İlimiz Hatay’ın İskenderun ilçesinde, İSDEMİR sahasında ortaya çıkan dev çöküntü, artık “tekil bir olay” olarak değerlendirilemeyecek kadar büyümüştür. İlk oluştuğunda yaklaşık 35 metre çapında ve 45 metre derinliğinde olan bu oluşumun kısa sürede 60 metreye kadar genişlemesi, sorunun dinamik ve devam eden bir süreç olduğunu açıkça göstermektedir.
Dahası, yapılan ilk incelemelerde bölgede yeni obruk oluşumlarına işaret eden verilerin tespit edilmesi, meselenin sadece bir çukurdan ibaret olmadığını, yeraltı sisteminde daha geniş bir bozulmanın yaşanabileceğini ortaya koymaktadır.
Bu kadar karmaşık bir jeolojik olayı yalnızca iki kurumun incelemesi yeterli midir? Bence hayır.
*Sorunun Kaynağına Bakmak Gerek…

Ben bir Jeoloji Mühendisinden görüş aldım. Başlangıç olarak şöyle başladı ve “…Sorunun Kaynağı, doğal mı, yapay mı, hibrit mi? Bunlara da bakmak gerekir.
Obruklar genellikle yeraltı su seviyesindeki değişimler, eriyebilir kayaçlar ve zemin boşluklarının çökmesiyle oluşur. Ancak İskenderun’daki olay, klasik Konya obruklarından farklı bir bağlamda gelişmiştir.
Burada üç ihtimal iç içe geçmiş durumdadır. Büyük ölçekli altyapı ve tünel çalışmaları… Yeraltı su rejimindeki değişimler… Bölgenin deprem sonrası zemin hassasiyeti…
Bu nedenle olay, yalnızca ‘doğal’ ya da yalnızca ‘insan kaynaklı’ olarak sınıflandırılamaz. Büyük ihtimalle hibrit bir jeolojik risk ile karşı karşıyayız…” dedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen Jeoloji Mühendisi sözlerine şunları da ekledi;
“…Bugün sahada İstanbul Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi gibi iki akademik kurumun çalıştığı biliniyor. Bu önemli ama bana göre yetersiz. Çünkü obruk bilimi (karst jeolojisi, hidrojeoloji, mühendislik jeolojisi) disiplinler arasıdır. Tek bir akademik perspektif, özellikle böyle kritik bir sanayi bölgesinde, riskleri eksik değerlendirebilir. Aşağıdaki kurumların da sürece dahil edilmesi artık bir tercih olmaktan çıkmış zorunluluk haline gelmiştir.

MTA (Maden Tetkik ve Arama) Bölgesel jeolojik haritalama. AFAD bilim kurulları afet senaryoları ve risk modelleme. TÜBİTAK destekli araştırma ekipleri veri entegrasyonu ve simülasyon.
Konya obrukları üzerine çalışan uzman merkezler ve karşılaştırmalı analiz. Çünkü Konya Havzası’nda yıllardır biriken bilgi, bu olayın anlaşılmasında kritik rol oynayabilir.
Bugün sahada yoğun inceleme olduğu ifade ediliyor. Ancak kamuoyu şu soruların cevabını henüz bilmiyor. Yeraltı boşluklarının haritası çıkarıldı mı? Obruk büyümesi tamamen durdu mu? Yeni çökme ihtimali hangi bölgelerde yoğunlaşıyor? Lojmanlar ve okullar için risk seviyesi nedir?
Bilimsel veriler paylaşılmadığında; söylenti, gerçeğin yerini alır. Bu da panik üretir…”
*Bilim Kurulu Kurulmalıdır…
Jeoloji Mühendisinden edindiğim bilgilere göre, bu noktadan sonra atılması gereken adımlar şöyle sıralanabilir.

*Çok kurumlu bilim kurulu kurulmalıdır… Sadece iki üniversite yetmez ulusal düzeyde uzmanların yer aldığı bağımsız bir bilim kurulu oluşturulmalıdır.
*Boyutlu yeraltı haritalaması yapılmalı… Jeoradar, sismik tomografi ve mikrogravite yöntemleriyle yer altı boşlukları net biçimde ortaya konmalıdır. Sürekli izleme sistemi kurulmalıdır. Obruğun çevresine sensörler yerleştirilerek milimetrik hareketler bile anlık izlenmelidir.
*Riskli alanlar net şekilde tanımlanmalıdır… Lojmanlar, okullar ve sanayi alanları için kırmızı, sarı, yeşil risk haritası oluşturulmalıdır. Kamuoyu düzenli bilgilendirilmeli, her hafta teknik rapor özetleri yayımlanmalıdır. Sürekli bilgilendirme güven inşa eder.
*İnşaat faaliyetleri geçici olarak gözden geçirilmelidir… Bölgedeki büyük projelerin zemine etkisi bağımsız şekilde değerlendirilmelidir.
*Oluşan Obruk Uyarı Kabul Edilmelidir…

İskenderun’daki obruk, bir tesadüf kabul etmemeli aksine uyarı olarak algılanmalıdır. Bugün kontrol altına alınmış gibi görünen bir çöküntü, yarın zincirleme bir jeolojik sorunun habercisi olabilir. Nitekim ilk veriler, yeni obruk ihtimalinin zaten masada olduğunu gösteriyor. Bu nedenle mesele “İSDEMİR sahasında bir çukur” olmaktan çıkmış bölgenin yeraltı güvenliği meselesi haline gelmiştir.
Ve bu ölçekte bir soruna, dar kapsamlı incelemelerle bakmak yerine çok daha disiplinli, şeffaf ve ulusal düzeyde bir bilimsel seferberlikle cevap verilmelidir.
Artı, köşe yazım içinde yukarıda bir husus biraz kapalı kaldı. Daha net anlatmaya çalışayım. Şu ana kadar İsdemir’de araştırma yapan kişi ve kurumlar ‘Dörtyol-Hassa Tüneli inşa çalışmalarının oluşan çöküntü ile bir bağlantısı var mı?’ sorusunu düşünmüşlerdir. Bu olasılık da ciddi bir biçimde irdelenmeli ve kafalardaki soru işaretleri giderilmelidir.
Temenni etmiyorum ama bu konuda saklanabilecek her bilgi, Allah göstermesin, büyük üzüntülere, telafisi mümkün olmayan gelişmelere neden olabilir. Bu yüzden doğru bilgilendirme, doğru kararlar ve muhtemel önlemler getirecek, bu da olası faciaları belki de önleyecektir…




