İskenderun’da Nostalji Yaşamını “Cürcümetli” İle Yeniden Yaşıyoruz

0
729

İskenderun’un geçmişinde var olan özlem dolu yaşamını şimdi düşünüyorum da… Vakit ne çabuk geçti gitti ve her şey bir anda nasıl da değişti şaşırmamak elde değil! Kırk yıl öncesi şehrimizde bir Cuma günü ve bayramlardan birinin arife öncesi yaşanan “Hummalı günün akışı” ile toplumsal yakınlaşmayla mutlu olan insanlarımızın kaynaşmasını makaleme sığdırmaya çalışacağım.

Köylerinden şehrimize; dönemin pat patlı araçlarıyla, hayvan sırtında daha doğrusu şehre gelinebileceği her türlü taşıma araçlarıyla gelen insanlarımızın ilk uğrak yeri olan, Uzun Çarşı (Ayakkabıcılar Çarşısı), Kısa Çarşı (Manifaturacılar Çarşısı) ile Curcümetli Çarşı (Bahar Kebap Salonu Civarı) ziyaret edilirdi…

Şimdiki havuzlu çarşının köşesinde yani tam büfenin olduğu yerde, babamın terzi dükkânı vardı. Babam zamanında Suriyeli bir kişinin yeri olan bu yerin satışı sırasında bilâbedel Başkan Seyfi Dingil’in dedesi Seyfi ağaya bu yer ile ilgili yardımcı olduğunu söylediğini çok iyi hatırlıyorum. Çünkü onlar çok iyi arkadaştılar çoğu zaman yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Dükkânının olduğu yer ve üzerinde bulunan otelin yeni sahibi artık Rahmetli Seyfi Dingil’di. Hala onun üstüne mi bilmiyorum ama şehrin ve şimdiki havuzlu çarşı adlı sokağın en eski ve en renkli müdavimleri arasındaydı başkanın dedesi.

Bunca hareketli olan bu yerin tam karşısında (Palmiye Eczanesinin yerinde) asma altı kebap salonu vardı. Allah Rahmet eylesin Abdüsselam Saday’ın o kendine has aromasıyla yaptığı kebaba doyum olmazdı. Kebabındaki esas sırrın sebebi ise limon yerine turunç ile zerzevatını hazırlamasında gizliydi, o unutulmaz tat! Tabi ileriki zaman içinde bazı yerler el değiştirdi. Asma altı kebap salonunun yanı meşhur Ahmet Kızıltan’ın şekerci dükkânıydı. Şu yaşa geldim hala daha öyle bir şekerci dükkânına rast gelmedim. Şekerin bin bir çeşidi o dükkânda satılırdı. Şimdi o mıntıkayı geniş bir şekilde anlatmaya kalkışsam o devrin rüzgârları beni duygulandırır.

Yıkılan bitpazarının yeri zahireciler çarşısıydı. Kömbe, pirinç, bulgur gibi mutfak gereksinimlerinin alışverişleri genelde bu noktada yapılır, çok katlı oto parkın olduğu yer ise sebze ve meyve haliydi. Ortodoks Kilisesi’nin hemen bitişiğinde Halil’in fırını vardı. Bir zamanlar karne ile ekmeğin verildiği tek yerdi. Ben o günleri yaşamadım ama o günleri çok acı şekilde yaşadıklarını babamdan duyar ve üzülürdüm.

Pazaryerinin hemen karşısında ilçemizin adıyla özleşen meşhur ‘Asmalı Kahve’ bulunurdu.  Günün yorgunlukları çayların yudumlamasıyla atılırdı. Her yöreden gelen insanlarımızın hoş sohbetlerini yaptıkları tek mekândı asmalı kahve… O kahve insanları birbirine yakınlaştırdıkça, birlik beraberliğe yani gelecekte oluşacak dostluklara da kucak açardı.

Et ve balık ihtiyaçları, Belediye Evlendirme Dairesi’nin karşısında bulunan balıkhanede karşılanırdı. Balıkhaneden çıkıp bahar kebap salonu tarafına yürüdüğünüzde ise karşınıza tüm ihtişamıyla Curcümetli Çarşıya doğru geçiş yapılırdı.

Çok çeşitli malların pazarlamalarının yapıldığı bu özel çarşıya, niye “Curcümetli” çarşı dendiğine o yıllar pek anlam veremezdim. Tahminim her malın pazarlandığından dolayı, bu isim verilmiş olabilir. Çünkü her türlü eşyaların satıldığı ve pazarlandığı bu yer, insanları bir birine kaynaştırırdı. Kız isteme programları bu çarşıda yapılır ve alınacak her türlü çeyiz buralardan yapılırdı.

Neler yoktu ki çarşıda; Nalburiye, giyim-kuşam, inci-boncuk, cam eşyaları, irili ufaklı her türlü ev malzemeleri Curcümetli çarşıda bulunurdu. Birde bu çarşıya kadar gelenlerin acıkan iştahlarını bastıran, kebap, humus ve özellikle bölgemize özgü lezzet ve aromasıyla ünlenen suni kebapçılara uğranılmadan bu çarşıdan kesinlikle kimse ayrılmazdı. İstediği yiyeceğe ait dürümleri kapan, soluğu ayrancı Cemal’de alırdı. Cemal’in o mis gibi tereyağı kokan buz gibi ayranını içmek için etrafında özel saf tutarlardı…

Şimdi o özel çarşı olan Cürcümetli etrafında bir şeyler yapılıyor. Eski araç parkı sökülüyor ve birçok değişiklik yapılıyor. Ne yapılır bilmiyorum ama inşallah bu çarşının çağırışına uygun bir şeyler yapılır ve çok seviniriz.

Kısa Çarşı, Uzun Çarşı ve Curcümetli Çarşı, sanki üçgen gibi birbirlerine bağlantı halindeydi. Köyden gelen vatandaşlarımız, uzun çarşıda bulunan aktarlara uğrar, daha sonra çarşının en renkli simaları olan sıcak dövme ustalarının, özenle hazırladığı tarımsal aletlerin içerisinden seç beğen yapılırdı.

Uzun Çarşının başlarında kunduracıların yanı sıra, genelde Ermeni ve Yahudi vatandaşların işlettiği zahireci dükkânları bulunurdu. Kısa çarşının geneli manifaturacılardan oluşurdu. İpekli, basma, saten kumaşlar, top şeklinde kestirilir, kimi çeyiz, kimileri de giysi yapmak üzere satın alırdı.

Uzun çarşının bitimi kısa çarşı, oradan da, Curcümetli çarşının başlangıcına gelinirdi. Kunduracı Ali’nin dükkânı, (şimdiki Merkez Kundura’nın babası) çarşının en başında bulunur. O da oğlu gibi sabahın erken saatlerinde elinde buhurluk iş yerini tütsüler dururdu.

Günlük gazeteleri ayaklı çığırtkanlara sattıran (Şeref Plak Evi’nin sahibi) Şeref, Ayakkabı boyacısı Pala Bıyık Hacı, Koreli, Motorcu İsmail Usta, Münir Akkatoğlu, Kerim Amca, Gani Ünler, Ali Altındiş, Hamamcı Sabri, Kurtuluş Eczanesi’nin sahibi Halef Gür, Bisiklet tamircisi Piyer Usta, Orijinal Ali, meyve suyu satan meşhur Yahya Usta. Payam şerbeti satan Hacı amca, Ekspres Lokantası’nda şehrimize ilk döneri tattıran Bolulu Kadir Usta, sırtında ütülenmiş elbiselerle pazarda satış yapan Binbaylar’ın babası.

Tabi tüm bunların yanında gazeteciler unutulur mu?

Akdeniz Gazetesi Sahibi Fatih Ülkümen. Körfez Gazetesi Sahibi Ahmet Perker. İskenderun Gazetesi Sahibi Suphi Levent. Ayyıldız Gazetesi Sahibi Mehmet Özkan. Gazetecilerin baba başkanı Ertuğrul Erselçuk. Naim İmren. İleri Gazetesi Sahibi Hazım Hastürk. Onlar asla ve asla unutulmayan ekollerimizdir..

Halen yaşayan ve uzun ömürler dilediğim; Rızkullah Terbiyeli, Refik Kireççi, Aydok Mısırlıoğlu. Şehrimizde nasıl unutulurlar. Asla unutulmazlar.

Aldıyürüdü, Memcerler, Şekerci Ahmet Kızıltan, Nalburcu Mehmet Ünal, Ahmet Yeral, Ankara Garajı, Tam-Tam Halil Yürümüş, Piktöken, Petek Pastanesinin babası Tevfik Amca, yani Çamlı Hemşin Pastanesi, Hamamcı Sabri,  Ünüvar’ın babası Gazi Amca, Seyfi Dingil, Humusçu Behzat, Ali Yalım, Kahkeciler, Tulumba Tatlıcıları, Kursaklı Nuriye. Dr. İhsan Semerkant, Radyocu Mesut, Bilal Amca, Billur Saray Gülhan abi, Saatçi İsmet, Zahireci Şahap, Billur Saray, İskenderun’ da nasıl unutulur.

Adını sayamayacağım o gizemli çarşılarda, o kadar renkli isimler vardı ki, İskenderun’un tarihinde onlar, “unutulmazlar” olarak, benliğimizde ve tarihimizde yer almaya devam edecektir.

Bazen onları çok hem de çok özlüyorum. Kendi kendime İskenderun bu kadar gelişeceğine, eski günlerindeki gibi sıcakkanlı, balıkçı kasabası halinde kalsaydık daha mı iyi olurdu diye de düşünüyorum. Zaman, anlık bir fotoğraf makinesinin çektikleri resimler gibi… Resim çekildiği an o anı da kaybolup gidiyor.

Zamanla hiçbir şey olduğu yerde kalmıyor, mimarisi ile birlikte insanları da değişiyor. Şehrimizden nemalanan adını şanını bilmediğimiz birçok yol gösterici kılığına bürünmüş kişileri seyrettik durduk. Ne oldu onlar? Gaipte kayboldular ama biz işte burada memleketimizin tam kalbinin üzerindeyiz.

Her şeye rağmen İskenderun, yaşantımızın vazgeçilemediği bir kent olarak, her daim gönlümüzde yerini almaya devam edecektir.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here