Bilgi Toplumu!

0
57

Kimi zaman dilimlerinde kimi cümleler ‘moda’ oluyor.. On küsur yıl öncesinde bir reklam filminden dilimize yapışan ve farklı bağlamlar içinde ağzımızda sakız gibi çiğneyip durduğumuz beylik cümle; “Ağzı olan konuşuyor” gibi mesela..

Her şeyin ‘şeyleştirildiği’ (şey eşya anlamına geliyor) “tüketim toplumunda” bu türden çiğnenmesi gereken beylik ürünler, deforme ve dejenere olsa da son kullanma tarihi üzerinden ‘modası’ yenilenip yinelenerek piyasaya sürülüyor.. Tüketim toplumu ‘moda’ deyişle “modern toplum” oluyor.. Yukarıdaki beylik cümlenin ‘sosyal medyada tivit atan’ modern toplum bireylerine atıfla “zamanın ruhuna” uygun hali de galiba şu oluyor: “Klavyesi olan yazıyor!”

Toplumların modernleşmesi, ‘Sanayi Devrimiyle’ üretilen kitlesel teknolojik yeniliklerin eski geleneksel yaşamı deforme ve dejenere etmesiyle başlıyor.. A.Soner Alpan, modernleşmenin ‘kapitalizmin’ bir ürünü olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Modernleşme, temelde, daha yaygın tabirle altyapıda gelişen kapitalist üretim ilişkilerinin, toplumsal formasyonun değişik veçhelerinde (siyasal, ideolojik, kültürel, ahlaki vs.) meydana getirdiği dönüşümün tamamına verilen isimdir.” (Gelenek, Kasım 2012, s.21)

Modernleşen toplumumuzun siyasal, ideolojik, kültürel, ahlaki vs. bağlamında,  “ağzı olan konuşuyor” türünden, “iki binli yıllarda” diye başlayan ve “Küreselleşen dünyada, Tüketim toplumunda, Yeni Dünya Düzeninde, Bilgi çağında..” diye devam eden yeni bir çok beylik cümlesi bulunuyor.. Beylik, hemen herkes tarafından kullanılan basma kalıp sözlere deniyor.. Basma kalıp sözlerin edebiyattaki adı atasözü.. Deyimler de bu kalıbın içinde.. Batı edebiyatında eş deyişle literatüründe kısa çarpıcı cümlelerin adına slogan deniyor.. Biçimlendirilmiş slogan sözler daha çok propaganda amaçlı kullanılıyor.. Sloganlarla, bir anlamda propagandası yapılan duygu ve düşüncelerin haberi iletiliyor..  Çarpıcı ve sarsıcı slogan sözler her ne kadar duygu ve düşünce derinliğine etki yapsa da, bunların yüzeysel sığlıkta sözler olduğu o sözleri biçimlendirenler tarafından biliniyor.. Buna mukabil atasözlerinin, duygu ve düşünsel derinlikten süzüldüğü hem atasözlerinin hatibi hem de muhatabı tarafından biliniyor.. Kaldı ki atasözlerinde biçimlendirilerek paketlenmiş halinde sunulan haber, yalnız o habere ilişkin verileri içermekle kalmıyor aynı zamanda eleştirel düşünme gücü anlamında üretilmiş doğruluk olasılığı çok yüksek bir bilgiyi de sunuyor.. Mesela? Mesela; “El atına binen çabuk iner!”

 Propagandanın, “zamanın ruhuna” uygun haline reklam deniyor..  Son yıllarda beylik ya da slogan fark etmez bir bilgi çağı, bilgi toplumu edebiyatıdır gidiyor.. Bizim bilgi çağı diye adlandırıp edebiyatını yaptığımız kavramın literatürdeki karşılığı enformasyon.. Ve fakat enformasyon bilgi demek değil.. Kavram, Latince “informato” kökünden geliyor ve “biçim verme, biçimlendirme, haber verme” anlamlarında kullanılıyor.. Dolayısıyla enformasyon; verilerden haberli olmak, onlara erişmek için danışmak anlamına geliyor.. Bilmek, gündelik dilde haberli olmayı içerse de, bilgi, düşünme, akıl yürütme, mantıksal çıkarımlarla elde ediliyor.. Yani enformasyonun bilgiye dönüştürebilmesi eleştirel düşünme gücüyle oluyor.. Ki bu da haberi sorgulayıcı bir akılla yeniden okuyarak yorumlamak demek oluyor.. Dolayısıyla enforme olmak bilmek demek olmuyor! Verilerin bilgisini edinmek, ancak onları kullanmayı bilirsek bir değer taşıyor.. Bilgi toplumunun temelinde “eğitimli emek” bulunuyor..Tüm bilgi tohumlarını özünde taşıyan çarpıcı ve sarsıcı “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” sözü de bu türden bilmenin değerini işaret ediyor..

İnternet ağları enforme verilerle örülü.. Ağlara takılan eriştiği verileri bilgi sanıyor.. Ve verileri bilgi diye saymaya başlıyor.. Üretilen hiçbir bilgi olmaksızın, bilgiyle üretilmiş teknolojik araçları iştahla tüketen toplumlara bilgi değil tüketim toplumu deniyor.. Bu halde biçimlendirilmiş haberleri, bilgi zanneden toplumların bilgi toplumuna dönüşerek bilgi çağına geçtikleri sanısı da gerçekte bir illüzyon oluyor.. Bu illüzyon, “tüm bilgiler parmağınızın ucunda, tıklayın yeter!” sloganlı cep telefonu, bilgisayar reklam filmleriyle oluşturuluyor.. Tıklanarak okunanların ise ”yorumlanmış verilerle biçimlendirilmiş haber” olduğundan habersiz “bilgi” zannediliyor.. Kaldı ki, üretiminin yüzde doksanı beyin gücüne dayanan bu yüksek teknolojinin araçları, “bilginin ne olduğundan habersiz” bilgisinin yüzde yüzü parmak uçlarındaki tıklamalara bağlı ‘bohem tutum lümpen davranışlı’ olanlarda eğreti duruyor.. Yukarıda söz konusu olan atasözümüzün “Eğreti ata binen çabuk iner!” şekli de bulunuyor..

 Bu enformasyon karmaşasında da, bilenlerle bilmeyenler de birbirine karışıyor.. Bilenlerle bilmeyenlerin bir olduğu toplumlara bilgi değil cehalet toplumu deniyor.. Cehaletten çıkışın yolu da farkına varma, akıl yürütme, eleştirel düşünme öğretimli kitaplı eğitimden geçiyor.. Atasözleri ise, kitaplı eğitimde eleştirel düşünme gücünü “kutlu bilgiler” yönüyle kuvvetlendiriyor..

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here