Yeni Yılımız Kutlu Olsun…

0
12

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yeni yıla girerken eski yılla hesaplaşmayacağım ancak alınacak ders varsa onu alacağım. Yeniye umutla başlayacağım, eskiden aldığım derslerin doğrultusunda valla size tavsiye ediyorum. Ders alınmadan geçen her saat zaten boşa geçmiştir çünkü. Ve geçmişte kalmasını umut ettiğimiz hayatımızın odağına iki yıldır yerleşen korona illeti ve bu günlerde doğurduğu diğer bir illet ile yaşamımızı sürdürmeğe çalışırken, yılın son haftalarında ortalığı ateş sardı. Döviz, altın, borsa ters yüz oldu, sebep ne bilen yok ama sonuçlar can yakıcı… Sokaktaki adam, doktorundan tutun, memur, emekli, işçi, öğrenci, esnaf birden bire yoksullaştı. Çarşı pazaryeri yangın yeri oldu. Sonuç olarak elindekini, avucundaki birden kaybedenler bu yüzden borç ödeyemeyenler, bunu canı ile ödedi… –Çok yakınlarımdakilerden biliyorum- Bunlar hiç anılmadı. Zengin zenginliğine zenginlik ekledi. Hasta olan iyileşmek için caba göstermedi, boş verdi dünyaya, maske-hijyen kimin umurunda, o da bunları canı ile ödedi.

Ve şimdilerde genç öğretmen adayları sınavlardan geçip mülakatta elenince sanırım dertlerini anlatmasaydılar, onlarda ülkeden gitmenin yollarını arayacaklardı birçok genç gibi. Ve geçen gece Bakan Soylu, “Sadece bizim yaptıklarımıza bakmayın, biz inanıyoruz ki bize yaptıran Allah’tır” demiş, Bursa AKP İl Başkanlığı toplantısındaki konuşmasında ve tabi olarak yoğun alkış almış? Neyi alkışladıklarını merak ediyorum. Ve yılın son sabahında düşünceliydim. Ve korkuyordum! Bizi diğer canlılardan ayıran muhteşem bir aklımız var. Vicdanımız ve Allah sevgisi ile korkusu var. Eğer her şeyi Allah yapıyorsa bunları neden vermiş?  Kuşkusuz Allah her şeyi biliyor, ağzımızdan çıkanı da, gireni de, aklımızdakini de, aklımıza gelecek olanı da ama bize kullanmamız için bir akıl vermiş ve aklımızdakini süzgeçten geçirip düşünmemizi istemiş diye biliyorum?

Ve sevgili okuyucularım yeni bir yıla girdik, günahı, sevabı, hastalığı, illeti, yoksulluğu, zenginliği ile. Eski yıl ile dedim ya artık hesaplaşmayacağım -yazdıkların eskide kaldı şu an zaten- Ve bütün olumsuzlukları atalım üzerimizden diyorum. Ne olursa olsun kendimizi kandırmak pahasına ve olumlu olmaya çalışalım en azından kendi ruh sağlığımız ve çevremizdekiler için. Unutmayalım ki hiç bir şey sonsuza dek sürmez, sabır ve akıl yoldaşımız olsun. Ve yeni yılımız kutlu, sağlıklı, sevgi dolu olsun, sihirli bir değnek dokunmuş gibi. Valla çok seviyorum ya bu fikri belki dokunur ya… Sağlık ve sevgiyle kalalım sevgili okuyucularım, ayrımsız gayrımız… Yase

En güzel, içten, sevgi dolu yeni yıl mesajları ve dilekleri! Yeni yıl  mesajları 2022 - Güncel Haberler

& & & & &

Dört Mevsim Masalı

“Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş.

Nöbetçi: – Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip duruyorlar.

Toprak Ana: – Onları bana gönderin, demiş. Ben yalnızım, biraz da benimle otursunlar.

Nöbetçi Toprak Ananın isteğini krala söylemiş. Kral da “Peki” demiş. Toprak Ana bunun üzerine evine dönmüş, mevsim kardeşleri beklemeye başlamış.

Önce en küçük kardeş gelmiş. Pembe, beyaz saçlı, güzel bir çocukmuş. Toprak Anaya :

-Benim adım İlkbahar, demiş. Size ufak bir armağan getirdim.

İlkbahar, çantasını açmış, çantasından tomurcuklanmış dallar, renk renk çiçek demetleri, cıvıl cıvıl ötüşen kuşlar çıkarmış.

Çok geçmeden ikinci kardeş gelmiş. Tombul, kırmızı yanaklı bir kızmış. Adı da Yaz’mış. Kardeşine :

-Haydi çekil bakalım, bak, ben geldim, demiş. Sonra po da çantasından çilek, kiraz, şeftali, erik gibi meyveler çıkarmış, bunları Toprak Anaya sunmuş.

Derken üçüncü kardeş gelmiş. Sarı sapsarı bir çocukmuş. Toprak Ana’ya :

– Ben sonbaharım demiş. Yalnızlığı, sessizliği çok severim, demiş. Sonra da kuşları kovmuş, her yeri sarıya boyamış. Ortalığa bir sessizlik çökmüş. Tam bu sırada dördüncü kardeş gelmiş. Çiçekleri, meyveleri dağıtmış, cebinden beyaz bir su çıkarmış, bu suyla her yeri beyaza boyamış. Bir yandan da :

-Benim adım kış, benim adım kış diye bağırıyormuş.

Dört kardeş de Toprak Ananın evinden gitmek istememiş. Kavgaya tutuşmuşlar. Ortalık alt üst olmuş. Toprak Ana kızmış: – Beni dinleyin, demiş. Ya sırayla gelin, evimde üçer ay misafir kalın, ya da çekilip gidin. Hepinizi birlikte istemiyorum.

Bunun üzerine mevsim kardeşler düşünmüşler. Aralarında anlaşıp Toprak Anaya, “peki” demişler. İşte o günden beri sırayla geliyor, Toprak Anada üçer ay misafir kalıyorlar”

& & & & &

Aslını Unutma

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” Sultan kulaklarına inanamamış.

“İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye sormuş. “Bir Hiçtin sen…

Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!” Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan’la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş. “Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi… kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.”

Günün Şiiri

Küçük İstavritin Öyküsü

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp
hızla atıldı çapariye
önce müthiş bir acı duydu dudağında
gümbür gümbür oldu yüreği
sonra hızla çekildi yukarıya…

Aslında hep merak etmişti
denizlerin üstünü
neye benzerdi acep gökyüzü.
Bir yanda büyük bir merak
bir yanda ölüm korkusu.

“Dudağı yarıklar ” denir,
şanslıdır onlar, hani
görüp de gökyüzünü , insanı
oltadan son anda kurtulanlar.

Ne çare balıkçının parmakları
hoyratça kavradı onu
küçük istavrit anladı yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği.

Oysa, şimdi yüzerken
küçücük yeşil leğende,
ansız uzanıvermiş dostlarına
değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden
bir kedi   yalanarak baktı gözünün içine
yavaşça karardı dünya,
başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi,
beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına,
iki damla gözyaşından ibaret sade
bir törenle, saldım denizin sularına.

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı.
Gitti tüm kederimi söküp atarak,
teşekkürü de ihmal etmemişti.
Bir kaç değerli pulunu
Elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.
Sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye?
” Bir gün dedim, bulursam kendimi
yeşil leğendeki
küçük istavrit kadar çaresiz,
Son ana kadar
hep bir umudum olsun diye… ”

Günün Sözü

Hangi tohum toprağa atıldı, ekildi de tekrar bitmedi; vakti gelince topraktan filizlenmedi? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?
Mevlana

Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabileceği kadardır.
Mevlana

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here