Yuh-Yuh Baba

0
5

Emekli Öğretmen Suphi ULUSOY…

Yıllar-yıllar önce kasabanın birinde, kendi halinde, çalışkan, gün kazanır, gün yiyen bir ayakkabı tamircisi varmış. Bu ayakkabı tamircisi mahallenin işlek caddesi üzerindeki kaldırımda, küçücük tezgâhı ve dikiş makinesi ile çalışıp ekmeğini çıkarmaya çalışırmış.

Mahallelinin çok sevdiği bu usta, diğer mahallelerin ve sokakların insanları tarafından da çok ama çok seviliyormuş. Getirilen eski ayakkabıları en iyi şekilde tamir eder, müşterilerine nazik davranır ve uygun fiyat söylermiş. Dünya malı gözünde yokmuş.

Eşi tarafından öğle yemekleri sefer tasında gelir, onu güzelce açar ve yerken de yanına gelen kedilere kuşlara da yemek atarmış. Bazıları ona kedili usta bazıları da yuh baba derlermiş.

Ayakkabı tamircisi çok işlek ve kalabalık, aynı zamanda da camiye yakın yerde bulunduğu için birçok cenaze önünden geçer camiye götürülürmüş.

Kendisi mahalleliyi çok iyi tanır, kimin ne olduğunu, yaşantısını az çok bilir, mahalleli de onu yakından tanır, sever ve hatta bazı komşular ona öğle yemeği veya sabah simidi verirlermiş. Önünden geçen cenazelere saygı için ayağa kalkan ve sonra işine devam eden usta; yalnız bazı cenazeler geçerken, ayağa kalkıp yuh-yuh diye bağırırmış. Bunu gören insanlar ve cenaze yakınları alışık olduğundan, “mecnun, akli dengesi yerinde değil” diye aldırış etmeden giderlermiş.

Günlerden bir gün yine oldukça kalabalık olan bir cenaze geçiyormuş ki usta ayağa kalkmış ve “yuh-yuh” diye bağırmaya başlamış.

Cenaze işlemleri tamamlandıktan sonra, uzun süredir babasının yanında olmayan, yurt dışında olan oğlu bu işe şaşırmış ve akrabalarına “Bu ayakkabı ustası utanmadan benim babama yuh-yuh diye bağırdı, ben gidip onunla konuşacağım” diye hiddetlenmiş. Oğlanın akrabaları “Boş ver, o akli dengesini yitirmiş, başkalarına da öyle bağırıyor” diye teselli etmeye çalışmışlar.

Birkaç gün sonra, o vefat eden kişinin oğlu, ayakkabı tamircisinin yanına gelir ve “Usta, böyleyken böyle” diye bağırır ve nedenini sorar. Usta, başını öne eğer ve “Ha evlat, sen o cenazenin oğlu musun?” der ve çalışmasına devam eder. Delikanlı çok ısrar edince şunları anlatır;

…Bak evlat, ben senin babanı uzun yıllardır tanırım. Baban mahallede muhtaçlara yardım etmez, nerede bir ucuz ev veya arsa varsa hemen onu alır, kiracılarına acımasız, komşu haklarına dikkat etmez. Hep kendini düşünür, sürekli sohbetlerinde altın ve dövizden bahseder, parasını ne kendi harcar ne de senin kardeşlerine harcatır, hep para biriktirme derdindedir…”

Delikanlı dikkatli dinlemeye çalışır ve üzüntüsünü de belli etmemeye çalışır. “E usta daha başka ne yapardı benim babam?” deyince, Usta; “…Şu yandaki cami var ya, o camiye gittiği hiç görülmemiş, hep varlıklı insanlarla dolaşır ve onlarla konuşur, bizleri hakir görürdü.

Yalanı çok, insanlar arasında ayrım yapar, konuşurken kimseye fırsat vermez, her şeyi kendisi bilir, başkalarının fikirlerine saygı duymazdı.  Yanında çalışanların haklarını vermez paralarını geç öderdi.

Evlat boş ver, beni daha fazla konuşturma! Haydi, sende evine git, kusura bakma seni üzdüm” deyince, delikanlı da ‘Eee… usta bunlardan sana ne? Seni ne ilgilendirir? Neden yuh çekiyorsun da başka bir şey demiyorsun!’ deyince de ayakkabı tamircisi başını kaldırır, elindeki çekici bırakır ve “Evlat ben de senin baban gibi yaşarsam, sende bana yuh-yuh çekersin” der.

Delikanlı mesajını almıştır ve başı önde oradan ayrılır.

Ölümlü dünyada başkalarının haklarını yemeyen, insanlar arasında ayrım yapmayan, daha doğrusu kul hakkı olmayan bir yaşam dileklerimle; sağlıklı, mutlu, günler ve yıllar dilerim.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here