Eyvah, Eyvah

0
63

Gözlerinin gördüğünü yüreğinin gördüğüne değişiyorsan eyvallah! Yüreğinin gördüğünü gözlerinin gördüğüne değişiyorsan eyvah, eyvah!

Mevlana

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bir yıldan beri ülkenin düzeni alt üst oldu. Bir tarafta FETÖ ahtapotu ile mücadele, tutuklamalar, yargılamalar, göz yumulanlar derken FETÖ’süz gün geçmez oldu. Tabi en az 20 yıldır  şu ya da bu şekilde ahtapotlaşan FETÖ belası bir yılda bitecek değil ya.

& & & & &

Ülke bir taraftan bu cinnetle uğraşırken diğer taraftan sanki özellikle yapılıyormuşçasına birde ipe sapa gelmez konuşmalarla, yaptırmalarla sınanıyor, kadına uygulanan şiddet o kadar dehşet verici boyutlara ulaştı ki paranoyak olmak üzereyiz. Zaten havaların dengesi şaşmış, bir sıcak bir sel durumları yazı nerdeyse karabasana çevirmiş  hepsi birleşince patlamaya hazır bomba gibi dolaşıyoruz.

& & & & &

Tuzu kuru olanlar ise mutluluk resimleri paylaşırlar yedikleri içtikleri şeylerle. Çocuklar botlardan atılmaktan son anda kurtuluyor, bir dilim ekmek için çöp karıştırıyor, bonzai illeti ile sokaklarda can veriyor. Tecavüze uğruyor,  üstelik öğrenim gördükleri vakıflarda ve  evlerde… Hayvanlara akıl almaz işkenceler yapılıyor. Gençler işsizlikten bunalıma girip ailelerinin katili oluyor, iş sahipleri borçları yüzünden intihar ediyor ve insanlar her şey normalmiş gibi gülümseyerek yediklerini, içtiklerini göze soka  soka paylaşıyorlar. Ve herkesin hayatı da böyleymiş gibi yaşayıp gidiyorlar.

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım sarf edilen her sözün ardında bir şeyler yatıyor. Yani birisi çıkacak “yeni devlet kuruyoruz ister beğen ister beğenme” diyecek. “Anayasada laiklik olmamalı” diyecek Ve biz “sözleri kendini bağlar” diyeceğiz! Kendi hesabıma hiçbir şeyin bu kadar kolay olduğuna inanmıyorum. Ve hiçbir sözün öylesine kullanıldığına! Hz İsa (S.V.S.)  ‘Önemli olan ağzına giren değil ağzından çıkandır’ der.

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım bu günlerde Hatay’da heyecanlı günler yaşanıyor. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş’ın 4. Teşvik bölgesinden 5. Teşvik bölgesine geçilmesi için başlattığı imza kampanyasına sonuna dek destek veriyoruz. Her sözün arkasındayız. Hatay teşvik edilmeyi hak ediyor. Bu günkü yerinden çok daha güzel bir yerde ve mutlu bir Hatay olabilirdi eğer son yıllardaki göçler ve artan işsizlik olmasa.

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım havalar sıcak ötesi ve olaylar.  Bizler her şeye rağmen sağlıkla, sevgiyle birlik ve beraberlikle kalmaya çalışalım ayrımsız gayrımsız ve adil. Yase

& & & & &

Müsait Olduğunda Beni Sever misin Anne?

İçeri girer girmez neşeyle bağırdı: “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?”

“Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”

Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti: “-Sana yardım edeyim mi?” dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı: “-Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.”

Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır: “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. “Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.”

“Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.”

Bu kelimeden nefret ediyordu. ’Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken…’ “Anneciğim sen yorulma” diye… “Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.”

Hani siz yoruluyorsunuz ya…Eeee….Ben de oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem? Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. “Mum da yok!” diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını… Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. ”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı; “İşin bitince beni sever misin anne?” dedi. Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı…

Günün Şiiri

Sana Giden Yollar Kapalı

Biliyorum sana giden yollar kapalı

Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;

İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm

Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım

Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya

Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi

Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

 

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;

Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

 

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor

Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;

Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım

Bu böyle pek de kolay değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;

Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,

Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,

Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu

Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Cemal Süreya

Günün Fıkrası

Temel arabasıyla yola çıkmış. Bir gölün kenarından geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırıp, durmasını işaret etmiş. Temel arabasını durdurmuş. Kırmızı elbiseli adam, “Merhaba, ben ormanın kırmızı elbiselisiyim, karnım çok aç. Bana yiyecek bir şeyler verir misin?” demiş.

Temel bir parça ekmek vermiş, teşekkürleri kabul edip yola etmiş. Dağlık bir bölgeden geçerken bu kez karşısına sarılar içinde bir adam çıkıp “Ben bu dağın sarı elbiselisiyim. Çok susadım, suyun var mı?” demiş.

Temel bir şişe su verip yola devam etmiş. Yol asfalta çıkmış. Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırıp, durmasını işaret etmiş. Temel sinirlenmiş: “Söyle bakalım asfaltın mavi elbiselisi, ne istiyorsun?”

“Ehliyet ve ruhsat…”

Günün Sözü

Aklın başına gelince pişman olacağın bir işi sakın yapma.

Mevlana

Gözlerinin gördüğünü yüreğinin gördüğüne değişiyorsan eyvallah! Yüreğinin gördüğünü gözlerinin gördüğüne değişiyorsan eyvah, eyvah!

Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here