Fuat Tosyalı Kendi Tarihini Anlatırken

0
234

Fuat Tosyalı Kendi Tarihini Anlatırken, Başarmanın Hem Zor, Hem De Çok Kolay Olduğunu Anlattı!

İnsanların nüfusu artıkça kargaşaları da beraberinde getiriyor. İnsanların belirledikleri hedeflere doğru ulaşması için verdiği çaba ve özveriler gerçekten takdire şayan.

Geçtiğimiz gün İSTE Rektörü Türkay Dereli, bölgemizde doğmuş, büyümüş, mesleki kariyerine memleketimizde başlamış bir değeri, Fuat Tosyalı’yı İSTE Konferans salonunda ağırladı. Ağırlarken en güzel örneklemeyi öğrencileriyle paylaştı.

Tam saatinde davete icabet ettim. Konferans salonuna girdiğimde salonun hınca hınç dolu olduğunu gördüm. Bir müddet oturacak bir yer aradım ama bulamadım. Sonunda bir köşede bir yere iliştim. Ön sıralarda protokol oturmuş arkada ise geneli İSTE öğrencilerinden oluşan kalabalık bir gurup ile bölgemizde iş yapan iş adamları, Fuat Tosyalı’nın geçmişten geleceğe adlı çok güzel hazırlanmış sinevizyon gösterisini izliyorlardı. İzlenim anında hiç kimseden çıt dahi çıkmıyordu. Kardeşi Fatih ağabeysiyle yan yana oturmuştu. Oturduğum yerden onları izlerken, onların geçmişte yaşadıkları yaşamlarıyla beraber olduklarını gözlemledim. O geçmiş günlerinde dokuz metre kare dedikleri yerde çalışırlarken Fuat Tosyalı ile Fatih Tosyalı bugün gibi yine yan yana idiler. Onların beyinlerinden geçen gençlik hatıraları, onların yıllar sonra fizyonomilerinde hafif değişiklikler bıraksa da bir birlerine karşı saygıları sevgileri tam bir bütünlük içerisindeydi.

Fuat, Fatih ve Ayhan Tosyalı kardeşler bir bütünlük sağladılar. Fuat ağabeylerini kesinlikle yalınız bırakmadılar. Fuat Tosyalı üst düzey çalışmalarda bulunurken taban o iki kardeşin sadık ellerine emanetti. Birlik ve beraberliğin olduğu yerde, zorlar kolaylaşır aslında. Bireysel çalışmaları toplumsal mutluluğa dönüştüren bu üç kardeş, bugün Türkiye’nin gıpta ile baktıkları insanlar olarak anılıyorlar.

Bir zamanlar İsdemir Genel Müdürlüğü yapan Suhat Korkmaz ise Fuat Tosyalı’nın beyinsel mücadelesinde en büyük pay sahibi. Tosyalı gurubu yurt içinde ve yurt dışında ülkemizin sönmeyen meşalesini yaktığı müddetçe sanayide çok büyük engeller aşılacak.

Fuat Tosyalı’ın konuşmasına gelince… Konuşması esnasında öğrencilere aslında çok büyük geleceğin altın anahtarını sundu. Zamane gençliğinin bugünkü araştırmasına karşı çıktı çıkmasına da yapılan araştırmayı onların anlayacağı şekilde anlattı. Ne yazık ki zamane gençliği toplumsal gerçekleri söylüyordu. Zamanımızın gençleri okulda okurken çok hayaller peşinde… Teknolojinin getirileriyle ne yapacağını bilemez halde. Çoğunda ben bilirimcilik havası hakim! Ayrı bir dünyanın ayrı bir fertleri gibi davranıyorlar.

Tosyalı tüm bunları konuşurken, gençleri izledim sessizce, dinliyor ve bazıları da başlarını eğerek anlatılan konuya adapte olmaya çalışıyorlardı. Fuat Tosyalı, kendilerinin verdikleri olağan üstü savaştan bahsetmeye başlarken, gece ve gündüz, tatil demeden müthiş çalışmaların yapılması insanı kesinlikle yormadığını aslında çok çalışmanın kişilerin geleceğini olumlu şekilde etkilediğini belirtti. Kendilerinden çok çeşitli örnekler verdi. Babalarını yalınız bırakmadıklarını ve çok küçük yaşta okula giderek hesaplar konusunda babasına her türlü yardımda bulunduğunu söylerken, bence görünmeyen gözyaşlarını izleyicilere gösteriyordu. Çoğu iş adamları alın terinin merhametli duygusunu tatmadan zengin olduğunu ama zaman içerisinde her şeylerini bir anda kaybettiklerini üzülerek gözlemlediğini belirtti. O yüzden gençlerin hedefledikleri çizgilere doğru gözlerini kırpmadan çalışma içerisinde olmalarının özellikle altını çizdi. Konuşması, izleyenler tarafından kalben alkışlandı. Soru cevap konusunda bence sorulacak sorular yoktu. Bir kaç kişi soru değil de öylesine iltifatlarda bulundu.

Fuat Tosyalı’yı dinlerken, bende yurdumuz ve yurdumuz dışında bulunan ülkelerde verilen çalışma devrimlerine kaydım gittim. Tosyalı Gurubu, ülkemde olmazı başarabilen, nadir kuruluşlarımızdan biri! Onlardan örnek alması gereken çok kuruluşlarımız var. İnşallah bir kaç kuruluşlar onlar gibi bayrağımızı dünyanın her tarafında dalgalandırır.

Çok değil, bundan beş on sene evvel karşımızda ekmeğe muhtaç Çin vardı. Bir buçuk milyar insanın yaşadığı yerde huzursuzluk ve perişanlık hakimdi. İnsanlar aç ve sefildi. Bugün dünya ekonomisine yön veren ülke konumundalar. Süper devletler onların attığı her adımı yürekten hissediyor. Çalışkan ve zoru başaran insanların ülkesi oldu Çin. Otomotivden demire, tekstilden oyuncağa, enerji sistemlerinden, yenilebilir enerjiye kadar, yani anlayacağınız ekonomide dünyanın tepesindeler. Bu insanlar nasıl oldu da bu sihri gerçekleştirdi. Düşüncelerin çok dışında onların bu hallerine hayret etmemek elde mi?

Adamların disiplin ve kazanma hırsı ruhlarına işlemiş. Yokluğun ne zor şey olduğunun farkındalar. Bazen oralara gidip gelenlerle sohbetim oluyor. Sevmediğim yönlerinden biri yedikleri yemekler üzerine. Köpek, cenin böcek ve daha bilmediğim birçok yiyeceği çekinmeden yiyen bu ulus… “Bunları neden yiyorlar” dediğimde, bana anlatılanlara göre; Çin yurdunda yaşayan insanların ataları, özellikle Türk kavimlerinden çok çektiler. Türklerin taarruzlarında aç sefil kaldılar. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Çin Seddi bu yüzden yapılmış. Çin’in orta yerlerinde mahsur kalan bu insanlar, savaşlar sonuçlanana dek ellerine ne geçidiyse onları yemiş. Şimdi iğrendiğimiz şeyler onların bir zamanlarda besin kaynaklarıymış. Ta oralardan gelen alışkanlıklarını hala sürdüren bu insanlar, her ne kadar şimdi süper devlet olsalar dahi korkuları iliklerinde. Hayatın zorluklarına karşı her an hazırlıklı şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar. Köklerinde yaşadıkları zor şartlar işte onları bu günlere kadar sürüklemiş. Korkuyorlar yeniden o günleri yaşar mıyız diye. Çalışıyor, çok çalışıyor ve başarıyorlar!

Hiçbir şey yapmayanlar her zaman yorgundur. Yapmaları istenen azıcık işle bile hiç ilgilenmezler. Durmadan günün çok kısa olduğundan yakınır ve kendilerini etrafa atarlar. Uyku ve dinlenme gündüzlerini sarar, gece sabaha kadar oyalanacağı şeylerle bir olur. Aslında, çalışma düzeninden yoksun insanların başaracağı hiçbir şey yoktur. Hayatı büyük bir serüven olarak görme istekleri yüzünden, yanı başında duran değerleri görmeden hızla geçen zamana yenik düşerler. Bir gün gelir büyük yenilgilerle karşılaştıklarında, “Son pişmanlıkları” işe yaramaz. Alın terinin büyük hazzını asla görmeden yaşayan bu gibiler, bir zaman sonra bir tarafta da ölüp giderler. Onların gözünde; zafer ve yenilgi asla önemli değildir. Serüven dolu yaşamları onların en yegâne tutkularıdır. Önemli olan hayatın tozpembe geçen sürecinde durup düşünebilmeleri ama nerede!..

Hızla geçen zaman, çocuksu hayallerini de bir zaman sonra alıp götürür. Kişiler, hayat denen savaştan kaçtıkları an, karşılarına yenilginin kötülükleri çıkar. İşte bu yüzden dolayı Sayın Fuat Tosyalı’yı candan tebrik ediyorum. Çok çalışmanın sonunda geldikleri yer, kuşaklarının ve şimdiki gençlerin geleceği yerdir. Dediği gibi çalışmak ve çok çalışmak!!! Sonuç ise mutluluk!

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here