Akşamdan Kalma

0
11

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bugün yazmak üzere bir konum vardı ama bir türlü aklıma gelmiyor. Anahtar sözcüğü bulamıyorum. Ve biliyorum ki aradığımda hiçbir şeyimi de bulamıyorum. İlla hiç aklımda yokken çıkacaklar ortaya, bu yüzden anımsamak için zaman harcamayacağım ve aklıma şu an ne gelirse onu yazacağım.

İskenderun’un en çok güneşini özledim. Sahilde yürümeyi… İstanbul’da güneş bir çekilsin gri havaya kalırsınız uzun zaman, güneş bir çıksın onu yakalamak içinde koşmanız gerekir. Eğer çatı katında falan oturmuyorsanız. Odaya ya da salona sızan güneş İskenderun’daki gani, gani her tarafa davetsizce giren güneşle asla bir olmuyor ki ben günden ve güneşten baya tırsan biriyim, artık yıllardır yazılarımı okuyan sizler bilirsiniz. Gecelerin insanı olduğumu aslında…

Evet ya hani vampir soyundan mı gelmişim diye hep sorardım kendime. Demek benim havalarım ya karanlık olacak ya da kaçtığım zaman kurtulabileceğim güneşli havacalar olmalı. Öyle gri havalar bana uymuyor. Tabi yağmurlu havanın dışında çünkü yağmur hayatım zaten. Buna rağmen güneş çıktı ya hemen dışarıdayım bilgisayarımı ve masamı dışarı çıkardım, hafif bir esinti var ve güneş bir parlıyor bir bulutların arkasına sığınıyor. Yani hem sıcaklığı hem serinliği var havanın şu an oturduğum üst kat terasında. Sevgili okuyucularım tamda hastalık havası ve durumu şu an eğer tedbirinizi almadan oturuyorsanız. Hani çarpa, çarpa bilge oldum ya bu yüzden hasta ola, ola artık olmamayı da öğrendim.

Eğer sizde güneşli ama rüzgarlı ve bulutlu bir havada dışarıda çalışıyorsanız bu en az iki saatinizi alacak bir çalışma ise. Muhakkak sırtınızı duvara dönün. Yani aradan rüzgar girmesin ve sırtınızı destekleyin minderlerle falan üzerinizdeki kalın giysileri çıkarın sonra kısa kolu bir penye giyin ki terlemeyesiniz ancak üşümemek içinde üzerinize kolsuz bir yelek geçirin muhakkak. Ve başınız gelgitlerden korumak için ufak bir sığınak yapın yani çadır gibi bir şey. O zaman ne bulutun arkasına girdiğinde güneş üşüyorsunuz. Neden parladığında terliyorsunuz hem güneşte hem açık havada hem de sağlıklı olarak işinizi yapıyorsunuz bu durumda ama işler şimdi bozuldu gibi?

Rüzgar çadırımı yıkmak üzere ve güneşin önünde kocaman bir bulut var ikisi kavga ediyor sanırım bulut engel olmayı başarıyor. Ve içeri girmek farz olacak şimdi. Yoksa hasta olunca “kimseye etmem şikayet mücrim gibi ağlarım halime” durumlarına düşmek işten bile değil.

Ve sevgili okuyucularım mücrim dedik ya.(suçlu) azıcık İlhami Oktay Anlar’ın kitaplarından söz etmek istiyorum. Bütün kitaplarını çok seviyorum üslup sıra dışı olaylar sıra dışı tarihi anlatımı sıra dışı düşsel, hepsini seviyorum ama bir tek şey fazla yabancı sözcükler. O kadar çoklar ki anlamak zorlaşabiliyor bazen. Yazar belli bir kültür seviyesine ulaşmışlar için yazmış bu kitapları, herkes anlayamaz. Kitapları böyle yazmak doğru mu? Bu tartışılır tabi. Belki yazar herkes okusun istemiyor anlayan okusun o kadar olmaz mı yani? Olabilir zahar ya da sende kardeşinde daha ilerde okuyabilesiniz diye yazılmıştır.

Ancak Yazarın kitabı yazarken böyle bir şey düşündüğünü de sanmıyorum. O kendi potansiyelini araştırmalarını ve dilini yazmış anlayan anlar herkes her şeyi anlamak okumak zorunda değil ki diye düşünüyorum sen kardeşine başka bir şey öner. Arkadaşım edebiyat öğretmeni o bile tıkandım dedi. Okuyamıyorum yedinci günü.

Olabilir tabi ama ben bayılarak okuyorum, ömrümde bir “Gogol’un ölü canlar” kitabını okurken birde sisli ufuklar okurken böylesi garip doyurucu bir tat aldım diyebilirim. Oktay İhsan Anlar’ın yazım tekniği tamamen kendine has bir teknik hiçbir yazarınkine benzemeyen bu da benim için çok ama çok önemli. Varsın bazılarına ağır gelsin kitap diyorum ölü canlarda çok kişiye ağır gelmiştir sanırım.

Ve sevgili okuyucularım. Okumak çok önemli ancak biz artık okuyan bir toplum olmaktan çıktık. Benim öğrenciliğimde otobüse kitapsız kimse binmezdi sanki otobüsle yürüyen kütüphaneydi ama şimdi cep telefonları aldı yerini kitapların, eskiden sanala aleme evde akardı insanlar, şimdi telefonlar ve tabletler sayesinde sokağa taştılar. Oysa tabletlerde de okunabilir bazı kitaplar. Keşke onu yapabilen bir toplum olsaydık. O zaman belli bir kültür gerekiyor bu kitapları okumak için demezdik diye düşünüyorum. Ve şimdilik sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik içinde kalalım diyerek yazıma son veriyorum. Yase

& & & & &

Timsahla Sırtlan

Suların yükseldiği sırada Nil kıyısında bir sırtlan ile bir timsah karşılaştılar, durup selamladılar birbirlerini.  Sırtlan konuştu ve dedi; “Günleriniz nasıl geçiyor efendim?” Timsah cevap verdi; “Kötü geçiyor, gün oluyor acılarım ve hüznüm içinde ağlıyorum ve yaratıklar diyorlar ki, bunlar yalnızca timsah gözyaşları, bu beni her sözün ötesinde yaralıyor.” Sırtlan dedi ki; “Acınız ve hüznünüzden söz ediyorsunuz ama bir an için beni düşünün. Dünyanın güzelliğine, harikalarına, mucizelerine bakıyorum ve salt bir sevinçle, günün güldüğü gibi gülüyorum. Ormanın insanları diyorlar ki; bu yalnızca bir sırtlan gülüşü.” Halil Cibran

& & & & &

Çalmayı Bilmek

Tarihin en ünlü filozoflarından biri olan Sokrates (MÖ:470-MÖ:399), Atina kanunlarına göre yargılanıp ölüme mahkum edildi, Sokrates’i son kez görmeye gelen öğrencilerinden birinin elinde bir saz gördü. Sazın nasıl çalınacağını öğrenmek istediğinde öğrencisi hayretle “-Üstadım ama nasıl olur? Az sonra zehri içeceksiniz, çalmaya vaktiniz olmayacak ve bir zevk duymayacaksınız” dedi. Sokrates ölmeden önce son dersini verdi; “-Evladım! Asıl zevk çalmakta değil, çalmayı öğrenmektedir.”

& & & & &

Servet

Meşhur bir filozofa: Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz? diye sorulduğunda filozof: Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.

Günün Şiiri

Şair Leyla Sokağı

Payıma düşen toprak parçası
Senin de payına düşer
Ayrılık gayrılık yok
Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
Daha gün
Karşı apartmanın balkonunda
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgahının başına
Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
Teselli benim gözyaşımda

Rüştü Onur

Memnuniyet

Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında

Rüştü Onur

Rüştü`den Gelen Mektup
– OKTAY RİFAT’A-

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç te güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay`ın
“Hatıralar da dal istiyor
“Kuşlar gibi konacak“

Muzaffer Tayyip Uslu

KAN
Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama, iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ
Mesela gökyüzü
Maviydi alabildiğine
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi âlemine…

Muzaffer Tayyip Uslu

Günün Sözü

Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.
Victor Hugo

İnsanlara cehaletlerini tanıtmak imkânsızdır. Zira cehaleti tanıyabilmek için de bilgi lazımdır; dolayısıyla cehaletini görebilen cahil değildir.
J.Taylor

Hiç kimse duyduğu neşenin başkasını rahatsız edebileceğin düşünmez.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here