Son Yolculukları Erken Tanıdım

0
48

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah?  Cuma günü Büyükçekmece 7 kişinin hayatını kaybettiği Kuğu Havacılık ve Turizm AŞ’ye ait helikopterin düşmesinden sonra aklıma ilk gelen Nietzsche’nin sevgilisi Salome’ye yazdığı mektuptan bir alıntı yapmak oldu.

“Öyle bir hayat yaşıyorum ki” diyor Nietzsche aynen şimdi yaşadığımız hayat gibi…

“Cenneti de gördüm cehennem mi” de, aynen ikisini bir arada yaşıyoruz, toplumca bu günlerde, Büyük çekmece bu günlerde cennet misali. Çiçek açan badem ağaçları tertemiz uzayıp giden denizi ve kuğuları ile İstanbul’la gittiğimde defalarca orada oturan teyzemi ziyaret ettiğim için biliyorum. Cennet gibi bir mekanda helikopter düşmesi ve 7 canın yitmesi gerçekten acının ötesi bir şey, Cehennem azabı nerdeyse bir de böyle durup dururken olunca! “Mekânları cennet olsun” olsun diyoruz.

Ve devam ediyor mektup; “Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı önden kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, okudum, okudum, anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki: “Söz ver kendine”, Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, Son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok dertliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan, anladım… Ve bendenizin acelesi de ondan.” Nietzsche

Hayatı seyretmek nerdeyse birçok kişinin yaşam felsefesi… İzliyorlar, görüyorlar, biliyorlar ve yalnızca bakıyorlar nasıl bir şeyse. Akılları tatilde sanki yorum yapmak, fikir beyan etmek yok. Her şey onların dışında gelişiyor sanki? Oysa yaşadığımız bu olağan üstü zamanda aklımızı tatile göndermek gerçekten lüksten öte bir şey ve buna aslında hakkımız yok.

Ve sevgili okuyucularım bazen bıkkınlık gelse de üzerimize yine de her işte bir hayır var deyip ayağa kalkmak için gayret etmeliyiz.

Yaşamın gerçek amacı özgürlüktür bendenizce her ne kadar özgürlüklerimizi ilk başta kendimiz sabote  ediyorsak ta… Kendimize koyduğumuz garip kurallarla tabi ki sonsuz özgürlük yoktur ancak insanın temele özgürlükleri vardır ki şimdi onlara sahip olanın tam zamanı. Kendi özgürlüğümüzün başladığı yerde diğerinin özgürlüğüne dokunmadan, bize gösterilen saygıyı aynen göstererek… Hatta göstermeseler de öyle salon basarak tehdit ederek özgürlük olmaz bunun adı başka bir şey olur.

Unutmamak lazımdır, kimse bize özgürlüğümüzü vermez, bizler ona sahip çıkmalıyız. Ve özgür irademizi kullanmalıyız. Hayatın her döneminde ona ihtiyacımız olduğu her zamanda.

Ve sevgili okuyucularım, sağlıkla, sevgiyle, hayırlı günler diliyorum, ayrımsız gayrımsız, her zaman hep birlikte. Bendeniz birçoğumuz gibi son yolculukları erken tanıdım ve buna rağmen hayata belinden sarılıyorum. Sizde hayatı seyretmeyin belinden kavrayın sımsıkkı. Yase

& & & & &

Belediye başkanı‚ geniş-rahat makam koltuğunda huzursuzca kımıldandı. Sesine daha bir otorite katarak kapıdaki ihtiyara seslendi; “Ne istiyorsan‚ söyle amca!” “Şey‚ efendim. Benim bacaklarından özürlü bir torunum var.” “Anlaşıldı anlaşıldı. Belediye aracılığıyla dağıtılacak tekerlekli sandalyeleri duydun‚ ondan istiyorsun. Kusura bakma‚ sayısı az. Başvurular alınacak‚ sonra kura çekilecek. Şansına artık.” “Yok efendim‚ onun için gelmedim. Torunumun tekerlekli sandalyesi var.” “Eee… derdin nedir öyleyse?” “Tekerlekli sandalyesi var da‚ rahatça dolaştıramıyoruz. Başka şehirlerde belediyeler yardımcı oluyormuş. Onlara uygun otobüsleri veya dolmuşları oluyormuş. Ama bize şimdilik kaldırımları düzenleseniz yeter. Kaldırımların başlangıcıyla sonuna bu arabalarla kolayca geçilecek yerler yapsanız diye talepte bulunacaktım.”

“Oooo amca‚ her gelenin bir talebi var. Belediye boş mu duruyor sanıyorsun. Çoğu yerin kaldırımı bile yok‚ önce onlarla uğraşmalıyız. Hele bir eskisi şekliyle tüm kaldırımları bitirelim‚ birkaç sene sonra da ek bütçe olursa‚ kaldırım girişlerine baktırırız. Öyle he demeyle olmaz her iş.”

“Ama birkaç sene demek‚ torunumun ve onun gibi yaşamak zorunda olanların‚ en güzel çağlarını evde hapis geçirmesi demek.”

“Bak amca‚ ben koskoca belediye başkanıyım. Herkese bu kadar vakit ayırırsak işimiz var.”

O sırada başkanın yardımcısı telaşlı bir halde içeri girdi; “Efendim trafikten aradılar!” “N’oldu büyük bir kaza mı olmuş? Çok ölen mi olmuş‚ nedir bu telaşın?” “Bir çocuğa araba çarpmış.”

Başkan sakinleşerek‚ koltuğuna doğru adım attı. “Ne yapayım yahu‚ her kazaya belediye başkanı mı koşacak. Amca sen de çık artık. Görüyorsun işlerimiz var.”

İhtiyar adam‚ boynu bükük dışarı yürüdü. Başkanın yardımcısı devam etti; “Efendim‚ …çocuk‚ …çocuk sizin torununuzmuş.”

Belediye başkanı‚ sendeleyerek koltuğuna oturdu. Gözünün önünde önce torununun gülen yüzü canlandı‚ sonra da tekerlekli bir sandalyede ağlayışı. Titrer gibi bir sesle; “Az önce çıkan ihtiyarı çağırın çabuk.” İhtiyar adam kapının önündeki koltukta başı önde oturuyordu. Çağrılınca içeri biraz heyecan‚ biraz çekingenlikle girdi; “Buyrun.” “Amca‚ söz veriyorum kaldırımları yaptıracağım ama nolur beddua ettiysen geri al.” “Kırıldım ama beddua etmedim.” “Nolur o zaman‚ torunum için dua et.”

O esnada telefon çaldı‚ başkanın uzanmayacağını anlayan yardımcısı telefonu açtı‚ sonra başkana uzattı; “Kızınız arıyor efendim.” Kötü haber bekleyen başkan‚ dudaklarını ısırarak konuştu; “Aaa..aloo.. Baba‚ az önce kızıma araba çarptı ama…” “Eee..evet‚ durumu nasıl? Ba..bacak..ları” “Merak etme‚ sadece burnu kanamış. Biz hastanedeyiz‚ duyar da merak edersin diye aradım.”

Başkan ağlayışı duyulmasın diye hızla kapattı telefonu. Yardımcısı diğer telefonu uzattı; “Efendim diğer telefonda emniyetten arıyorlar. Kazayı yapan şoförü tutuklamışlar. Şikâyet tutanağı için bekliyorlarmış‚ aileden birinin gelmesi gerekiyormuş. Başkan‚ hâlâ kapıda bekleyen ihtiyara dalgın-dalgın baktıktan sonra; “-Bıraksınlar‚ gitsin. Makamın hırsına kapılıp‚ burnumuz büyüyünce‚ Mevlam’ın bizi ikaz için gönderdiği bir vesile o. Biz alacağımız dersi aldık‚ onun bir suçu yok‚ suç bizim. Şikâyetçi değiliz‚ bıraksınlar…”

Günün Şiiri

Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar

Uzaktan uzağa çoban çeşmesi

Ey suyun sesinden anlayan bağlar

Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.?

 

“Gönlünü şirinin aşkı sarınca

“Yol almış hayatın ufuklarınca

“O hızla dağları ferhat yarınca

“Başlamış akmağa çoban çeşmesi.

 

O zaman başından aşkındı derdi

Mermeri oyar taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.

Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi

 

Vefasız aslıya yol gösteren bu

Keremin sazına cevap veren bu

Kuruyan gözlere yaş gönderen bu..

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi

 

Leyla gelin oldu, mecnun mezarda,

Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda

Ateşten kızaran bir gül ararda

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

 

Ne şair yaş döker ne aşık ağlar

Tarihe karıştı eski sevdalar

Beyhude seslenir beyhude çağlar

Bir sola bir sağa çoban çeşmesi.

Faruk Nafiz Çamlıbel

Son Aşık

Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,

Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene

Ak düşünce saçların kumral rengine

Kollarında son aşıkın ben olacağım.

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,

Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün

Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün …

O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?

 

Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar …

O gün bana yalaşırken ey ilahi yar,

Esirgeme gözlerimden bir son buseni,

 

Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,

Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın

Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

Günün Fıkrası

Gerizekalı

Okula yeni gelen Öğretmen Öğrencilere çağrıda bulunur. “Kendini gerizekalı hisseden varsa ayağa kalksın.”
Sınıftan çıt çıkmaz. Nihayet bir öğrenci ayağa kalkar. Öğretmen: “Sen kendini gerizekalı mı hissediyorsun evladım” diye sorar. Ayağa kalkan öğrenci: “Hayır ama sizin tek başınıza ayakta kalmanıza gönlüm razım olmadı.”

Günün Sözü

Okumak insanı olgunlaştırır, konuşmak canlılık, yazmakta açıklık verir…

Bacon

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here