Ah Şu Bizim İnsanlarımız

0
9

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Akşam olmuş karanlık basmıştı, hafiften de yağmur başlamıştı. Yaşlı adam daha eve gelmemişti, karısı onu pek merak etmezdi, çünkü o hep işinden dolayı eve geç gelirdi. Ev dedimse de öyle düşünülen gibi bir ev değil… Dere kenarında etrafı naylon, teneke ve kartonlarla çevrili bir küçük oda, dışarıda da yine aynı malzemelerle çevrili bir tuvalet yapmışlardı. Burayı tercihleri ise mal yok, mülk yoktu, coşkun akan çay kanarında balık tutmak amacıyla yapmışlardı.

Yaşlı adamın da karısı gibi yüzleri kırışmış, az beli bükülmüş, tıknaz çelimsiz bir hali vardı. Akşamları gaz lambası ışığında evde ne varsa yemeklerini yerler, adam sigarasını yakar, karısı ile eski günlerden kısa bir sohbet eder ve sonrasında birkaç battaniyeye sarılıp uyumaya çalışırlardı.

İkisi de ana babalarını küçük yaşlarda kaybetmiş onları dede ve halaları büyütmüş, başkalarının yardımları ile evlendirmişlerdi. Bu evliliklerinden bir kız çocukları olmuş, onu el bebek, gül bebek, büyütmüşlerdi. O da bu fakir ve zorlu hayattan kendini kurtarmak için yakın köydeki, doğru dürüst işi olmayan biriyle evlenivermişti. O da ana babası gibi kaderine razı olmuş, yoksul hayatı seçmişti.

Akşamları eski bir radyoyu açıp biraz haber biraz da şarkı türkü dinlerlerdi, yine bir akşam radyodaki türkü, ‘bir gömlek diktirdim kolu düğmeli, herkes kaderine boyun eğmeli’ diye söylüyordu, yaşlı adam kahırlandı, sigarasını yakıp uzaklara dalıp gitti. İkisi de uyuyakalmışlardı ve radyo hala açıktı.

Yaşlı tıknaz adam Çine çayında kendi yaptığı küçük teknesi ile balık tutar ve onları şehre götürür satarak evin ihtiyaçlarını alırdı. Bu derme çatma küçük barakada otururken karşı köyün ışıkları yanınca yaşlı kadın gözyaşlarını tutamaz için-için ağlardı, kocası ‘Hanım bunlar da geçer’ dese de o ağlamayı bırakamazdı. Başka çocuğu olmayan ve karşı köyde yaşayan kızı onları bir kez olsun sormaz, aramazdı, bu da ana ve babaya çok zor geliyordu.

Bayramlarda çok beklerlerdi, belki bu bayram gelirler diye fakat o hiçbir bayram gelmedi. Bir gün çay kenarında, bir grup varlıklı insanlar gezerken, bu barakayı ve yaşlı iki insanı görürler ve burada nasıl yaşadıklarını sorarlar. Kimi kimseleri olup olmadığını öğrenen grubun içinden biri ‘Amca maaşın var mı?’ diye sorar ve yaşlı adam ‘Yok beyim’ der… ‘O zaman sana bir yaşlılık, 65 yaş aylığı bağlatalım’ deyince yaşlı adam ‘Yok beyim, benim sıhhatim iyidir, bak bu çayda balık tutuyor, satıyor geçinip gidiyoruz, sağ ol o maaşı alamam, bu benim hakkım değil. Devlete yük olamam, bu çok hastaların, yaşlıların, hakkıdır’ diye cevap verir.

‘…Kibirli değilim ama kimseye de muhtaç durumum yok. Allah beni kullarına muhtaç etmesin, ben her şeyi, rızkımı da, sağlığımı da, Allah’tan istiyorum. Bizleri burada Allah koruyor…’ diye de cevaplar verir.

‘Peki, bizden isteğin var mı?’ diye sorulunca ‘Şu karşı köyde kızım oturuyor, onu görmek istiyoruz, o da yıllardır ne yaptıksa gelmedi, bizleri sormadı’ der.

‘Biz bugün o kızını sana getireceğiz’ der ve giderler ancak bu yalan dünya öyle bir dünya ki kız köyden çıkar, yola düşer ve ana-babasının yanına gelir. Ama baba üzüntüden kalp krizi geçirir ve vefat eder. Yaşlı kadın çaresizdir, yaşlı adam da Çine çayının kenarına defin edilir. Kız gözyaşlarını içine akıtır ve oradan uzaklaşır. Yaşlı kadını da devlet huzurevine yerleştirir. Baraka evlerine de baykuşlar yuva yapar, rüzgâr ve seller bir süre sonra burayı yıkar.

Böyle insanlarımız yanında; bir de dünya malı ile doymayanlar, sürekli mal ve para peşinde koşanlar, hiç ölmeyecekmiş gibi mal hırsı olanlar, kendi doymuş, çocukları doymuş, torunlarının hayatını garanti altına almak için helal-haram demeden para ve mal peşinde koşanlar da var.

Devletten hakkı olmayan parayı istemeyen ve yaşı çok ilerlemiş bu insanımızın karşılığında, sahte evraklarla mal ve para elde etmeye çalışanlar, para ve mal için ana-babayı, kardeşi, amcayı ve dayıyı öldüren vicdansızları da görüyor ve duyuyoruz.

Yetimin, devletin, milletin malını korumak, onlara el sürmemek gibi bir yaşantımız olması dileklerimle, sağlıklı mutlu yarınlar dilerim.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here