Maneviyattan Maddiyata

0
67

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Dün susma zamanıydı, önceki gün soluk alma zamanıydı ve zamanlarımız ne yazık ki susmakla soluk almak için çaba göstermekle geçiyor Şöyle derin bir soluk almak için ne yoga yapmak ne de meditasyona girmek yetmiyor artık. “Ne kadar ne dediğini bilmeyen insanla birlikte yaşamak zorundayız” demekten kendimizi almıyoruz. “Kocaman insanlar” diyoruz üstelik seçilmişler. Seçilmiş ne demek? Diğerlerinin arasından sıyrılıp vatandaşın oyu ile bir makama gelmek, vatandaşın vergisi ile maaşını almak, vatandaşa hizmet etmek demek. Ya peki neden seçer onları insanlar? Başlarına gelip inançlarını sorgulatmak için mi? İbadethanelerin ne olabileceğini ya da ne olmayacağını onlardan öğrenmek için mi? Kendi hesabıma ibadet etmek için mekâna, zamana, yere gerek olduğuna inanmıyorum ancak bu benim düşüncem.

Ve başkasına bunu dayatmak ne kadar yanlış ise Alevi vatandaşlara cem evleri ibadet yeri değildir demekte o kadar yanlıştır. Ve kimsenin aslında üzerine vazife değildir insanların ibadet mekânları hakkında bilirkişi olmak. Özellikle bu seçilmiş biri ise ve her inançtan olan insanların vergisi ile alıyorsa maaşını hepsine eşit mesafede durmak zorundadır. Peygamber efendimiz zamanında mezhep var mıydı? Yoktu tabi ancak ondan sonra iktidar hırsı ile insanları ayrıştırdılar ve isimler verdiler. Peygamber efendimizde Hz. İbrahim’den beri inanan ve ona ehlibeyt kadar yakın olanlar yani ilk Müslümanlara alevi dediler. Müslümanlığı ilk elden alan bu insanlar ne zamandan beri bazılarının lütfü ile Müslüman sayılmaya başlamışlardır acaba?

Her zaman söylerim ve söyleyeceğim. Bendenizin gerçek inancını ailesi bile bilmez ve bilmesi gerekmiyor. Herkesin ki de  böyle  olmalı aslında diye düşünüyorum. Ve kimsenin inancına daha yakın kimseninkine uzak durmuyorum. İnsanları inancı benim sorunum değil, herkes kendinden sorumludur. Ve doğrusu yanlışı kendisini ilgilendirir. Ancak haksızlıklara, vicdanım elvermediğinden yazıyorum. İbadethanelere saygım vardır. Ve her inancın kendi istediği gibi bir ibadethanesi olmalıdır diyorum.

Ve sahilde çimenler üzerine diz çökmüş olarak Allah’a yönelen bir insan gördüğümde ki çok görüyorum ona saygı duyuyorsam çeşitli ibadethanelerde kendi inançlarını eda edenlere de saygı duyarım. Benim ibadetim insanlığa hizmet diyenlere de, ben Allah’a inanmıyorum diyenlere de. Çünkü hepimiz yaratılmışız. Yaratanın işini sorgulamak bize düşmemiştir. O yağmuru, güneşi zenginliği yoksulluğu herkesin inancına göre dağıtmamıştır haşa ve peygamberine bile “ben seni kullarım üzerine vekil kılmadım” demiştir kutsal kitapta. Peki, bize ne oluyor?

Ve hala bu konuları konuşuyor, yazıyor olmaktan utanç duyuyorum. Ancak biliyorum ki dinlerin doğduğu günden beri değişmeyen tek gerçek inançların her devirde savaşların  ve suiistimallerin nedeni olduğu. Çünkü insanlar dinleri ve inançları, yorumlamayı kullanmayı ve mesajları okumayı bilmiyorlardı ve hala bilmiyorlar ve bilmeyecekleri gibi görünüyor insanlık uzaya bina dikmek üzereyken. Ne yazık ki dinler sevgi, birlik, beraberlik için gelmişken bizler onları ayrım gayrım ve savaş malzemesi yapmışız. Tarihler boyunca. Dinler olmasaydı yine  böyle mi olurdu? diye düşünüyorum. Sık, sık. Ve ne mutlu inancı, vicdanı olanlara diyorum.

& & & & &

Ve gelelim şimdi maneviyattan maddiyatta… Zaman emlak vergisi zamanı… Bizde sorumlu vatandaşlar olarak vergimizi ve bazı emlaksal sorunlarımızı halletmek için belediyedeydik dün. Su faturası ve emlak vergisi aynı yerde ödeniyor. Öncekini bilmiyorum öyle değildi diyor arkadaşım. Herkes herkese yer soruyor.

Bendenizin işlerinden biri değil, bilumum fatura ödemek hep birileri yapar bunu. Ancak bu kez arkadaşımla hem yoldaşlık hem bu işler nasıl oluyor diye bakmak için belediye binasındaydık. Emlak vergisini ödeme bölümde süper çalışkan tatlı dili, hızlı ve güler yüzlü genç bir arkadaş vardı. İşini severek yaptığı ve insanları sevdiği her halinden anlaşılıyordu. Baya kabarık olan emlak vergisini -onun şunun bununkini de ödemek için almıştık- çocuk haletti ne güzel teşekkür edip ayrıldık ancak emlaksal bir sorun vardı. Nereye gideceğiz diye sorduk. Bizi aşağıda adını veremeyeceğim bir hanıma gönderdiler. Rengi solmuş beti benzi kaçmış gözleri çukura batmış, isteksizlikten dökülen bir hanım. Elimizden aldı evrakları baktı ancak gördüğünü falan sanmıyorum ya da anladığını. Sonunda ağzından bir söz döküldü. “Bunun emlak vergisini ödediniz mi?” “Evet” dedik. “Neden ödediniz? Gidin iptal edin?” Neden niçin açıklaması yok. Hadi yukarı çık. Bizim genç arkadaşın başıboş neyse ki. İptal edilmesi gerekiyormuş öyle buyurdu aşağıdaki hanım dedik. Elimizdeki faturayı uzattık. Çiziktirdiği pusulayı da verdik. Çocuk neden iptal gerektiğini anlamdı tabi bizde. Dakikalar süren bir işlemden sonra fatura iptal.

Bu arada etraf yoğunlaşmıştı. Aşağı indik fatura iptal dedik hanımefendiye. Elinde telefon mesaj yazmakla meşgul iş yaparken… Bizi ilgilendirmez ne yaparsa yapsın ama doğru yapsın. Bekliyoruz, bekliyoruz aniden başladı ağlamaya. Ben hastadır dedim halinden belli. Arkadaşım hayır dedi mesajı beğenmedi. O rahat iş yapsın diye bize neredeyse dışarıda bekliyoruz. Sonunda bir faturayı tezgaha şiddetle vurarak bıraktı. Bendede şafak attı. Ağzımızı açmadık anlayışlı olmaya çalıştık ve sen bize faturayı bu şekilde ver? Olacak şey değil yani. Ve buyurdu hanımefendi ödeyin. Fatura biraz önce iptal etiğimiz faturaydı. Lahavle çekerek yukarı çıktık. Sıraya girdik. Veznedeki çocuk bizi görünce korktu valla. Yine geldik dedik faturayı uzattık çocuk biraz önce iptal edilmiş faturayı görünce çıldırdı. Bir daha alırsam iptal etmem dedi haklı olarak ve almadan önce aşağıdakileri telefonla aradı. Yanıt hoşuna gitmedi ki telefonu çarparak kapattı. İnsanlar sırada bekleşiyor. Biz kime kızacağımızı bilmeden bekliyoruz. Neyse kazasız belasız diyemeyeceğim çünkü faturanın çıkışını almıyordu çocukcağız takılmış mı ne olmuş. Birkaç kişi uğraştılar. İnsanlar söylendi falan ondan sonra çıkışı aldık  nihayet. Milyonlarca  teşekkürler  ve bekleyenlerden özür dileyerek sanki sorumlu bizmişiz gibi yine aşağı indik. Bu kez başka birine yollandık oda bizi yine o solgun ağlamaklı hatuna yönlendirdi. Kızın belli ki konsantrasyonu ve sinirleri  bozuk yani falcı olmaya gerek yok. Kağıdı uzattık “ay kafamı darmadağın ettiniz” diye bir bağırdı. Arkadaşıma “al şu kağıdı gidiyoruz” dedim. Kafa zaten darmadağınık yoksa iki dakikalık işi bu kadar uzatmazdın. Arkadaşım yazacaksın diyordu.

Ben hayır diyordum azıcık anlayış ta bizden olsun yani gönül kırıklığı çok dertli falan ama bekleyenleri ve yukarda neden olduğu bir sürü karmakarışıklığı da görmezden gelemezsin dedi.  Amacımız karalamak yaralamak değil asla. Yalnızca başkalarının da başına gelmesin böyle şeyler. Hepimiz insanız sonuçta bazen altından kalkamadığımız olaylar yaşıyor olabiliriz ve istemeden de bazı olumsuzluklara neden olabiliriz. Ancak uyarılmakta bazen iyi gelebilir diye düşünüyoruz. Ve uyardık bu yazıyla ancak işimizi bitirmeden çıktık onu da ilave edelim.

Ve sevgili okuyucularım, sustuk, soluk almaya çalıştık ve sonunda patladık yazacak daha o kadar çok şey var ki ama hem zamanım hem de yerim müsait olmadığından burada kesmek zorundayım, sağlık, sevgi, birlik ve beraberlik  içinde kalalım sen ben olmadan hep birlikte. Yase

Şubat Güneşi

Zeynep’in tabağına yarısını kendi tabağına da yarısını  koydu. Kız minnetle Ahmet’e baktı, “sağ ol  Ahmetçim çok güzel görünüyor” dedi. Sonra dikkatle ona baktı “ne tuhaf değil mi?” dedi. “Hayatıma  hiç düşünmediğim bir zamanda girdin, yaralı, bereli yüreğimi, bedenimi, parçalanmış  hayatımı tedavi etmek için kalkıp geldiğimde seninle karşılaşacağımı bilmiyordum ama iyi ki karşılaşmışım, sen  şimdiye kadar tanıdığım hiç kimseye benzemiyorsun.” Uzanıp  Ahmet’in ellini tuttu. Avucunu, tombul elin zarif kıvrımlarını eğilip sevgiyle öptü. “Hiç haber vermeden hayatına karıştım ya da konuk oldum düzenini bozdum ama bu seni bağlamaz Ahmetçim  biliyorsun. Yani ben, beni bırakma falan diye zırlıyorum ya iki günden beri, bundan sen sorumlu değilsin ki neden sana ağlıyorum hakkım varmış gibi? Ama hepsi geçecek tabi zamanla ve beni çekmek zorunda  değilsin bunu da biliyorsun değil mi? İki gündür seni kendimle meşgul ediyorum sormadan!”

Ahmet hiç konuşmadan onu dinliyordu. Zeynep susunca “bitti mi prenses” diye sordu. Sonra kızın elini tutup kendine doğru çekerek “sen yanıma gelsene bir” dedi. Kız eli Ahmet’in elinde olduğu halde uslu, uslu  kalkıp yanına gitti Ahmet onu dizlerine oturttu. Zeynep boşta kalan elini Ahmet’in boynuna doladı. Ahmet de ona belinden sımsıkı sarıldı “Şimdi söyle bakalım Zeynepçim sence şimdi ben seni istemeden, hayatıma habersiz girdiğin için mi böyle sarıyorum ve bu sofrayla mı  düzenimi bozuyorum ve varlığından sevinç duymadığım için mi sen varsın diye seviniyorum?” diye sordu…

Zeynep başını omzuna dayayarak “sus ne olur yoksa ağlayacağım. Ama ağlamak istemiyorum; aklında  hep ağlayan kız olarak kalacağım yoksa” dedi. “Sen hem aklıma hem de hayatıma her halinle  hoş geldin, yağmurda, selde, karanlıkta  gelsen de  baharı getirdin  prenses hep böyle kal olur mu?” dedi ve kızı kolunun üzerine yatırdı, sevgiyle  gözyaşları ile ıslanmış yüzünü öptü. Sonra “Yumurtanı yememek için bulduğun bahane de böylece çöktü. Bu yüzden çabuk yerine dön ve  tabaktaki yumurtayı bitir” diyerek kızı bıraktı. Zeynep gülmeye başladı. “hiçte böyle düşünmemiştim günahıma girme” “Kaçın kurasıyız kızım” derken Ahmet tabağındaki yumurtayı yemeye başlamıştı bile. “kahve içtiğin gibi yemek yesen ya!”

“Kahvaltıdan sonra dışarı çıkabilir miyiz?” “Çıkarız tabi sana göstereceğim yerler var çok beğeneceksin.” “O zaman hemen kahvaltı edelim güneşi kaçırmayalım” dedi. Zeynep “Acele etme Zeynepçim?” Tam o anda telefon çaldı. Ahmet yerinden kalkıp telefona gitti.  Abisiydi arayan.  Zeynep’i soruyordu. “İyi abi şimdilik sorun yok” dedi. “İyi sevindim ama yinede dikkatli olun” dedi. “Sen nasılsın abi hastaneye uğradın mı?” “Evet dünden beri selzedelerle uğraşıyoruz, sorma gerçekten büyük felaket olmuş, evsiz barksız eşyasız kalan insanlar çok, onlara yardım ediyoruz ekipçe.” “Çok üzüldüm abi benim yapabileceğim bir şey var mı?” “Ahmetçim sen şimdi  Zeynep’e iyi bak yeter. Ateşin şakaya gelir yeri yok takip edilmesi lazım. Belediye ve sivil toplum ekipleri hep birlikte çalışıyoruz. Hep birlikte uğraşıyoruz. Tabi daha sonra birlikte çalışırız. Bugün sokağa çıkarsanız uzaklaşmayın çünkü çarşı bile su altında. Elektrik geldi mi?” “Evet geldi.” “Siz tedbirinizi yine alın çünkü her an kesilebilir. Ve olumsuz en ufak bir şeyde beni aramaktan çekinme olur mu? Zeynep’e çok selamlar.” “Sağ ol abi görüşürüz…” Arkası Yarın

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here