Yaz-Sil, Sonrası Bu!

0
68

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Yaz-sil’lerden sonra dağarcığımızda bir hikaye ve bir şiir kaldı… Bugünlük böyle olsun. Sağlıkla ve sevgiyle kalın… Yase

Dürüstlük Çiçeği

Bir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu. Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı. Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile görmek onu mutlu edecekti.

Beklenen gece geldi. Genç ve güzel kızlar en güzel giysilerini giymişler, süslenmişler, kendilerini beğendirmek için her çareye başvurmuşlardı. Prens kızlara birer tohum verdi. Bunu saksılarına dikmelerini, altı ay sonra gelmelerini söyledi.

En güzel çiçeği yetiştiren kızı kendine eş olarak seçecekti. Herkes tohumu alıp heyecanla evlerine geri döndü. Genç kız da kendisine verilen tohumu alıp saksıya ekti. O kadar bakmasına, özenmesine karşılık toprakta tek bir filiz bile görünmedi. Her şeyi denedi, uzmanlara danıştı ama bir fayda göremedi. Altı ay dolmuştu ama saksı hâlâ bomboştu.

yase-durustluk1

Prens sunacağı bir çiçek olmadığı halde gene de belirtilen gün ve saatte boş saksıyla saraya gitti. Oysa diğer kızlar güzel çiçekli saksılarla gelmişlerdi. Sonunda beklenen an geldi. Prens salona girdi, kızların arasında dolaştı, saksıları birer birer inceledi. Hizmetçinin kızını kendine eş olarak seçtiğini duyurdu. Herkes şaşırmıştı. Diğer kızlar bu karara tepki gösterdiler, itiraz ettiler. Boş saksıyla gelen kız nasıl eş olarak seçilirdi? Prens durumu şöyle açıkladı: Bu genç hanım en değerli çiçeği yetiştirip bana sundu. O çiçeğin adı dürüstlük çiçeğidir. Çünkü sizlere dağıttığım tohumların hepsi sahteydi ve çiçek açmaları olanaksızdı.

Günün Şiiri

Tutuk Kulesi

parıldayan bir diyardı avutulan

çığlığımı bırakıp göğüne

ellerimi uzatamadığım boynuna

loş bir zamandı sunulan

sedef kemerinin

sırtı dönük siyahlığında yaşadım boyuna

yosun sürüldü suyundan

ömrünü tüketti balık dökülen pullarla

yanardağın sönmüş tanıklığıyla

ovada yel, tende ateş unutuldu

bitti toprak

yeni bir adres yaratarak

çorak sokakları terk edip eski duraklara

gitti toprak

ve kendimi bir tutuk kulesine sunarak

içime akan yeşil ovaları

çocukluğun uzak gönül kokusunu

kırık sevinçlerde unutulmuş

eski bir aşkla duyarak eksik büyüdüm!

suya üç renk düştü sabahı / üç metafor yükseldi sudan

tarihe işleyen siyah çelenk / eksilmedi kule kapımdan

su çözdü renk çözüldü

yeni bir deriyi işleyip sızlayan kemiklere

alıp başı akıtıp yaşı gitmeli

bu zaman da görüldü…

Azad Ziya EREN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here