Yazacak Gücümüz Yok

0
121

Günaydın sevgili okuyucularım. Nasılsınız bu sabah? Gün aydı mı bilemiyorum bugünlerde… Şehit haberleri sürerken, toz bulutlu ayrı bir sıkıntı veriyor insana. Keşke bir kabus olsa yaşananlar, uyansak ve bitse! Konuşacak, yazacak gücümüz yok, kalmadı… Yine bir şehit mektubu buldum netten… Sağlıkla ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım, barış içinde… Yase

& & & & &

Şehidin Annesine Son Mektubu

Yaşasaydım aranızda olacaktım… Yaşasaydım sen ağlamayacaktın Anne. Bir kurşun alnımdan vurmasaydı, sizin gibi bayrak salacaktım meydanlarda omuz omuza yürüyecektik… Tıpkı serin bir sabah her şey VATAN İÇİN diyerek dağlara yürüdüğümüz kardeşlerim gibi…

Zonguldaklı teğmenim Metin gibi, Kayserili Kayhan gibi, Karamanlı İsmail gibi, Sivaslı İlhan gibi, Yozgatlı Erol gibi, Konyalı Batıkan Aydin gibi omuza omuza yürüyecektik VATAN için VATANIM içiiin….

Kurşun alnımdan vurmasaydı sana mektup yazacaktım Anneee…. Konyalı Aydın´ı anlatacaktım sana.. Annesi ellerine kına yakıp ‘Git Oğul’ demiş, eğer o çapulcu sürüsünden korkarsan sütünü emeğimi haram ederim demiş…

Aydın korkmadı Annee. Dağlar soğuktu, silahlar ellerimize yapışıyordu ama Aydın üşümedi Annee…. Vuruldu düştü yere, teğmenim yere baktı. Karamanlı vuruldu Bayrağa baktı teğmenim. Sivaslı vurulduğunda bir şahin göğe yükseldi…

Biz kan kardeşiydik Anneee ama can kardeşi olmak farklıydı. Canımız Bayrakta birleşsin diye dağlara yürümüştük o sabah… Canlar BAYRAKTA birleşiyordu…

Anneee intikamım için mi sokaklardasın… Anneee çaresizliğinden dolayı böyle iki büklüm ağlamaktasın. Üzülme toprak kokulu Anneeeem üzülme…..

Sen kabrime gel, mezarıma gel ki melekler iniyor seni teselli için… Ben seni seyrediyorum doya doya yüzüne bakıyorum… Sende beni özleyince AY YILDIZI seyret….

Teğmenim Metin söz verdi Anneee… “Kanınız Yerde Kalmayacak” dedi… Biz ölmedik Anne… ŞEHİTLER ÖLMEZ derdin ya Sen… Melekler arkadaşımız oldu. Sadece ben değil Trabzonluda burada… Aydın’ın elleri halen kınalı…

Anneee Teğmenim Metin’e de ki “Koca bir Şehit ordusu gök yüzünde nöbet tutuyor, elleri tetikte, gözleri BAYRAKTA, nefeslerini tutmuş bekliyorlar…”

Bu topraklar tanır gökyüzü Şehitlerinin yere inişini, Çanakkale tanır, Kıbrıs semaları Şehit kokar hala… Teğmenim Metin’e de ki “Bekliyorlar 30 bin canın intikam saatini!!!” Anne ağlama dua et ve bekle… Döneceğim serin bir sabah, ellerinden öpeceğim sende kurşunun girdiği yerden öpeceksin alnımdan öpeceksin.

& & & & &

Çanakkale’de şehit mektupları

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Bir Şehid Mezadı adlı hazin bir hikayesi vardır. Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan erlerin eşyalarının nasıl mezada konup satıldığını, topu topu bir küçücük bavula sığacak kadar olan bu şehit eşyalarını ailelerine göndermenin masraf ve zahmetini falan anlatır bu hikaye. Siz Anadolu’daki şu yoksulluğa bakın ki bir şehidin kurşun deliği açılmış bir kalpağı, altı delinmiş bir potini, eprimiş bir gömleği bile satılacak kadar değerli, öte yandan ailesi de onun parasına muhtaç olacak denli fakir. Peki ya satılmak üzere açılan bavuldan bir şehidin mektupları çıkarsa!..

Bir şehit ki her şeyi mezada çıkarılsa, mektuplarına asla değer biçilemez. Çünkü o mektuplarda yalnızca kan, et ve kemik kokusu değil, kocaman hasretlerin derin aşklarını yüklenmiş bir gönül vardır. O mektuplar ki kurşunların birbirini vurduğu, güllelerin havada göğüs göğüse geldiği cehennemî seslere sükunet verir, vatan aşkını hasretle anılan bir isme bağlayarak cesarete dönüştürür. Kalbinin üstünde böyle bir mektubu saklayan askerin, ‘vatanı için yapabileceği hangi fedakarlık’ vardır diye sorulamaz elbette; o hepsini sırayla yapar ve canını en son verir. Çanakkale Mahşeri’nden okuyalım:

“Bu anda dışarıda koşuşma başladı; eski askerler, “Saya geldi! Saya geldi!” diye birbirlerine bağırıyorlardı. (…) Binbaşı Abdülkadir, meraklı bakışlarını Binbaşı Lütfi’ye çevirince, o da bilgi vermek mecburiyetini hissetti. -Sai gelmiş. İzmir’in köylerinde dolaşır; askerlere gönderilecek mektupları, küçük emanetleri toplar, getirir; sahiplerine verir. Sırdaş olduğu için de sevgililer selamlarını ona emanet ederler. Bu da onun gelişini çok değerli yapar.

Askerler etrafına toplanınca, Sai sağ elini heybenin bir gözüne soktu; bir mektup çıkardı ve bağırdı: Mehmet oğlu Kara Ali!?..

Değişik yerlerden sesler yükseldi: “-Cennet-i A’lâ’da!.. Mertebesine erdi!..”

Mektubu heybenin diğer gözüne attı. Tekrar bir mektup çıkardı: “-Alsancak’tan Hayati oğlu Salim!”

Kalabalığın arasından birisi elini uzatarak bağırdı: “Ver! Buradayım!..” Yanındaki asker, Salim’in sırtına hafif bir yumruk vurdu: “-Kimden geliyor?!..” “-Dur, hele zarfın arkasını okuyayım.”

Eline yeni bir mektup alan Sai, yüksek sesle bağırdı: “-Kadir oğlu Hüseyin!..” Değişik yerlerden cevap geldi: “-Şehit!.. Şehit!..”

Onu da diğer göze attı; bu kere işlenmiş bir mendil çıkardı: “-Hasan oğlu Rafet!” Hiç ses çıkmayınca Sai tekrarladı: “-Hasan oğlu Rafet!?..”

Tanıyanı kalmamıştı. Sai’nin yüz hatları değişti. Gözleri dalan Binbaşı Abdülkadir karargaha girdi; onu takip eden Binbaşı Lütfi kapıyı örttü; ama az da olsa Sai’nin sesini hâlâ duyuyorlardı: “-Musa oğlu Muharrem!..”

Tarihini bilmeyen milletler kendilerine efsaneler uydurur ve gitgide efsanelere sığınmaya başlarlar. Yukarıdaki satırlar henüz hatıra ve tarih iken derlendiği için bahtiyarız. Ya kaybolup gitselerdi!..

Günün Şiiri

Bir Şehidin Son Mektubu

Sevgili kardeşim,
Bu gece rüyamda beni vurmuşlardı,
Cenneti gördüm, cenneti gördüm.
Arkamdan ağlıyordunuz, TÜRKİYE ağlıyordu.
Babam Vatan sağ olsun, diyordu;
Anam karalar bağlıyordu…
Komutanım ay yıldızlı bayağı vermişti elime,
Yürü aslanım diyordu.
Cennet kapıları aralanmıştı,
Ben gülüyordum.
Ben gülüyordum.
Ölüm gülerek karşılanır mı?
Ben karşılıyordum.

Ah kardeşim, ahh,
Beni kimler vuruyordu; biliyor musun?
Bu ülkenin ekmeğini yemiş,
Havasını solumuş,
Aynı okulu, aynı sırayı paylaştığımız,
Ekmeği ortadan bölüp verdiğimiz,
Beyni yıkanmış, Vatan haini
Üç beş çapulcu..
Benim zoruma bu gidiyordu;
Benim zoruma bu gidiyordu…
Kabullenemiyordum bir türlü,
Aklım almıyordu.
Aklım almıyordu…
Onları bu hallere düşürenlere naletler okuyordum!!!!
Naletler okuyordum!!!!

Gazeteler manşetten vermiş şahadetimi,
Sen teröre naletler yağdırıyordun,
Gizleyememiştin gözyaşlarını,
Sen ağlıyordun,TÜRKİYE ağlıyordu.
Ben ağlamayın diyordum;
Bu vatanı sevin,
Bu vatana sahip çıkın
Bu vatana binlerce can feda,
Binlerce can feda….

Yılmaz ÇELİK

Ben Bu Vatan İçin Şehit Oldum Ana

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Basma ne olur yüreğine mezar taşlarını
Ağlayıp ta güldürme düşmanlarımı
Yolma sakın o ak düşmüş saçlarını

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Yurdumda gezdirmesinler diye kirli ellerini
Kirletmesinler benim vatanımı
Gerçekleştirmesinler düşmanlarım emellerini

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Bizim için şehit olanlar gibi, Sakarya da
Benim gibi, canı pahasına direnenler
Destan yazmadı mı Çanakkale de, Kütahya da

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Almadı düşmanımın bin kurşunu bedenimden canımı
Yurduma ihanet edenin değerse bir kurşunu
Akıtıverir o zaman bu yaramdan kanımı

Ben bu vatan için şehit oldum ana
Şu yurdumun her karış toprağında
Tomurcuk tomurcuk sevgi gülleri açsın diye
Kelebekler uçsun konsun diye her bir yaprağında

Hasan YÜKSEL

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here