“Oblomovlaşmak”tan Kurtulmak!

2
2632

Karne günüydü.. Halk otobüsünde birkaç öğrenci, “kitap okuma ödevi” üzerine konuşuyordu.. Biri; “Tatilde kim okuyacak şimdi kitap mitap” demiş, diğeri “Yaz Google amcaya, senin adına özeti çıkartılmış yüzlerce kitaptan seç, çıkart yazıcıdan, yap bir ödev kapağı, dosyala ver hocaya!” şeklinde  “zekice” yol göstermiş,  öteki konuyu yaşadığı gerçeklikle ilişkilendirmişti.. “Benim bu tür ödevlerimi hep annem babam yapar!”

Oblomov ismi geldi aklıma.. Oblomovluk resmi canlandı gözlerimde.. Oblomov kim? Hani şu yan gelip yattığı sedirinde, yapacağı şeyleri düşleyen ve fakat sadece düşleyen bir roman kahramanı.. Ya oblomovluk?, İsmi, Oblomov olan tipin şahsında; eylemsizliğin, uyuşukluğun, tembelliğin, hareketsizliğin simgesel resmi..

Oblomovluk kavramı, Rus Edebiyatçısı Gonçarov’un, “zengin, aylak ve kararsız bir toprak sahibinin” portresini çizdiği “Oblomov” adlı romanı üzerine eleştirel inceleme yapan Dubrolyubov’a ait.. Bu kavramı literatüre kazandıran Dobrolyubov, “eleştirinin kuramsal esaslarını” açıklarken şöyle diyor: “Bize göre eleştiride en iyi yöntem, konunun okuyucunun kendi sonucunu çıkarabileceği bir biçimde ortaya serilmesidir. Bize düşen verileri gruplandırmak, eserin taşıdığı genel düşünce üzerine görüşlerimizi ortaya koymak, bu düşüncenin yaşadığımız gerçeklikle ilişkisini göstermek, bu konuda kendi düşüncemizi belirtmektir..” (Oblomovluk Nedir, s.7, çev. M. Beyhan, Yön Y. 1987)

Bir edebiyat eleştirmeni olan Dubrolyuboy, söz konusu incelemesinde, Oblomov’un karakteristik özelliğini “Dünyada olup biten her şeye karşı duyumsamazlığından kaynaklanan tam bir atalet, hareketsizlik, ilgisizlik” olarak sıralıyor ve nedenini de “kısmen nesnel konumundan, kısmen de akli ve ahlaki gelişmesinden kaynaklanmaktadır” şeklinde açıklıyor. (s.23) “Oblomov, bir şey yapmaya alışmamıştır, dolayısıyla neyi yapabileceğini neyi yapamayacağını tam belirleyemez, bu yüzden de bir şeyi ciddi bir biçimde var kuvvetiyle isteyemez. İstekleri biçimseldir ve istek olarak kalır: “Şöyle bir şey olsaydı ne güzel olurdu” der, ama o şey nasıl öyle olacaktır, bilemez.” (s.27)

Çünkü her türden isteklerinin düşünsel ve bedensel karşılığında “emirlerini yerine getiren” hizmetçileri vardır.. Bu nedenle isteklerinin gerçekleşmemesi halinde suçlu kendi değil “onun adına düşünen, onun adına yapan, onun adına çalışan” başkalarıdır!

Oblomov’un en köklü özelliği olan hareketsizliği, onun doğuştan gelen bir karakteristiği değildir.. O da çocukken her çocuk gibi kendi işini kendisi yapmak ister.. Fakat annesi, babası hizmetçileri, “dur, çıkma, gitme, yapma, açma, düşersin, üşürsün” diyerek fırsat vermez.. Ne yapacaksa hep kendisi adına hizmetçileri yapar.. Zamanla bu tür yaşamayı rahat bulan İlya İliç büyür ve “birisi benim adıma düşünsün, bir başkası benim adıma yapsın, bir diğeri benim adıma çalışsın” tipli bir Oblomov olur.. Dolayısıyla oblomovluk doğuştan değil, akli ve ahlaki gelişmeyi içeren süreçte oluşan bir durumdur.. Ve o sürecin adı da eğitimdir.. O halde buradan çocuk adına başkalarının düşündüğü, yaptığı, çalıştığı bir eğitim sürecinin “Oblomovlaştırma” süreci olduğunu söyleyebiliriz..

2010 tarihli bir gazeteden kesip sakladığım bir haber yorum: Başlık: “İlköğretimdeki performans ödevini öğrenciden çok veliler yapıyor.” Manşet her ne kadar “içindeki içindedir” dese de, haberin içerik özeti şu: “Çukurova Ü. Eğit. Fak. Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kutlu, performans ödevlerinin, yaparak yaşayarak öğrenmeyi temel alan ‘yeni müfredat programı’ kapsamında 2005 yılında uygulanmaya başlandığını belirtiyor.. Bu ödevlerle derste işlenen konuların tekrarının yapılması, öğrencilerde bağımsız düşünme ve çalışma, karar verme, yaratıcı düşünme, araştırma ve inceleme becerisi ile problem çözme yeteneğinin geliştirilmesinin amaçladığını ifade ediyor ve ekliyor: “Aradan geçen beş yıla rağmen halen öğrencilerden çok velileri ilgilendiriyor. Bu durumun ortaya çıkmasında, ödevlerin öğrenci düzeyinin üstünde olması, dersin amacı ve konusuna uygun olmayışı veya yeterince eğitsel değer taşımaması gibi sorunlar da etkili oluyor. Uygulamadaki yanlışlıklar çocuğun aileye, başka kişi veya internet gibi farklı ortamlara bağımlılığını artırıyor.”

Halk otobüsünde konuşmalarına tanık olduğum öğrencilerin kitap okuma listesinde “Oblomov” adlı roman yoktu.. Kaldı ki olsaydı da zaten okuyacakları da yoktu.. 543 sayfalık oldukça hacimli bir romandı zira söz konusu kitap.. Kitaplığımda Alter Yayınlarından çıkan baskısı vardı.. Son sayfasından birkaç cümle, kitapla birlikte konuşmalarına tanık olduğum testlerle restleşemeyen öğrenciler şahsında (ki tam da bu bağlamında ben, öğrencilerime tatilde bir test kitapçığı yazma ödevi vermiştim) eğitimimizin paydaşlarının durumunu da sanırım özetliyor:  “Oblomov’a ne oldu? – Çok zekiydi. Bu konuda kimseden aşağı değildi. Tertemiz bir kalbi vardı. Soylu duyguları olan ender rastlanır bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadı!”

Selam ve saygılar…

2 YORUMLAR

  1. Oblomovun kim olduğunu biliyoruz. Başlıkta kurtulmak yazıyordu girdik. Ee, nası kurtulcaz anlatmamışsınız. Başlığı değiştirin, oblomov nedir, diye yazın

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here