Kendimizi Kendimiz ve Başkaları İçin Koruyalım…

0
9

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Eylül ayı da geçti hiç haberimiz olmadan! Ekim ayından gün alıyoruz… Eylül’ün vazgeçilmez güzelliği hüzün ve sarı yapraklar hiç uğramadı yamacımıza çünkü ne sarı yaprakları görecek gözümüz vardı ne de hüzünlenecek zamanımız, korona hanımın yüzünden. Yaşam kaygısından; çocuklarımız işsiz, güçsüz, çıldırma noktasında; işler, güçler hayal oldu, faturalar ateş. Okullar açıldı; okula benzemeden ne okullusun, ne değilsin, ne dersin var, ne yok, hem evdesin hem okuldasın, telefonlarda yardım dilenen mesajlar, gittikçe gerilen sinirler ve nerdeyse insanlarla dalga geçen ipe sapa gelmez açıklamalar… Valla bütün bunlar ve saymadığım bin bir belirsizlik ve yoğun yoksulluk insanlara koronayı bile unutturdu… Zaten bu illetten öncede kötü olan ekonomik durum, işsizlik ve yoksulluk şimdilerde tavan yaptı, artık hastalık mastalık başköşeden yanlara doğru kaykılmaya başladı.

Artık günü, günleri yeni gündemlerle geçirmeye başladık. Umutlar, hayaller ertelendi, bilinmeyen bir zamana, o zaman gelir mi, gelmez mi artık Allah bilir. Ama bildiğimiz bir şey varsa da artık gerçekten normale dönmek zor gibi içinde bulunduğumuz siyasi sosyoloji, ekonomik, eğitim, öğretim ve psikolojik durum bunun göstergesi.

Ve sevgili okuyucularım yine de umutsuz olmamak için elimizden gelenden fazlasını yapmalıyız diye düşünüyorum. Çünkü insan umutsuz olunca yaşayamaz ki? Ve bütün bu saydıklarımız rahat bir nefes için değil mi? Kendimizi kendimiz ve başkaları için koruyalım. Belki de bu korona hanımın öğretmek istediği şeyde bu! Kendimizden başkalarını en az kendimiz kadar düşünmek ve önemsemek gerekliliği. Dünya ne yazık ki bencil ve hodbin insanlarla tıka basa dolu. Ve bu gittikçe artıyor.

Ve şimdilik sağlıkla özelikle sağlıkla kalmaya çalışmalıyız, kendimiz ve başkaları için ve sevgiyle ve dünyanın birbirini yediği sen ben dediği bir zamanda hep birlikte kalalım sevgili okuyucularım. Yase

& & & & &

Bir kaç yıl önce bir arkadaşın gönderdiği bu yazıyı yeniden paylaşmak istedim. Yararlı bulduğum için.

Düşünceler (19.11.06)

En Büyük Hayal Nedir? Evet, nedir en büyük hayalimiz.

Herkesin bir hayali vardır mutlaka. İnsan hayalsiz yaşayamaz hayalsiz yaşayan insan insan değildir. Hayvan da olamaz çünkü kedi köpeğin de hayal kurduğu kanıtlandı. Hayal okul mudur araba mıdır ev midir iş midir?

İnsanı hayata bağlayan şey hayaldir. İnsanı dik tutan yeni dallara uzanmasını sağlayan bir yandan gelişirken bir yandan olanı koruyan yegane şey hayaldir. E herhalde bu hayal ev, araba, iş olamaz değil mi?

İnsanı hayata gerçekten yaşamak istediğimiz yaşamın hayali bağlar. Kimle yaşayacağımız nerede nasıl yaşamak istediğimiz. Umut çok küçük bile olsa… Bak mesela ben istediğim hayatı elde etmem şu an imkânsız ötesi bir şey ama imkânsız diye bir şey yok derler inşallah öyledir.

İmkan yüzde 1 görünüyor ama ben bir insan olduğuma göre her an 100’e çıkabilir. Yarının ne olacağını kim bilebilir… Belki bu gün meraklı gözlerle izlediğim filmler de yarın onunla birlikte olacağım… Belki dün gece gördüğüm rüyadaki gibi Gülcihan’ da birlikte yaşayacağız… Ne dersin olur değil mi? İnşallah.

& & & & &

Başroldeyiz (17.12.2007)

Kendi hayatımızın başrol oyuncusuyuz. Başarılarına özendiğimiz ezildiğinde üzüldüğümüz tehditlerinde korktuğumuz başrollerdekiyiz biz. Gerçek bir sinemadır hayat alında şu an tiyatro ama ilerde bir gün hayatımızı geçmişte yaptıklarımızı izliyor olursak iyi bir sinema örneği olur. İşte film de burada kopuyor ilerde bir gün hayatımız gözlerimizin önünden hızlı kareler halinde geçtiğinde izlemek istediğimiz bir film gibi olmasını istiyorsak şimdi başrolde olduğumuzu kavramanın ve oynamanın vaktidir.

Nasıl yazmalı

Yazılan kalpten çıkıp beynin süzgecinden geçmeli ama bu süzgeçte zedelenmemelidir. Tıpkı kepekli ekmeğin doğallığı gibi olmalıdır.

Nasıl yazmalı demişim şimdi aklıma geldi de yazıyorum şu an cumartesiyi pazara bağlayan gece ekranda bir yandan da baba filminin üçüncü bölümünü izliyorum. Pek beklediğim gibi değil çok yavan geldi bana. Hafif kalmış. Neyse şimdi Pazar ve ben bu konuyu da her zamanki gibi geç kalmış olarak yazmaya başlıyorum. Aslında bunu ne zaman yazmayı düşündüğümü ben bile hatırlamıyorum. Küçük bir defter aldım, aklıma gelenleri yazıyorum ilerde yazmak için olmadı mı yanımda telefona mesaj olarak yazıyorum. Teknolojiden de yararlanmak lazım artık. Yakında görselliğe de geçecem bir fotoğraf makinesi alayım yarın.

Evet yazı nasıl olmalıdır. Bu soru neden geldi aklıma. Kompozisyon dersinden dolayı… Lisede çok güzel kompozisyonlar yazardım. Hoca her defasında kompozisyonumu o kadar beğenirdi ki sonraki ders kompozisyonu benden dinlemek için ilk bana söz verirdi. Konulardan mıdır bilmem ama gerçekten iyi yazardım. Şimdi üniversitede kısa zamanda yazmamız istenen tıpkı demir teller gibi verilen belli satırlarla kompozisyon yazma işi altın kafese konmuş bülbül gibi hissettiriyor. Konular satırlar aklımıza konulmuş sınırlar. Verilen on cümle ile bir kompozisyon yarat. Şu kadar dakika şu kadar satır olacak. İnsan yapısına ters bu…

İnsan özgürdür özgür yaşar özgür konuşur özgür de yazmalıdır. Yazdıklarımız için kimse bizi sınırlandırmamalıdır. Aksine sınır yerine insanın önüne bir deniz konmalıdır. Atla bu denize çıkar özünü. Özgürsün artık yaz yazabildiğin yere kadar denmeli ve yüreklendirilmeliyiz. Değerlendirilmemiz bu denizden çıkardığımız şeyler bakılarak yapılmalı. Değerlendirenin de bu denizi bilmesi gerekir. Engin ufuklara derin gözlerle bakmış, coşkun sularda dümen tutmuş derinliklerdeki ayrıntılar beynine işlemiş olmalıdır.

Dediğim gibi ilkokuldayken genç ruhlarımıza inen güzel konular verirdi bazı öğretmenler. Sayıları çok azdır bu kişilerin. Karşısındakini anlamak isteyen değerli insanlardır bu öğretmenler. Sözü bize vererek ruhumuzu açmayı ve geliştirmeyi öğretirler bizi geleceğe hazırlarlar.

11.10.2009

Gecikmiş bir yazı

Gözlerim kapalıyken konuşmak ne güzel… Gözlerim açıldığı anda beynimin boşalması ne kötü…29.11.2009

Aşk duygularının karşındaki yansımasıdır. Yansımanı gördüğün an ona ulaşamazsan da var olduğunu bilmek. 23.03.08

İdeal her şeydir. Yeterli olmadığını düşünüyorsan bile yine de yol yap. Elbet bir gün birisi o yoldan geçer. 24.08.07

Seven için en zor olan, sevdiğinin aşkı bilmemesidir. 11.09.07

Yağmur sularıyla beslenen bir yer altı kaynağı gibiyim. 03.04.08

Yazmak ve felsefe yapmak insanın kendine yapabileceği en iyi şeydir. 29.05.08

Her şey uzaktan görüldüğü gibi değildir.

Yaratanı yarattıkları aracılığıyla sevmek inanan için daha mutluluk vericidir ve bu inancın esas amacıdır. 29.06.08

Günün Şiiri

Yazmam Daha Aşk Şiiri

Oydu bir bakışta tanıdım onu

Kuşlar bakımından uçarı

Çocuk tutumuyla beklenmedik

Uzatmış ay aydınlık karanlığıma

Nerden uzatmışsa tenha boynunu

 

Dünyanın en güzel kadını oydu

Saçlarını tarasa baştan başa rumeli

Otursa ama hiç oturmaz ki

Kan kadını rüzgardı atların

Hep andım ne yaşanır olduğunu

 

En çok neresi mi ağzıydı elbet

Bütün duyarlıklara ayarlı

Öpüşlerin türlüsünden elhamra

Sınırsız denizinde çarşafların

Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

 

Ah şimdi benim gözlerim

Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor

Bir kadın gömleği üstümde

Günün maviliği ondan

Gecenin horozu ondan

Cemal SÜREYA

Aydınlık Neyin Oluyor Senin?

aydınlık neyin oluyor senin

gökyüzü akraban filan mı

beni bulur bulmaz gözlerin

şimşek çakıyorum yalan mı

yüzünde yalazını gezdirdiğin

saçlarından tutuşmuş orman mı

akla ziyan bir şey elektriğin

 

ayışığı mavisi dudaklarından mı

o ışık zenginliği mi giyindiğin

uzay tozları mı yıldızlardan mı

elime dokunduğu an elin

güneşler açıyorum sahi ondan mı

aydınlık neyin oluyor senin

Attila İLHAN

Günün Fıkrası

Temel boğazda tekneyle turist gezdiriyor. Bir gün bir Amerikalıyı alıyor başlıyorlar gezmeye… Amerikalı bir saray görüyor. “Bu ne kadar zamanda yapılmış” diyor.

Temel:   5 yılda” diye cevap veriyor…

Amerikalı: “Yazık bizde olsa 1 yılda yapılırdı.” Biraz sonra bir cami görüyor; “Bu ne kadar zamanda yapılmış” diye soruyor…

Temel: “2 yıl” diye cevap veriyor.

Amerikalı: “Yazık be bizde olsa 3 ayda biterdi” diyor.

Temel uyuz oluyor duruma… Biraz sonra bir tarihi yapı daha görüyorlar.. Gene soruyor Amerikalı…

Temel: “2 ay” diyor.

Amerikalı yine: “Yazık be bizde olsa 1 haftada biterdi” diyor.

Temel iyice kıllanıyor. Tam o sırada Boğaz Köprüsü’nün altına geliyorlar… Amerikalı yukarıyı göstererek: “Bu köprü ne kadar zamanda yapıldı” diyor.

Temel şaşkın-şaşkın bakışlarla kafayı kaldırıp: “-Hangisi? Bu mu? Bu dün burada yoktu daa…”

Günün Sözü

Hayatımdan gitmeyi tercih edenler için, dönüş seferleri sonsuza dek iptal edilmiştir.
Can Yücel

Hayatımızdaki en değerli insanlar, bizi her koşulda tüm kalbiyle dinleyenlerdir. Biz konuşmazken bile…
Ts. Eliot

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here