir? Şiir kitaplarından illallah! Valla herkes bilir şiir yazmam ve bazı şairlerin dışındaki şiirler bendenizi kesmez gerçek şairlere hakaret gibi gelir ve bu yüzden temkinli bakmak gerekiyor ve bendeniz temkinliyimmm maşallah…

Şimdiye dek hiçbir şiir için -naif- demedim diyeceğimi de düşünmezdim doğrusu ama işte şiir böyle bir şeydir. Yüreğinize nasıl işlerse dilinize o gelir.

Evet ya “Hoş Geldin Akşamım!”

Hoş geldin akşamım, özlettin kendini,

Bugün boş gelme olur mu?

Kirlenmiş şehre inat, yağmuru getir pencereme.

Daha ilk dizlerden kendimden beklemediğim bir şekilde etkilendim şiir elimden uçakmış gibi hissetim ve “bu nasıl naif bir şey” dedim. Normalde pek kullandığım bir söz değil. Değil ama yüreğimin dilime emrettiği buydu aklımdaki değil?

Hep demişimdir “Kitaplar yazarlarına benzer” diye. Evet, aynen öyle ve sevgili okuyucularım, kuşkusuz hiçbir zaman ön yargılı olmamak gerekiyormuş. Diğer şiirleri de okudum, bazısını gözlerimden önce yüreğim okudu, bazılarını uçarak geçtim. Bu doğal bir şeydi. Bütün şiirleri aynı ruh durumu ile okumamız gerekmiyor tabi. (Ve bendeniz, beynim kitap çöplüğüne döndü kaç zamandır, ön yargılı olmamak adına. Sanki bütün kitaplara yetişebilirmişim gibi!..)

“Kitap yazıyoruz maddi manevi sıkıntıya düşüyoruz bütün bunları yapacağımıza direk hayvanların bakımına harcasak paramızı daha kolay olmaz mı?” dedim. Nede olsa yani zamanımızda kitap satarak geçinmek olanaksız gibi artık!

Ve konu açılınca söz çok, başladık yüz yıl sonra bir asır önceye; taşa yazılan yazıların amacından yüz yıl sonraya kalmasını dilediğimiz yazıların amacına… İkisinin amacı aynı her iki durumda da tarihe bir çentik atmak! Ve insanın ölümsüzlüğü yakaladığını sanması için güzel bir avuntu. Bu bendenizin fikri…

Necmi bey biraz daha romantik bu konuda. Ve gerçekten sohbet tadında dolu-dolu bir söyleşiydi ancak hepsini yazsam sayfalar sığmayacak. Bu yüzden “Başka çalışmaları var mı” diye sorup söyleşiye noktayı koyduk.

“Evet” dedi. Bir roman çalışması için ön hazırlıklar başlamış bile, kâğıtlar bir biri ardına dolmaya başlamış. Doğrusu kolay gelsin bunca iş arasında kolay değil yazmak. Ama kendimden biliyorum ne kadar çok iş o kadar başarı. Ne kadar tembellik o kadar hastalık. Ve bir gün iyi programlandığında iki, üç gün gibi yaşanabilir.

Ve biz iki günü iki yıldan beri tanınış gibi yaşadık. Eh işte fuarların iyi taraflarından biri de dost hanenizi biraz daha genişletmek oluyor. Ve şimdilik sağlıkla sevgiyle ayrımsız gayrım sız kalalım sevgili okuyucularım her zaman. Yase

Günün Şiiri

HOŞ GELDİN AKŞAMIM

Hoş geldin akşamım
Özlettin kendini
Bu gün boş gelme olur mu?
Kirlenmiş şehre inat
Yağmuru getir pencereme
Hoş geldin
Dantel gözlü
İnce belli akşamım
Hadi bir meze yap masamıza
Acı olmasın ama içimizde
Bu gün yavaş-yavaş doldur-doldur
Saçıma beyazı
Sen Müzeyyen seversin bilirim.
Koy üstüne taş kalpli plağı
Az yak altını
Hüzünlensin gecemiz
Hasret kalayım gözlerinin rengine
Sahi sen şiir mi seversin?
Yoksa şairi mi akşamım?
Seni bilmem ama
Ben insan sevmiyorum artık
Be akşamım…
Necmi AKSU

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak  vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?
Necip Fazıl KISAKÜREK

Günün Fıkrası

Nasa Uzay Araştırma Merkezi, günlerden bir gün Mars’a gidebilecek bir mekik yapar. Bu mekiğe üç ayrı ülkeden üç astronot binecektir. Bunlar bir Fransız, bir Alman ve Türkiye’den de Temel’dir. Bunlara orada uzun süre kalacaklarını ve bu yüzden yanlarına en çok sevdikleri şeyi almalarını söylerler. Alman: “Ben içki içmeden yapamam bana içki verin der.” Fransız: “Ben karım olmadan yapamam onu da götüreyim der.” Temel: “Ben da sigarasuz edemam,” der ve sigara ister. Aradan yıllar geçer artık mekiğin döneceği gün gelmiştir. Onlar için büyük bir tören düzenlenir. Önce Fransız iner mekikten yanında karısı ve iki küçük çocuğu vardır. Sonra Alman, gözleri kan çanağı gibi, sendeleyerek iner mekikten. En son Temel fırlar ve elinde bir sigara, bağırır: “Uyy hemşerum! Ateşi olan var mi??”

Günün Sözü

Deneyim, bir insanın başından geçenler değil, başından geçenlerin bıraktığı izlerdir.
Aldous HUXLEY

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here