Yarın 5 Temmuz

0
37

Günaydın sevgili okuyucularım, nasılısınız bu sabah? Yarın 5 Temmuz… Türk Askerinin İskenderun’a girişinin 76. yıldönümü. Büyük gurur, büyük onur… Kısa çok kısa bir bilgilendirmeyle o günlere dönelim istedim bugün. Sağlık ve sevgiyle kalın sevgili okuyucularım… Yase

Atatürk’ün Hatay Konusundaki Tutumu

19 Mayıs’ın bayram olarak kutlanılması 1937 yılında kabul edilmişti. 19 Mayıs 1938’de, Atatürk 19 Mayıs Stadyumu’nda 19 Mayıs törenlerini izledi. Saat tam 17’de tören alanını terk etti ve önceden hazırlatmış olduğu özel trenine binerek “Doğru Mersin’e gidiyoruz!” diye emretti.

Atatürk 20 Mayıs 1938′de, saat 13′de Mersin’e geldi. Coşkun tezahüratlarla karşılandı, askeri geçit törenini izledi. 24 Mayıs’a kadar Mersin’de kaldı. Daha sonra Adana’ya hareket etti. Adana sınır kentimizdi ve Hatay sınırının öte yanında kurtarılmayı bekliyordu.

Diplomatik ilişkiler ve toplantılar bir taraftan sürerken bir yandan da Suriye ve Fransa kaynaklı haberlerle her gün basında ağır hasta gibi gösterilmesine çok kızan Atatürk, Adana’dan bütün dünyaya bir kez daha uyarıda bulunmak istiyor, Hatay’ın er ya da geç Türkiye’nin olacağını vurgulamak istiyordu. Hatay’ı, Anavatan’ a katabilmek için canını dişine takmış çabalıyordu.

Hastalığı artık iyiden iyiye kendini göstermiştir. Yılın başındayken, o burun kanamaları ve kaşıntıları sürerken gerekli müdahaleler yapılsa belki hastalığın seyri böyle olmayacaktır. Başvekil Celal Bayar’ın, o zaman, yabancı mütehassıs getirelim önerisine karşı çıkmış ve “…Şimdi olmaz. Hatay meselesinin bu kadar gündemde olduğu sırada, hastalığımın dışarıda duyulması davaya sekte vurur. Daha ilerde düşünürüz” demiştir. 1 Haziran’da Savarona’ya geçer ve 25 Temmuz’a kadar orada kalır. Uzandığı şezlongun yanına bir telefon konup Dolmabahçe’ye bir hat bağlanır. Bir ucunda Paris, diğerinde Ankara, günün her dakikasını Hatay için talimatlar vererek geçirir, Türk Tarih Kurumu ve Dil Kurumu kol başkanları ile toplantılarını yapar. Bir an için olsun memleket meselesinden uzak değildir. Hatay’ı diplomatik yolla alacaktır ve tercihi budur ya da zorla… Silah zoruyla. Bunu yaparken de tüm ülkeyi savaşa sürmeyi düşünmez. Genel Sekreter Hasan Rıza Soyak’a bu konuda “Eğer diplomatik yolla halledemezsem, yapacağım şey cumhurbaşkanlığından hatta milletvekilliğinden istifa etmektir. O zaman, resmi bir görevim kalmaz, sivil bir fert olarak Hatay ‘a gider tıpkı Samsun’a gittiğimde olduğu gibi milis kuvvetlerin başına geçerim ve bu uğurda savaşırım ama sonunda mutlaka başarırım…” der. O kadar kararlıdır.

1 Kasım 1937’de Meclis’i açış konuşmasında, bu noktaya temas ederken Fransa’ya şöyle seslenmektedir: “…Ben, her şeyi ile Türk olan Hatay’ın günü geldiğinde Türkiye’ye mutlaka katılacağı konusunda halkıma söz verdim. Bu halk benim verdiğim her sözü yerine getirmeme alışkındır. Bu sözümü yapamazsam onların yüzüne bakamam. Hatay benim saygınlık meselemdir” der.

İş artık sonuna gelmiştir. İpler kopmak üzeredir. Paris’te ki Dışişleri Bakanımız Tevfik Rüştü Aras’a verdiği talimatta “Fransa Hükümetine bugün akşama kadar süre tanıyorum. Ya Hatay’daki birliklerine emir verirler ve aynı sabah saat 5.00’ten itibaren Türk ordusu Hatay’a dost gibi girer, ya da savaşarak girer ama mutlaka girer.”

Türk askeri Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasında günlerdir tam teçhizatlı olarak Amanos Dağları’nda yatmaktadır. Ve üç koldan Hatay’a girme emrini beklemektedir. Dışişleri Bakanı Aras son derecede tedirgin olmuştur. Çünkü o gün pazardır ve Fransız Bakanlarının çoğu Paris’te bile değillerdir. Aras buna rağmen Atatürk ‘ün notasını o Pazar günü Fransa Dışişleri Bakanlığı’na verir, varsa Hükümeti o gün toplanır, aldığı kararı Hatay’daki birliklerine o akşam sabaha kadar yetiştirir ve Türk ordusu 5 Temmuz 1938 günü bir çatışmaya meydan kalmadan, tören adımlarıyla Hatay’a girer.

Hatay Cumhuriyeti

Almanya’nın 1938 Martında Avusturya’yı ilhakı, Fransa’nın Almanya’ya karşı Doğu’da kuvvetli bir Türkiye’ye ihtiyacını gösteriyordu. Boğazların da Avrupa’da büyüyen kriz ve uyuşmazlıklar sebebiyle önemi artmıştı. Haziran 1938′de, Antakya’da Türk ve Fransız askeri heyetleri arasında yapılan görüşmeler sonucu, 3 Temmuz 1938′de Antlaşma yapıldı. Hatay’ın toprak bütünlüğü ile siyasi statüsünü korumak amacı ile her iki devlet 2500′er kişilik askeri kuvvet göndermeyi kabul etmişlerdi. Türk Ordusu 4 Temmuz 1938′de Hatay’a girerek görevine başladı. Türkiye ile Fransa arasında imzalanan dostluk antlaşması bu iki devleti birbirine yaklaştırıyordu. Yapılan seçimler sonucunda Meclis, 2 Eylül 1938′de ilk toplantısını yaptı ve bağımsız Hatay Cumhuriyeti’ni ilan etti. Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen, Başbakanlığa Abdurrahman Melek getirildi. 23 Haziran 1939 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında yapılan yeni bir antlaşma ile Hatay halkının da arzusuna uygun olarak Fransa, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını kabul etti.

Atatürk’ün Hatay’ın Alınması İle İlgili Anısı

Günlerden bir gün İtalyan Büyükelçisi Atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir. Görüşme esnasında O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi: “Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi” der.

Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’a: “Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlarmış. Hazır mıyız?”

Fevzi Çakmak durumu anlar ve: “Biz hazırız Paşam” diye yanıtlar…

Ata büyükelçiye döner ve: “Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, buyursunlar” der.

Günün Şiiri

Büyük Gazi’ye
Sen ki hilkat denilen ummanın
En büyük incisisin
O, bu ulvi vatanın talihinin
En güzel yıldızıdır
Bir dehaet ki güneşten yüksek
Ve semavat ile ünsiyeti var ..
Sen dururken ona gelmez noksan
Kaplıdır toprağı zırhınla senin
Hep rehakar değil ey Gazi
Bu müsellah vatanın sen hem de
Ebedi bekçisisin ..
Bu mesalip-zede cemiyyete sen
Yeniden bir vatan ettin ihda
Görüyor şevk-i tuluunla senin
Yeni bir iyd-i zafer İstanbul
Kendi asar-ı dehanın belki
Sen de hayretçisisin
Kainatlarda tecelli buyuran
Halik’ın sende o hasiyyeti var
Abdülhak Hamit TARHAN

Kutsal Özlem

Sana hasret, sana vurgun gönlümüz,
Neredesin mavi gözlüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?
Bu gemi bu Karadeniz,
Sarı saçlım, mavi gözlüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Ararım izini Dolmabahçe’den,
Bir daha dönmez mi bu yola giden?
İçimde sen, gözümde sen
Sarı saçlım, mavi gözlüm
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Kurban olam yürüdüğün yollara,
Kara peçe yakışmıyor kullara,
Uyan bak bizim hallara,
Sarı saçlım, mavi gözlüm,
Nerde, nerde, nerdesin dost?

Bulutlar terinden, dağlar kokundan,
Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan,

Bir daha gel, gel Samsun’dan,
Sarı saçlım, mavi gözlüm
Nerde, nerde, nerdesin dost?
Aşık Mahzuni ŞERİF

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here