Rüyalarla Uyanmak…

0
68

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılsınız bu sabah? Rüyalarla aranız nasıl bu günlerde? “Ne biçim soru bu” diyorsanız nedenini hemen açıklıyorum. Gece sabaha kadar, derin huzursuz bir uykunun etkisinde iken acayip rüyalar gördüm. Aslında bu günlerde sizde dikkat ettiniz mi bilmem, uykular çok derin oluyor, sabah uyanmakta çok zor. Yani en azından bendeniz ve tanıdığım bir çok kişi bundan yakınıyoruz. Bu derin uykuları süsleyen rüyalarda, işin ya hoş tarafı ya da huzursuz tarafı oluyor. Aslında çoğu zaman gördüğümüz rüyaları hiç anımsamayız bile, ancak bu günlerde anımsamak ne kelime resmen onların etkisinde kalıyoruz. Yani ben o durumdayım. Ama bir anlatayım rüyamı da sizde bana hak vereceksiniz eminim. Eski Yunan filozofu Heraklatyüs’ün rüya hakkında şu sözü meşhurdur: ‘Uyanık olan insanlar için tek bir dünya vardır. Uykuda olanların ise her birinin ayrı âlemi vardır, onun içinde dönerler.’ Kesinlikle kendimi öyle algılamıştım gece boyu dön dolaş durumları. Ve işte rüyam…

Almanya’da yaşayan bir kız  arkadaşım var. Arkadaşım, güzel sanatlar mezunu Almanya’da öğretmenlik yapıyor. Ancak rüyamda o bir doktor. Ve bir erkek hastanın kalbini değiştirmek üzere ameliyathaneyi hazırlıyormuş. Bütün aile oradaymış. Herkes çok üzgün ve tedirgin… Neden diye soruyorum.  Arkadaşım hiç konuşmuyor annesi konuşuyor, arkadaşım kendi kalbini çıkarıp o hastaya takacakmış. Ve bu işi tek başına yapacakmış.  Düşünebiliyor musunuz masada üzeri örtülü bir hasta var ve etrafta korkunç bir tedirginlik arkadaşım, kendi kalbini çıkaracak erkek hastaya takacak ve bu işi tek başına yapacak? Rüyalar  olağan üstü olabilir tabi ama bu kadar mı? Aklım almıyor. Kendi kalbini sökeceksin. Göğüs kafesini kesecek içinden yüreğini koparacak gerekli dikişleri dikeceksin ve o kalbi alıp, kendinden ez iki misli büyük bir erkek hastaya takacaksın olacak şey değil? “Sen, ölürsün” diyorum “Olamaz böyle bir şey, bu işi yalnız yapamazsın bu bir ekip işi sen nasıl yapacaksın bu senin ölümün olur” falan türünden bir sürü şey söylüyorum, üzüntüden kahrolmuş vaziyette.

Ve bir yandan da takdir ediyorum arkadaşımı, öleceğini bile, bile bir hastasına kalbini verecek olması beni çok etkiliyor. Annesi üzgün kendisi üzgün,  korkuyor hatta, bir ara ağlıyor ancak kararından vazgeçmiyor.  Madem o kadar kararlısın, bari bu anı resimleyim okuyucularımla paylaşırım diyorum. (gazetecilik ruhu bu olsa gerek?) ama fotoğraf makinemi bulamıyorum. Ortalıkta dolanıp duruyoruz kalbimiz o kadar atıyor ki kulaklarımız ağrıyor. Sanki kulağımızda “tok, tok”ları… Ancak ne yaparsak yapalım  onu bu kararından vazgeçiremiyoruz. Ve aniden ter içinde uyanıyorum. Aslında uyumak istiyorum daha, uyuyorum ve yine aynı rüya devam ediyor. Sabaha dek bin kez uyandım, bin kez uyudum aslında uykuda değil uyanık ve başka bir boyuttaydım? Psikolog Freud: “Rüya, uykunun bekçisidir” der. Bence rüya başka bir boyutta uyanık olarak yaşamaktır bir müddet.

Ve hâlâ bir inceleme konusu olan rüyalar, insanları bazen gerçekten etkileyebiliyor diye düşünüyorum  psikolojik olarak ta fiziksel olarak ta. Ve yine diyorum ki fiziksel rahtsızlıklarda huzursuz rüyalara, karabasanlara neden olabilir ve yaşadığımız, okuduğumuz, duyduğumuzda bizi etkileyebilir o yönde rüyalar görebiliriz diye düşünüyorum.

Ve azıcık araştırdım. Batı bilginleri  rüyalar hakkında şu bilgileri veriyor: Rüyalar, uyanık iken geçen muhtelif olayların şuuraltı yankılanmasıdır. Başka bir tâbirle rüya günün tortusudur. Rüya ruhî hayatın mühim bir parçasıdır. Bir insanın bütün hayatı tıpkı bir ceviz kabuğu gibi bir rüya içine toplanabilir.

Rüya, insanoğlunun kendini tanımaya başladıktan sonra hayal gücünü faaliyete geçiren ruhî bir olaydır. Kontes Sirkof’un, rüya hakkında yazdığı bir eserden aldığımız şu satırlar dikkate şayandır: Bazıları rüyanın insan muhayyilesinin doğurduğu birtakım hezeyanlar ve evhamlardan ibaret olduğuna inanırlar. Halbuki bu yanlış bir inançtır. İnsan uyuduğu zaman cesedin bağlarından kurtulan ruh muhakkak ki büyük bir rol oynamaktadır. Rüyalar, uyanan adamın düşünceleridir, onları gizli bir kuvvet iyiliğimiz için faaliyete getirmiştir. Onun için her rüyanın bir mânâsı ve kendine has bir yorumu vardır. İptidaî insanlar rüyalarında atalarının veya insanüstü varlıkların kendilerini gösterdiklerini sanırlar ve böylece ruhlar âlemi ile bağ kurduklarına inanırlardı.

Eski Mısırlılar, Güldanîler, İbranîler rüyaların geleceği haber verdiğine, rüyanın sihirli bir kuvvet olduğuna inandıkları için rüya tâbirini bir bilgi dalı haline getirmiş ve onu bir hayli genişletmişlerdi.

Hazret-i Yusuf’un hikâyesi bunun en bariz bir delilidir. Hz. Yusuf henüz çocuk iken rüyasında on bir yıldızla güneş ve kamerin kendisine secde ettiklerini görmüş ve bunu ertesi gün babası Hz. Yakub’a anlatmış. O da bu rüyayı tâbir etmiş ve Hz. Yusuf’un büyük bir makama erişeceğini ve on bir kardeşiyle ana ve babasının, önünde hürmetle eğileceklerini söyleyerek, bunu şimdilik kardeşlerinden gizlemesini istemişti. Aradan yıllar geçmiş, Hz. Yusuf, Mısır Firavununun sarayında, tâbir edip gerçek çıkan rüyaları sayesinde büyük bir makama geçmiş ve meşhur hikâyesinde belirtildiği gibi, Mısır’a gelen kardeşleri ve ana babası huzurunda baş eğmişler ve böylece çocuk iken gördüğü rüya hakikat olmuş.

Eski çağlarda, rüyaya büyük önem veren insanlar, ondan faydalanma yoluna gitmişlerdi. Öyle ki rüya tabircilerinden uygun bir netice almadan savaşa bile gitmezlerdi.

Büyük İskender, seferlerinde daima yanında birkaç rüya tâbircisi bulundururdu. Onlara, gördüğü rüyaları tâbir ettirip ona göre hareket ederdi. Bir rivayete göre, muhasara ettiği bir kentin zaptı uzayınca bundan vazgeçmek istemiş, fakat o sıralarda gördüğü bir rüyayı tâbir eden yorumcuların zaferin yakın olduğunu söylemeleri üzerine savaşa devam etmiş ve gördüğü rüya gerçekleşerek kaleyi fethetmiş…

Valla sevgili okuyucuların batılı bilim adamaları ne derse desin, ben bu günkü rüyamı nasıl yorumluyorum biliyor musunuz? Sevgili arkadaşım bence yüreğini duygusal olarak birine verecektir ve bütün sıkıntı gerginlik sevince dönüşecektir. Bu güzel olumlu bir yorum istersem acayip yorumlarda  yapabilirim bu hayal gücüme bağlı tabi. Ve şimdilik hoşça kalalım hep birlikte sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle. Yase

Şubat Güneşi

Ahmet ne yapacağını, kızı nasıl teselli edeceğini bilmiyordu. Kız kollarından kurtulup kendini yeniden yatağa battaniyelerin üzerine attı. Huzursuz bir uykuya dalmıştı. Yüzü nar gibi kızarmıştı, saçları alnına yapışmıştı.  Ateşi çok yükselmişti. Ateşin etkisinden kendinden geçmiş gibi bir müddet uyuduktan sonra  aniden gözlerini açıp görmeden etrafına bakındı; nerde olduğunu  anlamaya çalıştı, hayır burası yabancı bir yerdi ne işi vardı burada? “Can nerede? Neden her taraf bu kadar karanlık, yoksa kör mü oldum?” diye endişe ile doğrulup  etrafına baktı. Ahmet yanında duruyordu. Dikkatlice ona baktı karanlıkta kalmıştı yüzü, bedeni kocaman bir hayaletti sanki üzerine gelen. Korkuyla yerinden sıçradı “git” diye bağırdı, sesi boğazını yırtarak çıkmıştı ağzından, keskin bir acı algıladı. Acısını içerde hapsetmek için  avucunu ile ağzını kapadı…

Ahmet endişe ile kıza bakıyordu. Kızın burnundan kan süzülüyordu ağzını kapattığı avucun içine. “Zeynep korkma ben Ahmet” diye kıza doğru eğildi. Kız avucunu ağzından çekip Ahmet’e doğru uzattı. Ahmet kızın elini tutup avucuna baktı. “Burnun kanamış korkma, bir tanem bir şey olmaz. Ben sana şimdi bir tampon yaparım hemen kesilir.” “Merak etmiyorum ki zaten.”

İyice uyanmış görünüyordu sanki biraz önce sayıklayıp devinen o değilmiş gibi. “Bana mendil verir misin elimi silmek istiyorum.” “Dur ben silerim” diyerek Ahmet kızın yüzünü boynunu sildi. Ama burnu kanamaya devam ediyordu. “Başını dik tutmamaya çalış Zeynep hemen pamuk alıp geleyim” “Sana demiştim başına bela olacağım” diye. “Evet ya baya bir belasın valla… Dur şu tamponu burnuna koyalım.” “Ben yaparım” diyerek Zeynep pamuğu Ahmet’in elinden alıp burun deliğinden içeri soktu. Sonra “çok kötü görünüyorum her halde” diyerek gülmeye başladı.

Ahmet gerçekten çok farklı bir kız diye düşündü biraz önce kendinde değildi şimdi gülüyor, neşe içinde konuşuyordu. “A hakkımı yeme yinede biraz uyuduk ama. Üstelik sen istedin bela almayı sakın bana kızma.”

“Sana kızmak mı? Hiç aklımdan geçmedi ama gerçekten beni korkutuyorsun üstelikte şaşırtıyorsun” Doğrulmuş yatağında oturuyordu şimdi. “Korkma ya bana bir şey olmaz bu kadar endişeli bakma. Bela olduk dediysek o kadar da değil yani.” “Valla bilmiyorum sensen konu?”

Şöminede ki ateş geçmek üzereydi. Ahmet birkaç odun daha attı sonra  gelip Zeynep’in yanına oturdu. İçinde garip bir sıkıntı vardı nedense. Bu kanın hayra alamet olmadığını düşünüyordu. Ateşine bakmak için kıza doğru eğilip dudaklarını alnına değirdi, minik bir öpücükle ve hemen geri çekildi kız yanıyordu sanki. Ellerini avuçlarının arasına aldı buz gibiydi elleri.

“Yine ne arıyorsun alnımda ellerimde” diye mıymıylandı. “Ateşini çalmaya çalışıyorum…” “A sen o kitabı okudun mu?” “Hangi kitabı canım ya?” Kızın sayıkladığını sanıyordu. “Ateşi çalmak” dedin ya, biraz önce işte o kitabı, dört ciltti ama hemen okunuyordu. Sakın okumadım deme valla anlatamam okuman gerek.”

“Ateşin bir düşsün sana okutacağım o dört cildi.” Sonra hemen ciddileşerek; “Zeynep sana ılık kompres yapmak zorundayım ateşini düşürmemiz lazım” diyerek kalıp  banyoya gitti büyükçe bir kâse su ve birkaç havluyla döndü. Kız öylece duruyordu burnundan tampona rağmen kan sızıyordu. “Vampir gibimi oldum” “Hah tamda yerini buldu gerçekten şimdi vampire benzedin Zeynepçim. Gelmiş geçmiş vampirlerin en güzeli.”

Kıza bir mendil uzattı. “Şimdi lütfen uslu dur. Yüzünü ılık havlu ile sileceğim.” “Neden sen, ben yapabilirim”  diyerek elini uzattı ama eli halsizce yanına düştü. “Of ya hiç gücüm kalmamış sanırım azıcık hasta oluyorum.” “İstersen uzan  daha rahat edersin.”  Kız hemen uzanıverdi  battaniyeyi üzerine çekecek  gücü bile kalmamıştı. Ahmet elindekileri yere bırakıp kıza yardım etti başının altına iki yastık koyup başını yükselti. “Üşüyor musun?” “Hayır, şimdi üşümüyorum” “Koltuk altına bez koyacağım izin verir misin?” “Çok mu gerekiyor.” “Evet, bebeğim ateşini düşürmemiz lazım.” “Bana bebeğim deme bir daha sakın. Ver bezleri ben koyarım.  Sesi istemeden de olsa sert çıkmıştı.” Arkası Yarın

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here