Sıcak Çok Sıcak…

0
27

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Havalar bir sıcak pir sıcak sokağa çıkmak  hele hele öğle saatlerinde intihar gibi bir şey. Ve bu sıcaklara eklenen korkunç gürültüler, toz duman insanı bezdiriyor tek kelime ile ve şimdi sular kesik büyük olasılıkla yıkımı süren mahallemizdeki beş katlı binanın verdiği zararlardan biri… Geçenlerde de kesilmişti zar zor tamir ettiler. Bendeniz bu kadar sorumsuz, bu kadar bencil, beceriksiz ve denetimsiz insanları bir arada görmedim. Yıkım esnasında gürültünün dışında vermedikleri zarar kalmadı çevrelerine… Camların kırılmasından, balkonlara taşların düşmesinden, pencerelerin yerinden sökülmesine ve su borularına verilen zararlara kadar. Kardeşim doğru düzgün güvenlik önlemi alsanıza. Ama yok neden alınsın ki insan dediğin sadece “benim, benim işim olsun sen kimsin” durumları içindeyiz ki zaten uzun zamandan beri böyleyiz. Ve bir eksik bir fark etmiyor diyeceğim ama fark ediliyor ve  çok ciddi bir şekilde psikolojimizi bozuyor.

Sokağa çıkın gülen insan kalmadı çevrede, herkesin suratı on karış, iş yok, güç yok sıcak ve gürültü ve haklarımız  her an gasp edilmiş durumda neye gülsünler bu insanlar? Tuzu kuru olanlar gülücük atan resimler paylaştıkça baya bir bozuluyorum artık valla. Bu ortamda gülücük atsan, genç olsan, genç kalsan ne yazar, eğer çevrenden bir tek şeyi düzeltemiyorsan… Komşunun  çocuğu işsiz, güçsüz iken  sen kendi çocuğunun başarısı ile sevinemiyorsun!!! Ekmek alırken bile çekiniyorsan sen ne için gülümsüyorsun Allah aşkına. Birde öyle yeri göğü ben yarattım havalarında saçlarını  savurarak  yürümüyorlar mı sokaklarda. Nasıl bu hale geldik, ne zaman içimizi bu kadar boşaltarak tın, tın teneke kutusuna döndük diye düşünmekten geberiyorum doğrusu. Cehalet o kadar büyüdü, rayından çıktık ki kendimizi kaybettik. Yalnızdan daha yalnızınız artık, üstelik en korkuncu bu bizim seçimimiz değil. Eskiden yalnızlığın kutsanacak tarafı vardı. İnsan kendisi seçerdi onu ama şimdilerde  hoyratça itiliyoruz düşe kalka. Başımız önümüze düştükçe düşüyor, ayaklarımızı yere değdirmekten korkuyoruz. Yeteneklerimiz bile bize ağırlık olmaya başladı.

Her durumda “Gülümseyin belki gülümsemenize birisi aşık olabilir” derdim eskiden. Şimdi tabi ki yine gülümseyin diyorum  yine gülümseyebiliyorum umutsuz olmaya hiç ihtiyacımız yok bu günlerde… Özellikle  ama gülüşümüz buruk ama gülüşümüze acı, kuşku karıştı. Şu an TBMM’de yemin töreni var. Hayırlısı olsun dilerim ama neden hiç inandırıcı değil artık yeminler bile. Ve biz bütün değerlerimizin alt üst olduğunu bile bile öyle boş başaklar gibi savruluyoruz başımız dik içimiz boş! Ve sıcak ve gürültü ve su yok ve sinirlerimiz artık dayanmıyorken. Şiir okuyalım bari diyorum daha ağır yazmadan…

Ve sağlıkla ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım her şeye rağmen. Ve birlik, beraberlikle ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Bu Rüzgârın Tadı Senin Hiç Tatmadığın

Bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor

Konuştukları dil ömrünce duymadığın

Gözlerini sakla sen burda bir yabancısın.

Akşam tren raylarına yağmur yağıyor

Devrilmiş bir sokak ayak basmadığın

Çarmıha gerilmiş afişler ıslanıyor

Karanlıkta bir kadın tanımadığın

Bir şeyler söylüyor anlamadığın

Şüpheli oteller üstüne geriniyor

Sen burada bir yabancısın saklanmalısın

Akşam tren raylarına yağmur yağıyor.

Attila İLHAN

Ve rahmetli Bülent Ecevit ten bir şiir.
Pülümürün Yaşsız Kadını

Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu

yaşını sordum bir giz gibi güldü

 

kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz

yüzüne baktım bir giz gibi güldü

 

bir asa vardı elinde

bir solmuş krallığın

kadifeden harmanisi üzerinde

bir hititliydi o bir selçukluydu

bir ermeniydi bir kürttü

bir türk

 

yaşını sordum bir giz gibi güldü

koluma girdi bir soylu kadınca

tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini

beni tek gözlü sarayına götürdü

köy yapısı kulübesinin

 

Zamanı onda yitirdim ben

Yitik zamanlara onda eriştim

En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında

Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim

Bülent ECEVİT
Bilgi: Pülümür Doğu Anadolu’nun en yoksul yörelerinden biridir. Binlerce yıldır birbirlerine eklenen uygarlıkların bu deprem yöresinde tek kalıntısı insandır.

Giden Gençliğe

Umudum, heyecanım bitmez pınardı bitti.

Gençliğim deli dolu esen ruzgardı,gitti

Neydi o sarhoşluklar dünyaya boş vermeler

O başka bir mevsimdi; bir ilkbahardı gitti

Çektiler elimden ellerini sevgililer.

Bir zaman bu gönülde kimler yaşardı gitti.

Hani hiç bitmeyecek sandığım güzellikler

Ne sevinçler gülüşler ve neler vardı gitti

Kalakaldım ben orada öylece paramparça

Her gelen yüreğimden bir şeyler kopardı gitti.

Hey benim doyamadığım deli fişek gençliğim

İçimde bir zamanlar bir kor yanardı gitti.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Günün Şiiri

Bir Ayrılış Hikayesi

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp

parmaklarımı kanatarak

kırasıya

çıldırasıya…

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,

yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,

yüzde hudutsuz kere yüz…

Kadın erkeğe dedi ki:

-Baktım

dudağımla, yüreğimle, kafamla;

severek, korkarak, eğilerek,

dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam

karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Ve ben artık

biliyorum:

Toprağın –

yüzü güneşli bir ana gibi –

en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

Fakat neyleyim

saçlarım dolanmış

ölmekte olan parmaklarına

başımı kurtarmam kabil

değil!

Sen

yürümelisin,

yeni doğan çocuğun

gözlerine bakarak..

Sen

yürümelisin,

beni bırakarak…

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…

Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…

Nazım HİKMET

Günün Fıkrası

Gözümün Önüne Getiririm

Arkadaşı Karadenizliye sormuş: “-Yalnızken kendi kendine konuşma huyun var mıdır?” “-Ben kendi kendime konuşmam” demiş Karadenizli. “Adamı gözümün önüne getiririm, öyle konuşurum”

& & & & &

Temel 1 sene çalışmış bir alet yapmış. Alet bir karış sopa ucunda da bir jilet ve bir peynir. Bunu Ankara’ya götürmüş tescilletmek için. “Bu ne?” diye sormuşlar, Temel anlatmış; “Fare kapanı. Fare sopanın üstünden gelecek peyniri yerken boynu kesilecek” demiş. Herkes demiş ki, “Kesmenin olabilmesi için hareket lazım.” Temel gitmiş, 1 sene sonra gelmiş, aynı alet ucunda peynir yok. “Bu nasıl çalışır” demişler. “Fare gelecek peyniri göremeyecek nerden benim peynirim deyip kafasını sallarken boynu kesilecek” demiş.

& & & & &

Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, Cemal 10 dakika durmuş çıkmışlar. 10 saat olmuş 20 saat olmuş Temel’in cesedi karaya vurmuş. Daha sonra Fadime’ye baş sağlığı dilemişler. “Üzülme” diye teselli etmek istemişler. Fadime: “Önemli değil yarışı kazandı ya önemli olan o” demiş.

Günün Sözü

Komşunu sev ama aradaki bahçe duvarını asla kaldırma.

Benjamin FRANKLİN

Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.

W.Emerson

İnsanlara hergün balık vereceğinize, onlara balık tutmağı öğretin,sonunda siz rahat edersiniz.

CONFUCTUS

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here