Şiir Tadında

0
165

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Bayram sonrası iyice dinlenmiş olarak mı başladınız güne yoksa hala tatil rehaveti ile mi??? En iyisi bugün kendimizi fazla yormayalım.. Can Dündar’dan şiir tadında bir hikaye okuyalım… Sağlık ve sevgiyle kalın… Yase

& & & & &

BAHAR

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi, sevdanın suç ortağısın.

Yapma bunu bana!..

Bahar, yalvarırım çek git işine!..

Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!..

Her sabah çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor.

Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek…

Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem…

Kırda dayanılmaz bir kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek…

Yapma bunu bana bahar,

Böyle üstüme gelme!..

Zaten damarlarıma zor zaptediyorum kanımı…

Çoktan cemreler düşmüş beynime, yüreğime…

Kalbimin buzları erimiş.

Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtıyla geziyorum nicedir… bir de sen çıldırtma beni…

Krizdeyim ben… Tembelliğin sırası değil, uyamam sana…

Al git serçelerini sabahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol.

Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni…

Bulutların üşüşmesin başıma…

Girme kanıma benim… yoldan çıkarma!..

Sen ki en cilvelisisin mevsimlerin, afrodizyakların en etkilisi,

Sevdanın suç ortağısın.

Kıyma bana!..

Biliyorum çünkü, yine kandırıp yeşillendireceksin aşka; gövdemi azdırıp sonra birden çekip gideceksin.

Tam kanım kaynamışken sana, toplayıp allarını morlarını, beni bir kuraklığın ortasında terk edeceksin…

O iple çektiğim ışığın, dayanılmaz olacak o zaman…

Ne o delişmen sabahlar kalacak, ne günaha çağıran çapkın eteklerin

uçuştuğu günbatımları…

Tembel kuşların şakımaktan bitap, ebruli çiçeklerin kokmaktan…

Buselerin nemi kuruyacak çöl rüzgârlarında…

Yeşerttiğin çiçekler, yürekler solacak; damar damar çatlayacak ruhumuz…

Hayat, bir ezik otlar diyarına dönüşecek yeniden… Yüreğim viraneye…

Her bahar sarhoşluğu gibi, geçecek bu sonuncusu da…

Ebedi bahar, bir başka bahara kalacak.

İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar…

İş açma başıma…

Git işine!

Yoldan çıkarma beni!…

Can DÜNDAR

& & & & &

Şiirsiz Yaşamak

Nihayet sonbahar yağmaya başladı ruhumuza, bir dua gibi pencerelerde yağmur, damarlarımızda küllenmiş tanıdık bir tutkuyu kıvılcımlandırıyor. Şiir bahçedeki yaprak yağmuruyla uyanıyor yaz uykusundan. Yağmurlarla gelen mısralar, ansızın geceye sızıp can suyu veriyor kurak ruhlarımıza.

“Gözyaşlarının gücü vardı eskiden” diyor Adnan Özer, “…ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden/gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden/açılırdı hayal, tu­zun suda bukağısı çözülürken”… Şiir çekip alıyor bizi gömüldüğümüz seviye­siz bataklığın kucağından… Dizelere yapışıp ayaklanıyoruz.

Meğer ne çok olmuş O’nu kovalı hayatımız­dan…

Ne çok olmuş, uykuda bir sevgilinin alnına bir minik buse, sofranın kenarına bir küçük mum kondurmayışımız.

Abdülhak Hamid, kendisinden 40 küsur yaş küçük Lüsiyen’ine yazdığı mektuplara “Bahar-ı Ömrüm” diye başlıyordu: “Bahar-ı ömrüm; aşk bir maniadır ki ya aş­mak veya tahrip etmek lazım; yahut da huzu­runda kalmak ve yok olmak…”

Biz, tahrip ettik o “mania”yı; huzurunda kalmanın bedelini göze  alamadığımızdan… O yüzdendir “ömrümün baharı” diye başla­yan mektuplar almamamız nicedir… Sevdiğine “Yüreğim” diyen o tılsımlı zerafeti yitirdiğimizden beridir, burkulmaz oldu yü­reğimiz bunca nefretin karşısında… Gözyaşlarımız gücünü kaybetti.

Şimdi şairler ağlıyor bizim yerimize, bizim halimize… Yeni yetmeler şarkı sözü ezberliyor artık taşlama yerine küfür, seranad yerine taciz… Felaket haberlerine alışırken şehir, “dilsiz bir kuytuda ölüyor şiir”…

“Şiir toplumdan kopmuyor, asıl toplum şiir­den kopuyor” demişti Tuğrul Tanyol, birkaç yıl önce, yaklaşan bir ihaneti haber verircesine… Şiir, popüler kültür gibi lümpenleşmeyle uzlaşmamış, direnmiş ve belki de o yüzden oku­runu yitirmişti. Akın akın loto kuponu doldurmaya koşan bir kalabalığın ardından dizeler haykırmak, ancak bir şairin göze alabileceği bir soylu dire­niş, bir nafile çabaydı.

Duymadı toplum… Ucuz pop şarkıları söyleyerek başıbozuk bir dere gibi akarken, önüne kattı sanattan yana ne varsa; bir tek şiir hariç… Şiir, soylu bir çınar gibi direndi köklerini oyan bu sele… terkedilmiş bir sevdalı gibi ya­payalnız ama mağrur durdu tarihin akışına inat… Ve sonunda bir o kaldı soysuzlaşan ruhları­mızı avutacak…

Haydi bir şiir okuyun bugün… Bunaldıysanız haberlerin aleladeliğinden, sıkıldıysanız şarkıcı dedikodularından, futbol­cu fıkralarından, lotaryayla köşe dönme he­saplarından, bıktıysanız ekranların, sayfaların işportacı ağızlarından gelin, siz de şiire sığı­nın…

Ve hatırlamaya çalışın bir zamanlar nasıl, “ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden…/ Yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden/ yetim insan, toprağın vicdanıyla doyardı/ gözyaşlarının gücü vardı eskiden.”

Can Dündar

Günün Şiiri

Yüreğimin Acemi Elleri

Yüreğinde yerini değiştirdiğin bir sevgiyle

Bahçelerinde evlerin dinlendiği o yerdesin

Bütün günahlarını bir araya toplayarak

Uzakların neden sinsi birer bıçak gibi

Durduğundan söz etmektesindir

 

Sen şimdi camların ardında buğulanan gözlerinle

Yağmura sarılacak kadar hüzünlüsündür

Rüzgara alışık kavak ağaçları gibi sessiz

Yüreğimin acemi elleri arasında

Ufalanan ekmek gibisindir

 

Bil ki bunlar bozkırca sezgilerden değildir

Birazdan başına üşüşür yıldızlar

Gecede ömrünü yarılayan kelebeklerin

kırılmalarını duyarsın

Eğer ağlayacaksan dilinin altına

bir ağaç parçası yerleştir

Güleceksen dudaklarını örtecek büyüklükte

bir bulut bulunsun yanında

 

Yerini yadırgayan bir ay dolanıyor gecede

Karanlık desen ölçülü salmış susmalarını

Aşkı utandıran bu hüzün de ne

Sen benim yüreğimin acemi elleri arasında

buğulanan ekmeğim değil miydin

Sen değil miydin

Bir çocuk yüzünden ekmeği öper gibi öptüğüm

 

Haydi ince ayarlanmış bir gülümseme seç dudaklarına

Çekip çevir şu karanlığı gözlerinle

Kaldır başını

Bak gökyüzüne

Gökyüzü dedikleri ilkel maviliğe

Mavilikte gizlenmiş bulut izlerine

Say ki bu bir rüyaydı

Say ki ben konuştum sen dinledin

Beni merak etme

Uzun ölümlerimi yarıladım bitmek üzere

Yasin EROL

Günün Fıkrası

İstanbul’un taşı toprağı altındır diyerek memleketinden kalkıp gelen bir köylü, kuyumcu dükkanının vitrinini hayran hayran inceliyormuş. Kuyumcu köylünün kıyafetinden dolayı birazda aşağılayarak: “Ne bakıyorsun öyle hemşerim?” demiş. “Hiç… Sizin dükkanda ne sattığınızı merak ettim.” Adam alay edercesine cevap verir: “Biz eşşek kafası satıyoruz.”

Adam: “Allah versin… İşleriniz iyi gidiyora benziyor.”

Kuyumcu: “Nereden bildin iyi gittiğini”

Adam: “Baksana, koskoca dükkanda seninkinden başka kalmamış da ondan!”

& & & & &

Avukat Temel, cinayet sanığını savunmaktadır. “Müvekkilim masumdur Hakim Bey. Cinayet kaza ile olmuştur.”

“Kaza olur mu? Sanık maktule tam 6 kurşun sıkmış.”

“Hakim Bey, müvekkilimin kulakları az işitir de!”

Günün Sözü

İnsanlığa olan inancını yitirmemelisin. İnsanlık bir okyanustur. Bazı damlalar kirli diye okyanus kirlenir mi hiç…

Mahatma GANDHI

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here