1-Helal Lokma… 2-Çölün Gölgesi

0
5

Dr. Öğretim Görevlisi ‘necmi cemal’…

Helal Lokma

Anadolu’da sofraya otururken büyük sözler söylenmez. Ama bazen sessiz bir dua fısıldanır: “Helal lokma nasip et Allah’ım.” Bu dua sadece karın doyurmak için değildir. Çünkü Anadolu insanı bilir ki her lokma aynı değildir. Bir lokma vardır… Alın teriyle kazanılır. Gece gündüz çalışarak kazanılır. Kimsenin hakkına girmeden kazanılır. İşte ona helal lokma denir.

Bir de başka lokmalar vardır… Gösterişi çoktur. Sofrası büyüktür. Ama içinde başkasının hakkı vardır. İşte o lokma midede kalır… Ama gönülde kalmaz. Eskiler çocuklarını büyütürken zengin olmayı öğretmezdi. Önce şunu öğretirdi: Helal kazanmayı. Çünkü bilirlerdi ki helal kazanılan lokmanın bereketi başkadır. Az olur ama yeter. Sessiz olur ama huzur verir. Bir evde helal lokma varsa orada huzur vardır.

Bir işte helal kazanç varsa orada güven vardır. Bir şehirde helal lokma varsa orada bereket vardır. Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar daha çok kazanmanın yollarını arıyor. Ama bazen şu soru unutuluyor: Nasıl kazanıyoruz? Çünkü kazancın büyüklüğü insanı büyütmez. Kazancın temizliği büyütür.

Anadolu’nun yaşlıları sofraya oturmadan önce ellerini açıp sessizce dua ederdi. Dua kısaydı: “Ya Rabbi… Helal lokma nasip et.” Bu dua bir hayatın özeti gibiydi. Çünkü insanın yediği lokma sadece bedenini değil karakterini de besler. Helal lokma insanı dik tutar. Haram lokma ise insanı içten içe eğmeye başlar. Belki de bu yüzden Anadolu’da birine dua edilirken şöyle denir: “Allah helalinden kazandırsın.” Bu dua sadece kazanç için değildir. Bir insanın onurlu yaşaması içindir. Çünkü dünyada insanın taşıyabileceği en büyük zenginlik bankadaki para değildir. Alnındaki terdir. Sofrasındaki lokmadır. Ve o lokmanın içindeki helalliktir.

Bir insan arkasında büyük servetler bırakmayabilir. Ama çocuklarına helal lokma terbiyesi bırakırsa en büyük mirası bırakmış olur. Çünkü servet biter. Makam değişir. Ama helal lokmanın bereketi nesiller boyunca devam eder.

Çölün Gölgesi

Tarihi bazen ordular yazar. Ama bazen tek başına yürüyen bir gölge… Bir insan düşünün. Adı çok bilinmez. Fotoğrafı az bulunur. Ama attığı adımlar bir devletin kaderine dokunur. Tarihin böyle insanları vardır. Onlar kürsülerde konuşmaz. Meydanlarda görünmez. Alkış beklemez. Ama görevleri vardır.

Osmanlı’nın son döneminde böyle bir isim vardı: Eşref Sencer Kuşçubaşı… Lakabı bile başlı başına bir hikâyedir: Kuşçubaşı Eşref. Arabistan çöllerinde dolaşan… Balkanlarda iz süren… Kuzey Afrika’da ortaya çıkan… Bazen bir tüccar kılığında, bazen bir seyyah gibi… Ama aslında devlet adına görev yapan bir adam…

O yıllarda Osmanlı’nın gizli teşkilatı vardı: Teşkilat-ı Mahsusa. Ve Kuşçubaşı Eşref, o teşkilatın en dikkat çekici isimlerinden biriydi. Çöllerde yürüyen bir gölge gibi… Tarih kitapları çoğu zaman padişahları anlatır. Generalleri anlatır. Meydan savaşlarını anlatır. Ama bazı insanlar vardır ki tarihin satır aralarında yaşar. Görünmezler. Ama iz bırakırlar. Aslında bu hâl bizim kadim kültürümüzde de vardır. Melamîler der ki: İyilik sessiz yapılır. Gösteriş amelin düşmanıdır. İnsan yaptığı işi büyütmez. İşi insanı büyütür. Belki de bu yüzden bazı insanlar görünmeden yürür.

Yakın tarihimizde de böyle isimler zaman-zaman konuşulur. Kimi zaman tartışmaların içinde… Kimi zaman bir filmin konusu olarak… Bugünlerde hayatı yeniden gündeme gelen isimlerden biri de Abdullah Çatlı. Kimi onu farklı anlatır. Kimi farklı yorumlar. Ama şu gerçek değişmez: Tarih sadece görünenlerden ibaret değildir. Bir de görünmeyen tarafı vardır. Bazen bir insan sessizce yaşar. Ama attığı bir adım bir milletin kaderine dokunur.

Kuşçubaşı Eşref’in hikâyesi bize şunu hatırlatır: Bazı insanlar alkış için yaşamaz. Bazıları görev için yaşar. Ve tarih… Çoğu zaman meydanlarda konuşulanlardan değil, gölgelerde yürüyenlerden doğar. Tıpkı çölün ortasında ilerleyen bir gölge gibi… Sessiz. Ama ardında bir milletin hafızasına düşen uzun bir iz bırakarak.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here