Sarı mı, Beyaz mı, Kırmızı mı…?

0
7

Dr. Öğretim Üyesi ‘necmi cemal’

Dünya altınla konuşuyor. Sessiz, gösterişsiz ama tartışmasız bir dille… Türkiye, 641 tonluk altın rezerviyle bugün dünyada en fazla altın stoğuna sahip ilk 10 ülke arasında.

Liste açık:

ABD: 8.133 ton

Almanya: 3.350 ton

İtalya: 2.452 ton

Fransa: 2.437 ton

Rusya: 2.330 ton

Çin: 2.304 ton

İsviçre: 1.040 ton

Hindistan: 880 ton

Japonya: 846 ton

Türkiye: 641 ton

Tablo bu. Ve bu tablo tek bir şey söylüyor: Altın artık yatırım değil, refleks. Gram altının her gün yükselen fiyatı sadece bir rakam değil. O artış, insanların geleceğe dair kaygısının grafik hâli. Ama sahnede sessiz iki oyuncu daha var. Biri beyaz… Diğeri kırmızı…

Beyaz olan: Gümüş! Gürültü yapmıyor. Reklam istemiyor. Uzun süredir “bekle” denilen ama artık beklemeyen. Kuyumcular günü kurtarmıyor artık. 2-3 ay sonrasına mal alım taahhütleri veriliyor. Potansiyel müşterilerle ön anlaşmalar yapılıyor. Bu ani bir talep değil. Bu, sezgisel bir pozisyon alma.

Çarşıda, pazarda, dükkânda soru değişti: “Altın alalım mı?” yerini “Gümüşü de bir soralım”a bıraktı. Çünkü gümüş, sadece bir maden değil. Sanayinin dili. Enerji dönüşümünün, elektroniğin, elektriğin, teknolojinin hammaddesi… Yani… yarının maddesi.

Ve şimdi üçüncü renk… KIRMIZI.

Toprak. Arsa. Sessiz ama inatçı…

Altın kasada durur. Gümüş tezgahta döner. Toprak ise yerinde bekler. Ama burada küçük bir parantez açmak gerekir; Toprak sabır ister. Yanlış yerdeyse yıllarca susar. İmar gelmezse, yol yaklaşmazsa, şehir yön değiştirmezse… Toprak da bekler ama kazandırmaz.

Yani kırmızı olan; en çok kazandıran değil, en çok doğru seçilmesi gereken olandır. Belirsizlik dönemlerinde insanlar altına sarılır. Dönüşüm dönemlerinde sanayi gümüşe yönelir. Ama şehirler büyüdüğünde, nüfus yer değiştirdiğinde, altyapı ve ulaşım yeniden çizildiğinde… Kazanan genellikle sabreden kırmızı olur. Çünkü şehirler büyürken aslında toprağa yazı yazar; yol kalemdir, altyapı imzadır, ulaşım ise o imzanın altındaki kalıcı mühürdür.

Altın, merkez bankalarının dilidir. Devletler korktuğunda ona gider. Gümüş, sanayinin dilidir. Gelecek kurulduğunda parlamaya başlar. Toprak ise medeniyetin dilidir. Şehir nereye giderse, değer oraya yürür. O yüzden mesele artık “hangisi daha çok kazandırır” meselesi değil.

Asıl soru şu: Belirsizliğe mi hazırlanıyoruz? Dönüşüme mi? Yoksa yerimizi mi sağlamlaştırıyoruz? Sarı olan geçmişi sakinleştirir. Beyaz olan geleceği inşa eder. Kırmızı olan ise kalıcı olanı temsil eder.

Ve bazen en pahalı tercih, hiç taraf seçmemektir. SANA KIRMIZI ÇOK YAKIŞIYOR.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here