Şecaat Arz Eden Emperyalizm!

0
90

Ragıp Paşa’nın dillere destan meşhur dizesi; “Şecaat arz ederken merdi Kıptî sirkatin söyler.” (Kahramanlığını anlatırken çingenenin merdi, hırsızlığını söyler..)

Ortadoğu coğrafyasını paramparça eden emperyalist paylaşım savaşının sürdüğü Halep’te, sivillerin yaşadığı trajediyi güya önlemek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçen hafta acil olarak toplanıyor.. Toplantıda söz alan ABD Temsilcisi Samantha Power, Halep’te yaşanan katliamları anlatarak bu suçlara destek veren Rusya ve İran’ı suçluyor ve soruyor: “Sizde hiç utanma yok mu?”

Bu konuşmaya tepki gösteren Rusya Temsilcisi Churkin; “ABD, Fransa ve İngiltere’nin IŞİD’i yaratmadaki rolünü hatırlatmak istemiyorum. IŞİD, ABD ve İngiltere’nin Irak’a müdahalesinin sonucu olarak doğdu. Bu üç ülkenin, vahim sonuçlara yol açan ve terörün Suriye ve Irak’ta yayılmasının önünü açan rolünü hatırlatmak istemiyorum” diyor ve ekliyor: “Sizde hiç utanma yok mu sorusu ilginç! Rahibe Terasa değilsin! Siz de var mı?”

Herkes biliyor emperyalistlerde utanmanın olmadığını.. Herkesçe bilinen bir konuyu dile getirirken ne diyoruz? “Amerika’yı yeniden keşfetmenin anlamı yok!”  Acaba yok mu? Kolomb, bilinmeyen Batıya yelken açarak bilinen ipek, altın, baharat,  refah, zenginlik diyarı Doğuya ulaşacağını düşünüyor.. Sömürüye yelken açacak gemi ve düşlediği Doğu zenginliğini yağmalama düşüncesine yol arkadaşı bulmada epey zorluk çeken kâşif Kolomb, “günlüğüne” düştüğü şecaat arz eden notta şöyle diyor: “Benimle kimse bilinmeyen denizlere açılmak istemiyordu. Nihayet ilk adım, bir hapishaneden geldi. Bu yolculuğa çıkma karşılığında özgürlük vaat edilen beş on arsız, hırsız, uğursuz!”

Uzun yolculuktan sonra çıktığı ada karadaki yerlilerin herhangi bir düşmanca tutumu olmadığını görüyor.. Günlüğüne düştüğü sirkatin söyler türü notta şöyle diyor: Bu insanların silahlar ve savaş sanatı üzerine en ufak bilgileri yok.. Onlara egemen olmak ve istenileni yaptırmak için elli kişilik bir kuvvet yeter.” (Keşifler Tarihi Ansiklopedisi, s, 165)

Söz konusu ansiklopediden okumaya devam: “İspanya’dan erzak taşıyan konvoy, Kolomb’a ulaşıyor.. Gemilerin altın ve  gümüşle doldurup gönderilmesi gerekiyor.. Henüz yerlileri köleleştirmekle gün geçiren Kolomb, yerlilerden erkek kadın beş yüz tanesini seçerek gemiyle Sevilla pazarlarında satılmak üzere gönderiyor.. Köleci Kolomb, yağmalama yolculuklarının ilkine 1492 yılında güç bela çıkıyor.. İki yıl sonra ise emrinde belalı insanlardan oluşan yağmacı, çapulcularla birlikte büyük birlikler halinde çıkıyor.. Kolomb’un ‘Amerika’nın keşfi sürecinde’ ilk ayak bastığı 300 bin nüfuslu adadaki yerlilerin üçte biri, 1494-1496 yılları arasında  “imha” ediliyor.. 1508’de sayıları 60 bine, 1512’de 20 bine düşüyor.. 1548 yılında adadaki yerlilerin sayısı beş yüzü geçmiyor..”

Köleye çevrilecek insan dahi kalmayınca ne oluyor? Afrika’dan “avlanan” kara derililer, zincirlenerek gemilere yükleniyor ve henüz keşfedilen kıtaya taşınarak  “Yeni Dünya” köle pazarına çevriliyor.. “Derileri gibi kara kaderli”   insanlarla dolu İspanyol gemilerindeki “kölelere,” İngilizler kendi ülkelerinde satmak için el koyuyor. İspanya, İngiltere’yi “korsanlık yapmakla!” suçlayarak şecaat arz ediyor!

Ya sonra? Sonrası film çevirmek.. Örneğin, keşfedilen kıtadaki tüm “zenginlikleri”  talan eden arsız, hırsız, uğursuzları medeni, tam anlamıyla soykırım yaptıkları Kızılderilileri ise vahşi gösteren filmler.. Batının vahşiliği nerden geliyor? Emperyalist saldırganlığından.. Ya modernliği? Sömürgeciliğinden.. Lenin, emperyalizmi, “Kapitalizmin en yüksek aşaması” olarak tanımlıyor ve adını koyuyor: “Tekelci kapitalizm.” Yani, emperyalist başlangıcından beri sömürü amaçlı teori kuran kapitalist oluyor.. Dolayısıyla tekelleşen kapitalist de pratikte sömüren emperyalist.. Diğer ifade ile emperyalist, başlangıcından beri “böl, parçala, yut” teorisini, tezgahını, kumpasını kuran sömürgeci; sömürgeci de pratikte bölen, parçalayan ve yutan emperyalist oluyor..  Özetle, emperyalizm sömürgeciliğin “sözde medeniyet, demokrasi ve özgürlük” teorili ince tezgahı, sömürgecilik de emperyalizmin “savaş, talan, yağma” pratikli kaba uygulaması oluyor..

Peki Kolomb’un torunları, sömürüyle modernleşseler de “Ortadoğu’da ki petrol talanına bakıp” hırsızlıklarının; binlerce masum insanın kanı üstüne söyledikleri yalana bakıp arsızlıklarının hala baki olduğunu söyleyebilir miyiz?  BM’de çevrilen “utanma yok ki” adlı filme bakıp söyleyebiliriz elbette.. Ve fakat Ragıp Paşa’nın, “Şecaat  arz ederken merdi Kıptî sirkatin söyler”  dizesini emperyalist dillere mesela İngilizceye çevirerek tabi ki..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here