Kokular

0
73

Günaydın sevgili okuyucularım. Bu sabah erkenciyim, neden mi? Arka taraftaki dayanılmaz gürültüden. Tamir mi yapıyorlar ne yapıyorlar bilmiyorum ama kapalı kapılardan ve pencerelerden içeri girebilen bu gürültüden zavallı başım patlama noktalarına geldi. O her zamanki kendini kapama yöntemine başvurdum hani istediğimde kör sağır dilsiz olabilirim demiştim ya işte o yöntemi denemeye kalktım tamam çok güzel duymuyorum ama dünyada da değilim. Yazılarım var yapacağım bin türlü iş var hepsine yetişmem gerek.

Bu yüzden kahvemi içerken yine en kuytu koltuğumu kullandım hiç düşlere eskiye gitmeden, içtim kahvemi ayaklarımı altıma alıp uyumak isterdim, çünkü sesleri kesmiştim hiç gürültü yoktu ve ben uykuya çok meyilliydim. Ne oldu anlayamadım kalkıverdim elimde kahve fincanı. Televizyonda kanal taramasına girdim bir şey yok. Ne aradığımı da bilmiyorum ya zaman öldürüyorum resmen. Ama uykumu alamadığım için konsantrasyon bozukluğumda olabilir. Büyük olasılıkla öyle… Buna rağmen bu günkü yazımı düşünmeğe çalıştım “bugün ne yazayım” diye.

Oysa ben hiç düşünmem otururum yazarım ya da yazdırılırım çoğu zaman hatta her zaman yazdırılırım çünkü benim düşüncelerimi ne biliyor elim hiç anlayamadım klavyede gider gelir gider gelir ve yazı çıkar ortaya ne vardı aklımda ne yazdım falan durumları doğar. Aynen bugün gibi… Bugün ben kokuları yazacaktım hani o hayatımızı neşelendiren, ısıtan kokulardan. Ben kedi burunluyum bu artık kesin. Her koku benden sorulur. İyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Hem iyi hem kötü bu da kesinlikle doğru… Örneğin bazı parfümlerin kokuları beni öyle kötü etkiler ki anlatılacak gibi değildir. Beni etkilediği gibi gösterdiğim tepkiden başkalarını da etkiler. Bu yüzden zararları katlanır.

Benim bugün sözünü etmek istediğim kötü etkilenmeler değil hayatımızda yeri olan kokular. Sevdiğimiz her şeyin kokusu var sevmediğimizin de. Tam şimdi tanrım bu bir ceza olmalı tam içimizi ısıtan kokulardan söz edecem yandaki odadan alnımdaki damarları büzüştüren başıma kan götüren, damarlarımı kasan vernik kokusu geliyor bu gerçekten bir ceza olmalı?

Bazen gürültüleri duymayabiliyorum ama kokuları asla es geçemiyorum, aşırı tepki veren bağışıklık sistemimden. Bağışıklık sistemi dedim de oda başka bir dert. Sevgili arkadaşlarımdan biri can dostum bu günlerde İstanbul’da hastane hastane geziyor bağışıklık sisteminin iflasından ötürü. Çektiğimiz hastalıklar ölümler yetmezmiş gibi birde bu arkadaşımın hastalığı çıktı. Şimdi  bu eşitsizliğe bakar mısınız, benim bağışıklık sistemim istendiğinden çok, arkadaşımdaki hiç yok ne olurdu benimkinin yarısını ona verebilsem? Elimden gelse canımın da yarısını verebilsem!!

İşte bu bağışıklık sistemi alerjik tepkiler beni bazen çok ama çok etkiliyor.  Şu an duyduğum üzüntü  aldığım  kokudan daha baskın olduğundan vernik kokusunu daha az algılıyorum ya da koku dağıldı. Neyse yine o içimizi ısıtan kokulara dönelim. Hepiniz bir durun ve düşünün içinizi sımsıcak yapan güvenle  sarıp sarmalayan algıladığınız ilk koku neydi? Birçoğumuz anne kokusu diyebiliriz. Değil mi? Dün yine bebekli bir evdeydik ah bu bebekler yok mu bu minik mucizeler benim hayatımı güzelleştiren neşemi yerine getiren varlıklar. Hemen kucağıma aldım. Kokusunu içime çektim derin derin bu bebek birazcık bebek karışımı fesleğen kokuyordu. Sanırım fesleğenlerin olgunlaştığı bir bahçede oturduğumuzdan. Bunu söylediğimde herkes garip garip baktı onlar benim gibi algılamıyorlarmış. Fakat ben onu sürekli bu kokuyla anımsayacağım  içimi ısıtan serin yanaklarını tombul ellerini, kocaman şaşkın bakışlarını, fesleğen karışımı kokusundan anımsayacağım. Annesini istedi süt emme zamanı gelmişti. Ağzını gömdü büyük bir iştahla annesinin göğsüne o an ne kokusu alıyor diye düşündüm süt karışımı anne kokusu mu? Şu anda yani dünyada daha üç aylıkken anımsaması mümkün değil tabi  ama ondan sonraki bütün kokuların karışımı anne kokusu mu olur?

Sevginin kokusudur var mıdır? Ya şefkatin, dokunmanın, güvenin kokusu? İşte bütün bunların herkese değişik gelen kokusudur anne kokusu zahar. Bu bazen tere karışmış  mutfak kokuları ile olgunlaşmış olsa da.  Herkes bir şişede annesinin kokusunu koruyabilir mi, istendiğinde sürünmek için?  Bazı akşamlar yatağıma yattığımda ansızın hiç aklımda yokken bir esintiyle gelir ki burnuma Anne diye fırlarım yataktan. O koku annemin kokusu yalnızca onun istediğimde  şişenin kapağını kaldırıp  annemin kokusunu sürünemem. Ancak o beni ziyaret eder. Ama onun sıcaklığı hiç gitmez. Sizin annenizin kokusu nasıl? Anneniz varsa  daha iyi bilirsiniz size geçmişten gelmez hemen yanı başınızdadır ve sevdiğiniz bir yemeğin kokusu ohhh ne huzur verici. Onun ellerinden çıkan bütün evi saran birde kahve kavurmuşsa oh huzurun kokusu da bu olur herhalde güvenle birlikte.

Birde  fırın kokuları vardır. Ben okula giderken fırının önünden geçmek zorunda kalırdım her sabah. Sabah kokuları beni hiç ilgilendirmezdi  fakat öğlen dönerken o fırından yayılan kokular beni eritirdi de yemeğe asla yanaşmazdım. Okul yıllarım yarıdan çok aç geçtiğine göre demek ki olağan üstü bir iradeye sahiptim ya da depresif bir ruha ben kendimi ikincisine daha yakın bulurum her zaman.

Fırın kokuları başka bir yazıda yerini alacak çünkü gerçekten önemli kokulardır onlar. Birde çocukluğumda banyoda kullanılan sabunlar  güzel kokardı  başka güzel yani bambaşka  banyoda yanan kazandan  çıkan odun kokusuna  çıraya karışıp  garip eksantrik bir karışım olurdu bu koku. Ben bayılırdım bu kokuya, başkaları bilir miydi  bu kokuyu bilmiyorum? Bazen çok, bazen bu kokunun peşine düşerim hala odun sobası kullanılan banyoları olan ki çevremde hiç kalmadı ama ben yine de aranırım bu kokuyu. Hani Magdelena Hz İsa’nın ayak kokusunu bir kez almıştı da  o kokuyu herkeste aramıştı bulamamıştı ya. İşte bende  bazen unutamadığım kokuları böylesine aranırım. Başıma bir şeyler gelmedi bu yüzden ama gelmeyeceğinin garantisi var mı bu yüzden ben bu koku illetinden aslında hemen kurtulmalıyım.

İlgili resim

Ve deniz kokusu… Dün arkadaşım İskenderun’un denizi bir başka kokar dedi. Evet dedim kesinlikle rüzgar denizden estiğinde balık kokusunu da taşır tuz kokusunu da. Fakat Gazipaşa’da deniz başka kokar. Onun kokusu serin ve  ezik çam kokuludur. Bunu söyleyince herkes baktı yüzüme ezik çam kokusu nasıl olur diye birde deniz? Ne ilgisi varsa. Evet bizim Gazipaşa denizi ezik çam kokar. Çünkü  bizim evin önünde ve yörede çok çam ağacı vardır. Gece ya da gündüz denizden rüzgar estiğinde çam kokusunu önüne katıp benim burnuma kadar getirir yalnız bana özel çünkü bizimkilerden hiç birisi bu kokuyu almıyormuş demek bana özel bu koku. Üzülmem mi gerek anlayamadım, kardeşime “bak iyi algılamaya çalış nasıl ezik çam kokmuyor mu?” “Çam bile olsa eziği nasıl oluyor?” Of ya istediğin kokuyu al” diyerek içime çekiyorum kokuyu. Arkadaşlarımda ağzıma bakakaldılar ezik çam kokulu deniz, fesleğen kokulu bebek? Garipliğime alışıklar ama yine de bakakaldılar  Böyle bir şeyi ilk duyuyorlar. Fakat ben eminim bu kokuyu alan birçok okuyucum vardır lütfen varsa bana bildirsin.

Sevgili okuyucularım bu kokular sürecek daha anlatacaklarım bitmedi fakat sayfam bitti ve ben bazen sizi sıktığımı düşünüyorum inşallah sıkılmıyorsunuzdur. Yarın görüşmek üzere hoşça kalın. Sevgiyle kalın. Yase

NOT: Yukarda  kahvemi içtim kalktım ne aradığımı bilmiyorum demişim ya. Aslında ne aradığımı şimdi buldum. O kuytu koltukta otururken kapalı ağır perdelerin kitap kokusuna karışan halı ve hafif nem kokusunu aradım. Ama ne yazık güneşin kavurduğu evimizde bu kadar aydınlıkta o kokuyu bulamadım belki konsantrasyon bozukluğum ondandı?

Günün Şiiri
Hayat Sessizken Birkaç Dakika
Sabahtan birkaç saat geride,
Sokaklar bomboş,
Sessizliği dolduruyor aldığım nefes,
Başka bir yerdeymişim hissi var.
Bozuntuya vermiyorum,
Kayboluyorum cennetin bir köşesinde.

Hepsi sakin;
Dağlar,
Denizler,
Karıncalar,
Yengeçler,
İnsanlar,
İnsancıklar…
Palavradan, düzmece rüyalarındalar,
Hayat sessizken birkaç dakika.

O anlarda daha iyi anlaşılıyor;
Araba seslerinin,
Makine seslerinin,
Ayak seslerinin,
Bozuk para sesinin hapsettiği sessizlik.
Bir dinlesene!
Yaklaşıyor kurmalı saatler,
Ağızlarını ayırarak geliyorlar,
Akılları sıra yaşamak için,
Yemek için,
İçmek için,
Gürültü içinde paylarına düşeni almak için
Ve sonra tekrar kurulmak için.
Faruk Sahyunlu – (twitter.com/faruksahyunlu)

 Dağ Gibi Bir Kadındın Sen

Dağ gibi bir kadındın sen o zamanlar
Bahar ağlardı yeşil gözlerinde
Her dem taze çiçeklerin vardı bahçende
Dağ gibi bir kadındın sen o zamanlar
Herkes seni severdi
Ben seni severdim
Severdim kadınlığını, imkânsızlığını,
Ulaşılmazlığını, çiçeklerini, bahçelerini
Severdim seni
Ama sevmedim hiç bir zaman
Ümitsizliği sen de
Sevmedim dağ gibi oluşunu
Sevemedim…
Öyle ya
Dağ gibi kadındın sen
Ve seni sevmeye
Dağ gibi bir yürek gerekirdi…

Mustafa Durmuş

Günün Fıkrası

Birinci sınıf öğretmeni öğrencilerinden birine sordu; “Bu harfin adı ne?”

Üzülerek yanıt verdi çocuk; “Harfi tanıyorum da adını çıkaramadım şimdi…”

Günün Sözü

Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
Conficyus

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here