Açık Uçlu Soru Ve…

1
93

Açık uçlu soru; “yöneltilen kişiye cevap alanı sınırlandırılmadan ve seçenek sunulmadan istediği cevabı verme olanağı sağlayan soru” olarak tanımlanır eğitim sözlüğünde.. Dolayısıyla bu tür sorularda kişinin seçeneklerle yönlendirilmesi söz konusu değildir. O kendi seçeneklerini kendi belirler ve tercihlerini kendi belirlediği seçeneklerle ortaya koyar.

Mesela; “öğrencilere, eleştirel düşünme, problem çözme, karar verme becerileri; analiz, sentez ve değerlendirme gibi üst düzey bilgi yeterliği kazandırabilme konusu ile ‘açık uçlu soru’ arasındaki bütünlüğü anlatınız” açık uçlu bir sorudur.. “Toplumların daha iyi yaşam koşullarının sağlanmasına dönük istemleri ile bilimsel, teknolojik, sosyoekonomik ve politik gelişmeler arasındaki ilişkisel bütünlüğü anlatınız” da açık uçlu bir sorudur..

Açık uçlu sorulardan oluşan ve “klasik yazılı” olarak adlandırılan sınavlarda öğrencilerimiz kendilerini özgürce ifade etme olanağı bulur.. Kişilerin kendilerini özgürce ifade edebildikleri ortamın adına demokrasi denildiğini global dünya biliyor! Bir eğitimci olarak ben, bireyden topluma demokrasi kültürünün temellerinin, “açık uçlu soru” içerikli eğitimle atıldığını düşünüyorum.. Bu düşüncemin alt yapısında klasik yazılı kültürü, üst yapısında ise modern sözlü (ki demokrasi) veya sözsüz (ki otokrasi) kültürü olduğunu söyleyebilirim.. Bu bağlamda, demokrasiye açık toplumlarda tüm soruların ucunun açık, demokrasiye kapalı toplumlarda yalnız sorular ve yalnız ucu değil yanıtlar da dahil tamamının kapalı olduğunu “Arap Baharı” adıyla anılan “tahrir” meydanlarındaki sözlü sözsüz, yazılı yazısız fotoğraflara bakarak çıkarsıyabilir ve buradan da,” açık uçlu sorularla demokrasiye açık toplum, kapalı uçlu sorularla da demokrasiye kapalı toplumlar oluşur” yargısına ulaşabiliriz diye düşünüyorum…

“Açık Toplum,” ünlü siyaset ve bilim felsefecisi Karl Popper tarafından geliştirilen, “Açık Toplum ve Düşmanları” adlı eserinde; özgür, demokratik ve sivil topluma ad olarak verdiği bir kavram.. Popper’e göre, sorgulamaya yer vermeyen her türlü totaliter rejim ya da öğreti, bireylerin yeteneklerine göre gelişmelerine izin vermez. Popper’in, totaliter öğretiden kastı her ne kadar Marks’ın keşfettiğini söylediği  “iktisadın doğal yasaları” ve “tarihin bu bilimsel yasalara göre yaşandığı” özlü “tarih felsefesi” olsa da, onun maksadı “geleceğin önceden kestirilmeyeceği dolayısıyla bütüncül olarak toptan planlanmış toplum oluşturulamayacağını” mantıksal yönden kanıtlayabilmektir.. Popper, Uluslararası “Felsefe Kongresi’nin” 1948 yılında (ki soğuk savaş diye adlandırılan dönemin başlangıcıdır) düzenlenen toplantısında yaptığı, “Toplum Bilimlerinde Öndeyi ve Kehanet” başlıklı konuşmasında: “İnsanların hoşlanmadığı savaş, işsizlik, yoksulluk, kıtlık dahil tüm toplumsal olayların bazı güçlü birey ya da gruplar tarafından kasten planlandığı” gibi anlatan görüşlere “Komplo Kuramı” adını verir ve ekler: “Bu görüş, ilkel bir batıl inançtan başka bir şey olmadığı halde, çok yaygındır. Tarihselcilikten de eskidir ve tarihselcilik tarihteki bu tür komplo teorilerinin bir türevidir.. Troya Savaşı olaylarının Homeros’un tanrılarının hazırladığı komplolar uyarınca geliştiğine artık kimse inanmıyor. Ama Homeros’un Olimpos dağında oturan tanrılarının yerini şimdi kapitalistler, tekelci kapitalistler veya emperyalistler almış bulunuyor.” (Karl Popper’in Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuramı, s.142, Brayn Magge, Çev. M. Tunçay, Remzi K., 1990 İst.)

Komplo kuramcılarına itibar etmemekle birlikte ben, Popper’le aynı fikirde değilim.. Bu bağlamda açık toplum kavramının sahibi ünlü düşünüre sormak isterdim:  Mesela; finans kapital açıdan dünyanın “küçük bir köy” (Global Village) haline dönüşmesiyle, Küresel Yağma (Global Pillage) arasında bir ilişki yok mudur? Bu soru, acaba açık toplum (ki demokrasi) maksatlı açık uçlu bir soru mudur, yoksa “soğuk savaş” artığı kastı kapalı toplum (ki otokrasi) olan bir komplo kuramı mıdır? Popper, şayet aynı soruyu bana yöneltseydi, klasik yazılı kağıdımda yanıta veri anlamında, tarihten güncele vurgu yapan iki alıntıdan mutlaka söz ederdim.. “Küreselleşen dünya, üretim, kimlik, çevre üçgeninde, çok ciddi bir türbülans içinde, ciddi bir “sosyal adalet eksikliği” sorunu yaşıyor. Küreselleşmenin geleceği bu üçgende sosyal adalet sorununun nasıl çözüleceğiyle bağlantılı..” (Fuat  Keyman, Radikal, 17.10. 2010) İbrahim Öztürk, “Kapitalizmin bin bir yüzü ve sonuçları” adlı makalesinde; “bin bir yüzü var” dediği kapitalizmin en kısa ve geçerli tanımını, “kısa vadede kâr ve haz, uzun vadede acı ve yıkım getiren” şeklinde tanımlıyor ve ekliyor: “Öte yandan problem kapitalizmin batıp batmayacağı ile ilgili de değil. Zira bu düzen sayesinde batan insanlıktır.” (Zaman, 21.6.2010)

Son tahlilde ben, küreselleşme olarak tanımlanan 21. yüzyılın modern yeni dünya düzeninin ve ekonomik anlayışın gerektirdiği yoğun uluslararası ilişkiler ağı içerisinde, klasik “açık uçlu soru” içerikli eğitimin yerinin ve öneminin giderek daha da arttığını düşünüyor ve tüm sorulara demokrasi içinde  açık zihinle açık yanıtlar bulabileceğimize inanıyorum..

Selam ve saygılar…

1 YORUM

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here