Havalar Güzel, Hadi Sahile Çıkalım, Güneşi Kaçırmayalım…

0
50

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bazı öğrenciler, ödevsiz bir tatilin tadını çıkarmaya başladılar bile. Havalar günlük güneşlik. Paten kayıyorlar, bisiklete biniyorlar, koşuyorlar, sahildeki spor aletlerinde zaman geçiriyorlar ve birikmiş enerjilerini böylece boşaltmaya çalışıyorlar. Çokta iyi yapıyorlar. Ancak tabi bu bizim sevgili İskenderun’umuzun hediyelerinden biri, ne de olsa her mevsimde güneş nazlanmadan gösterir güzel yüzünü.

Hava soğuk bile olsa insan psikolojik olarak kendini sımsıcak ısınmış algılar. Bazıları da TV karşısında tabletleri ile birlikte zaman geçirmek isterler… Valla onlara da dokunmamak gerekiyor, tatil onların ve onu istedikleri gibi geçirmek hakları. Bizim zamanınızda çok ödev olurdu ama biz ödevi tatile girdiğimiz günün gecesihallederdik. Diğer günler bizim olurdu. Sinemaya giderdik en çok, yakındı iki adımda sinemadayız. Ve kitaplarımız vardı ohhh oku oku bitmez ve ön bahçemizde oynardık, sokağın bütün çocukları ile. Hava soğuk olurdu olmasına ama biz üşümezdik! Sanki bizim hayatımızda değişen bir şey yok şimdilerde, yalnız okuduklarımızın içeriği değişti ve sokakta oyun oynamıyoruz. Berke ile uzun yürüyüşler yapıyoruz ne de olsa bizde tatildeyiz, sinemaya gidiyoruz ve bilgisayar oyunları oynuyoruz ancak kitaplarımız her zaman önümüzde ve elimizde.

Şimdilerde Mustafa Mutlu’nun “74 ferman” adlı kitabını okuyorum ki okurken sanki işkence çekiyorum. Mustafa Mutlu yazarken çok zorlandığını sürekli yazdıklarını silmek istediğini yazıyordu. Bende her okuduğum satırı anında unutmak isteyerekokuyorum. Ömrümde üç kitap okudum keşke hiç okumasaydım dediğim… Birisi “Soykırım” adlı kitaptı, diğeri “O Diye Biri” ve Şimdi “74 Ferman”. Üçü de insanı insanlığından utandıracak olayların yaşandığı gerçekleri anlatan romanlar. Sırça köşklerimizde sımsıcak köşemizde, tuzumuz kuru oturup okuduğumuz bu kitaplardan sonra kendimizden iğrendik, sanki olayların sorumlusu bizmişiz gibi.

yase-çocuklar2

Arkadaşlarım çok kızıyor “zaten bunca vahşeti göz göre göre yaşıyoruz, birde katmerlisini neden okuyup hayatı olduğundan daha zor yaşıyorsun” diyorlar. Hak veriyorum onlara ve hiç kusura bakmasın sevgili Mustafa Mutlu hiçbir kitabını yarım bırakmadım, severek okudum, özelikle “Rica Etsem Saçımı Okşar Mısın?” adlı kitabı ama bu kitap! Yüreğim dayanamıyor, belki bitireceğim ama sanırım çok uzun sürecek okumam, okuduğun bir satırın etkisini hafiflettikten sonra ancak diğerine geçerek. Yoksa kalbim kaldırmayacak! Keşke dünyada bütün bunlar yaşanmasaydı ama yaşa ve gör durumlarındayız.

Ve sevgili okuyucularım tatil hediyesi olarak öğrencilere verebileceğimiz en güzel armağan kitaptır unutmayalım. Ve tabi bendenizde bütün özel günlerimde armağan olarak kitap isterim.  Yani buradan duyurulur. Ne de olsa ömür boyu öğrenciyim yani.

& & & & &

Ve soğanımızdaki çalışmalar dün geç saatlere dek sürdü. Şu an sokağın başına asfalt döküldü  ve çalışmalar durdu. Hiçbir araç yok ortalıkta, sokağı düzelttiler ve öylece bırakmayacaklar umarım. Çünkü hala kırık dökük  sokaklar ve ferlerin delikleri kapanmamış vaziyette… Atölyemi bu yüzden kullanmıyorum halbuki dün çok sevinmiştim artık sokağımız düzelecek diye. Bu sabah  boşa sevinmiş gibi algılıyorum kendimi.

Ve şimdilik sağlıkla sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım hep birlikte ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Beyaz At ve Hükümdar

Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin (“kendi adamlarının”) hazır bulunduğu bir sırada: “Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir” demiş.

Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa gidecek, der. Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar: “Hükümdarım, der. Sizin beyaz at var ya!”

“Evet”der, Hükümdar. Seyis başı: “O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor” der. Hükümdar: “Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!”

Seyis başı: “Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz dediniz” der ve kafayı kurtarır.

Söyleme şeklimiz birçok şeyi değiştirir.

Günün Şiiri

Günün Tükendiği Saatlerde

Günün tükendiği bu saatlerde

Tüm doğa canla başla çalışıyor.

Gece vakti bu yıldızlardan inen

Ne acayip bir korkudur kim bilir?

Etkisinde kalmış nice gizemin,

Kaygılı, bir yandan tir tir titriyor,

Karanlıkta, bilinmeyen bir gücün

Gözlerini üstünde hissediyor.

Ne büyük dehşet kendini tanımak!

Kaçışı olmadan, durmadan çalışmak,

Ebediyetin içinde devinen

Varlığın merhametine kalmak!

Bu nasıl kara, zor bir bulmaca

Amaçlar ve çözümler gizleniyor,

Birileri titrerken aşağıda,

Yukarda birileri düş görüyor.

Victor Hugo

Doğaya Bak

Doğaya bakarsam aşık olurum

Doğayı seversem maşuk olurum

Doğayı korursam ışık olurum

Aşık maşuk ışık doğa değil mi

Doğaya kulak as biraz sevgi ver

Aşkın çilesini çektiğimiz yer

Nefes aldığımız verdiğimiz yer

Bizim için nefes doğa değil mi

Doğaya zulmeden kendine eder

Yaşam kaynağını dibinden budar

Kendisi yok olup ortadan gider

Her zaman kalıcı doğa değil mi

Doğa verir sana ekmek aşını

Üstünde görürsün her bir işini

Zulmeden belaya sokar başını

Doğayla barışan güler değil mi

Doğa da kurala uyan kazanır

Çok mutlu yaşayıp ömrü uzanır

Herkes kendisini çok güçlü sanır

Doğa hepimizden güçlü değil mi

Yeri göğü insan kirletmiş neden

Ozon tabakası delinmiş birden

Buna sebep olmuş uzaya giden

Dünya da sıcaklık artar değil mi

Kuzey de sıcaktan buzul eridi

Eskiden doğal bir düzen varidi

Ozon tabakası delinmiş miydi

Fazla ışın kanser yapar değil mi

Herkes ne yaparsa kendine yapar

İnsanlar yolundan ne çabuk sapar

Şu kara toprak da çok insan yatar

Doğa çok güçlüdür doğru değil mi

Erol Duran

Günün Fıkrası

Ev Ödevi

Bir çocuk babasına sormuş: “-Baba! İnsanları yapmadığı bir şey için suçlamak doğru mu?”

Babası: “Elbette hayır!” demiş. Çocuk kararlı bir şekilde şunu demiş: “-İyi o zaman ben ödevimi yapmadım”

& & & & &

Garson bifteği güçlükle kesmeye çalışan müşteriye pişkin pişkin gülerek, sorar: “Nasıl buldunuz?”

Müşteri yarı kızgın, yarı alaylı: “-Bizim meslekte buna birinci kalite denir.”

“O halde siz kasap olmalısınız.”

“Hayır, kösele tüccarıyım.”

Günün Sözü

İş yaşamı her zaman tatlılaştırır. Ama herkes tatlı sevmeyebilir.

Victor HUGO

Kurduğumuz en büyük hapisane içimizdedir.

Çin Atasözü

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here