Azap Kapı…

0
618

On sekizinci asrın başlarında İstanbul’dayız. Avcı Mehmet diye bilinen Sultan Mehmed’in annesi Turhan Sultan, İstanbul’da bir gezintiye çıkar. Bir ara bugünkü Unkapanı Köprüsü’nün Galata’ya varan ucundaki Azap Kapı’ya da uğrar. Oradan Galata tarafına geçmek isterken Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin bulunduğu yerde bir kızcağızın oturmuş, gözyaşı döktüğünü görür. Yaklaşır, bakar ki, çocuğun önünde kırılmış bir testi var.

Şefkatle seslenir: “Yavrucuğum niçin ağlıyorsun, boşuna gözyaşı dökme. Kırılan testi olsun. Sil gözünün yaşını. İşte sana testinin parası. Hemen yenisini al.”

Kızcağız yaşlı gözlerini silerek baktığı Turhan Sultan’a titrek sesle cevap vermeye çalışır: “Ben der, testi kırıldığı için ağlamıyorum. Sabahtan beri iplik gibi akan subaşında bekleyip de doldurduğum testinin suyunu hizmetçilik ettiğim eve götüremeyecek kadar beceriksizlik gösterdiğim için ağlıyorum.”

Turhan Sultan bu cevaptan çok memnun olur. Orada kızcağızın kim olduğunu soruşturur. Ana-babadan yetim bir öksüz olduğunu, hayırsever bir ailenin yanında karın tokluğuna hizmetçilik ettiğini öğrenir. Hemen gidip kızcağızı aileden ister, saray terbiyesine alır.

*Saliha Sultan Olur…

Fevkalade bir öğrenim kabiliyetine sahip olan öksüz kızcağız, kısa zamanda inkişaf eder, her konuda sarayda örnek bir hanım haline gelir. Öylesine itibar kazanır ki, onu hayırseverin evinden alıp saraya getiren Turhan Sultan, padişah hanımı olmaya bile layık görür ve nitekim Sultan Mustafa (II) ile evlendirir. Böylece Saliha Hanım, Saliha Sultan unvanını alır, Hanım Sultan olur. Aradan geçen zaman içinde dünyaya getirdiği oğlu Mehmet (I)’in de padişah olması sebebiyle bu defa da Saliha Sultanlıktan yükselir Valide Sultan olur.

*Su Bol Aksın

Ne var ki, Saliha Sultan, Valide Sultanlığa terfi ettiği halde geçmişini asla unutmaz. Öksüzlüğünü, hizmetçiliğini, hatta kırdığı testinin başında ağlarken elinden tutulup da böylesine eşsiz bir mevkiye çıkışını, hep düşünür. Bir gün çevresiyle birlikte testisini kırdığı, başında gözyaşı dökerken elinden tutulup da saraya getirildiği yere gider. Sessizce yine gözyaşı dökmeye başlar. Meraklananlar sebebini sorarlar. O da geçmişteki olayı onlara açık seçik anlattıktan sonra emrini verir: “…Testimin kırıldığı bu yere öyle bir çeşme yapılsın ki, asırlar geçsin; ama çeşmenin suyu bitmesin, sanatı gözden düşmesin. Testisini kıran kızlar bir daha dolduramam diye gözyaşı dökmesin. Su bol aksın.”

Sonra ne mi olur? Öylesine bir sanat eseri büyük çeşme yapılır ki, aradan asırlar geçer, çeşme halen sanatındaki eşsizliği korumakta, çevreye de su hizmeti vermektedir. Unkapanı Köprüsü’nün Karaköy başında Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin yanındaki çeşmeyi bugün olanca ihtişamıyla görmeniz mümkündür.

*Yokluk Günlerinizi Unutmayın

Demek Saliha Sultan geçmişini unutmamış. Valide Sultanlığa terfi etmesine rağmen hizmetçilik ettiği günleri mukayesesiyle yaşamıştır. Bu yüzden yaptırdığı çeşmesiyle, ben burada testi kıran bir hizmetçi kızdım demek istemiş, kendinden sonra gelenlere örneklik etmiştir.

Evet, siz de unutmayın geçmişinizi, yokluk, sıkıntı ve ıstırap dolu günlerinizi ve şu anda sahip olduğunuz imkânlarınızla yapmanız icap eden hizmetlerinizi…

*Mal Varlığımın Tamamı Senin

“Ağa” ile “Kâhya”, binmişler “fayton” türü bir arabaya, düşmüşler kasabanın yoluna!.. Giderlerken, “ağanın gözüne; çok affedersiniz üzerinden hâlâ buhar yükselen bir “manda boku” takılmış… Durdurmuş arabayı, dönmüş “kâhya ”ya: “Kâhya” demiş, “Şu manda bokundan bir parmak yersen, bu at da, araba da, köydeki kâşane de, çiftlik de senin olacak!” Nihayetinde, “kâhya” da bir insan… Bir an, “zenginlik hırsı”na kapılıp, almış bir parmak, götürmüş ağzına!.. “Tamam” demiş ağa; “Mal varlığımın tamamı senin… Şimdi gel, sen buraya otur, arabayı ben süreceğim!”

Anlayacağınız, “roller değişmiş… Ağa olmuş “kâhya”, kâhya olmuş “ağa!” Kasabaya “yeni sıfatları” ile varmışlar… Alışverişlerini yapıp, dönüşe geçmişler!.. Yine; Kâhya ağanın yerinde, ağa da kâhyanın!.. Ne var ki; “Kâhya’nın içi rahat değil!.. Ya köylü sorarsa, ya “bu serveti manda bokuna borçluyum!” demek zorunda kalırsa!..

Bu düşünceler içinde köye dönerlerken, gelmişler, “manda blokunun yanına… “Çiçeği burnunda ağa” dönmüş “eski ağa ”ya: “Hey ağa” demiş, “Şundan, bir parmak da sen yer misin?” Ardından eklemiş: “Yersen, bana verdiğin her şey, yine senin olsun!” Ağa, arabanın durmasını bile beklemeden atlamış aşağı!..

*İnsanoğlu Bu…

Gerisi malûm!.. Her şey eskisi gibi!.. Köye yaklaştıklarında, “ağa”, dönmüş “kâhya”sına… “Köyden çıktığımızda ben ağaydım. Kasabaya indiğimizde sen ağaydın. Köye girerken, ben yine ağa, sen yine kâhyasın!.. İyi de; biz o boku niye yedik?”

Sahi, niye yediler acaba?.. İnsanoğlu bu, yer!.. Hele de, gözünü “mal, mülk, zenginlik, para, makam ve şöhret hırsı” kapladıysa!.. “Her haltı” yer!..“Manda blokunu” bile!..

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here