Çocuk, Galiba Politikacı Olacak

0
17

politikacı çocuk ile ilgili görsel sonucuBir gün bir karı koca, 18 yaşındaki oğullarını bir testten geçirmeye karar verirler. Bir masanın üstüne bir miktar para, bir dini kitap ve bir şişe şarap koyarlar. Çocuk din kitabını seçerse din adamı, parayı seçerse işadamı, şarabı seçerse de işe yaramaz tembel biri olacaktır bu testin sonunda. Gizli bir yere saklanıp olacakları merakla beklemeye başlarlar. Bir süre sonra oğlan gelir. Parayı cebine koyar. Din kitabını görüp sayfalarını karıştırır ve onu da alır. Sonra şarabı görüp hepsini içer. Babası eşine dönüp der ki; “Hanım bizim çocuğun durumu sandığımızdan da beter çıktı, galiba politikacı olacak!”

*Av Merakı Olan Kaymakam

Bir ilçenin av merakı olan kaymakamını yemeğe alırlar. Kaymakam yemeğe yazı işleri müdürünü de götürmüş. Yemek öncesi Kaymakam yazı işler müdürüne ” Ben belime bir ip bağlayacağım ve ipin bir ucunu sana vereceğim. Çok atarsam sen belimden çek. Sen çekersin, ben de anlar durumu düzeltirim” demiş. Yemekten sonra av muhabbeti açılmış bizim kaymakam dayanamayıp av maceralarını anlatmaya başlamış.

“Bir gün dağda avlanırken önüme 50 kurt çıktı ve ben çiftemi çekip 30 tanesini vurdum” deyince yazı işler müdürü ipi çekmiş. Kaymakam “30 tane yoksa bile 20 tane vardı” deyince Yazı İşleri Müdürü bir kere daha çekmiş ipi.  Kaymakam bu kez “20 tane yoksa bile 15 tane vardı” demiş ama yazı işleri müdürü yeniden ipi çekmiş. Kaymakam bu kez müdürüne seslenmiş ve “İple belimden istediğin kadar beni çek. İstersen beni yere yık ama katiyen 15’in altına inmem” diye konuşmuş.

*Nasılsa Bizim Kelle Gidecek

Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün kendi adamlarının hazır bulunduğu bir sırada:

“-Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir” demiş.

Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kelle gidecek, der. Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar:

“-Hükümdarım” der. “Sizin beyaz at var ya!”

“-Evet” der, Hükümdar. Seyis başı:

“-O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor” der.

Hükümdar: “-Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!..”

Seyis başı: “-Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz dediniz” der ve kellesini kurtarır.

Söyleme şeklimiz birçok şeyi değiştirir…

*Kayayı, Bin Bir Güçlükle Yolun Kenarına Çekti

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer-birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor ama yolları temiz tutamıyordu.

Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde. “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. “Her engel, yaşam koşullarınızı iyileştirecek bir fırsattır.”

*En Az Şeye İhtiyaç Duymak

Eflatuna sormuşlar: “İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir?” diye Eflatun tek-tek sıralamış:

Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak için para öderler. Yarınlarından endişe ederken bu günü unuturlar. Sonuçta ne bu günü nede yarını yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler…

“Peki, sen ne öneriyorsun” diye sormuşlar:

Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır…

*İlkinin Acısı Bir An Sürer

Kaybetmeyi ahlâksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlûp olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür… Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir…

*Dünya İnsanoğlunun Biricik Mekânıdır

Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkânsızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol. Hatırlar mısın doğduğun zamanları? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya, yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.