Yeni Yılda Dileğimiz Yurtta Sulh Cihanda Sulh

0
59

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah (dün) şiddetli bir fırtına var geceden beri devam eden. Sanki öfkeden çıldırmış gibi. Yakıp yıktı etrafı hala devam ediyor. Fırtınaları severim, fırtına avcıları diye program vardı bir zamanlar yabancı kanların birinde. Şimdi var mı bilmiyorum? Çok büyük fırtınaları kameraya çekebilmek için büyük tehlikelere giren bir ekip hazırlayıp sunuyordu.

Çok büyük fırtınaların içine giriyor, hortumların yakınından,  şimşeklerin içinden, adrenalin tavan yapıyor, izlerken kalbim ağzımda atıyordu sanki. Dün gece fırtınan izleyicisi değil içinde olarak kalbim ağzımda atıyordu. Son katta oturunca fırtınayı çok daha net algılayabiliyorsunuz tabi, ıslık çalarak esen rüzgâr damlarda ne varsa savuruyor. Düşen kırılan, camlar güneş enerjileri TV antenleri su depoları ne varsa, gümbür gümbür! Kapıları, pencereleri, menteşelerinden sökecek gibi  zorluyor. Belli ki bu gidişe çok kızgın! Çok!

& & & & &

Hep birlikte çıldırdık mı ne? Artık hiçbir şeye “a” demeyeceğim diyordum. Ama kardeşim her gün öyle şeyler duyuyoruz ki. Yok, arık bu kadarda değil yani diyebiliyoruz ne de olsa, çılgınlığın milyon, milyar, trilyon hali var. Bir öğretmen, kim bilir onu delirten neler vardı ki hayatında. 2. Sınıfta okuyan kız öğrencisini sınıfın önünde iç çamaşırlarına kadar soyup pisliğini teşhir etmesine neden olan. Sonrada kafasını tahtaya vurmasını! Nasıl bir ruh durumu bu, nasıl bir psikoloji! Valla aklım almıyor. O çocuktan ilerde ne olmasını istersiniz? Ezik, rencide olmuş ve artık okula öğretmenlere inanmayan, kendi içine çekilen bir çocuk olmasını mı ki böyle olacağı kesin gibi? Dilerim olmaz. Ya da başına gelenlere kinlenmesi ve intikam almak istemesi!

Valla ne olursa olsun hangi mevkiye gelirse gelsin bu olay yüreğini acıtan, kendini aşağılanmış hissettiren bir anı olarak kalacak artık. Tedavi olup iyileşse bile. Belki bunu yapan öğretmende aynı şeyi yaşamıştı bir zamanlar olamaz mı? Hızla yozlaşıyoruz ne yazık ki. İçimiz acıyor, yargılamıyoruz sadece anlamaya çalışıyoruz ama anlayamıyoruz!

yase-barış günü

& & & & &

Yılın son günlerinde bir dileğim var. Kimseye söylemem. Ama yeni yıldan dileğim herkesin dileği kuşkusuz. Yurtta sulh cihanda sulh… Ve ayrımsız gayrımsız beraberlik…

Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle kalalım her zamanki  gibi birlik ve  beraberlikle, ayrımsız gayrımsız. Yeni yılın bizlere  düşleyemeyeceğimiz kadar güzelliklerle  gelsin dileğimize göre değil olması gerektiği gibi inşallah! Yase

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım aslında başımıza gelenlerin çoğu sevmeyi bilmediğimizden kaynaklanıyor diye düşünüyorum ve sevgi konusuna, Japon düşünür ve yazar Masumi Toyotome´nin bakış açısı: “Herkes sevilmek ister, ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?” diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor…

Masumi’ye göre, dünyada 3 tür sevgi vardır. Bunlar, eğer, çünkü ve rağmen sevgi türleridir.

Birincinin adı ´Eğer´ türü sevgi:

Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Bir şarta bağlı sevgi . Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Yazara göre evliliklerin pek çoğu ´Eğer´ türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile ´Eğer´ türüne rastlanıyor.

İkinci türe geçiyoruz; ´Çünkü´ türü sevgi.

Masumi bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? “Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin” (Yakışıklısın Başarılısın) . “Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler o kadar zengin o kadar ünlüsün ki.” “Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.”

Yazar ´Çünkü´ türü sevginin ´Eğer´ türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan ağır bir yük haline gelebilir. Zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz egomuzu okşayan hoş bir şeydir. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama aslına bakarsanız “Çünkü” türün “Eğer” türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı “Çünkü” türü sevgi de yük getirir insana.

İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman sevenlerinin artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı yeni gelen kıza içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. “O zaman Çünkü türü sevgide güven duygusu bulunabilir mi ?” diye soruyor Masumi. “Çünkü” türü sevgi de gerçek ve sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi “Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?” korkusu. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği… İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de “Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmezse?” endişesidir. Japon yazar; toplumlardaki sevgilerin çoğu ´Çünkü´ türünde olup bu tür sevgiler kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. Peki o zaman gerçek sevginin güvenilebilecek sevginin özellikleri nedir?

Ve işte sevgilerin en gerçeği. Tabii Masumi’ye göre…

Üçüncü tür sevgi benim ´Rağmen´ diye adlandırdığım türdür diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için? “Eğer” türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için “Çünkü” türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide insan bir şey beklediği için değil bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. Esmeralda Quasimodo´yu dünyanın en çirkin en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil yakışıklı zengin delikanlı da Esmeralda´ya çingene olmasına rağmen aşıktır. Kişi dünyanın en çirkin en zavallı en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Burada insanın iyi çekici ya da zengin bir konum elde ederek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına cahilliğine kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi o haliyle sevilebiliyor.

Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. Farkında olsanız da olmasanız da bu tür sevgi sizin için yiyecek içecek giysi ev aile zenginlik başarı yada senden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olacaksınız? Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. “Şu soruma cevap verin” diyor. “Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz yiyecek elbise ev aile zenginlik başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?” Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Masumi ; şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?

Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? diye soruyor ve yanıtlıyor; Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da kendilerini iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.

Masumi iddialı savunuyor “Rağmen” türü sevgiyi.

Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni “Rağmen” türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz Masumi. “Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok” diye açıklıyor. Anlatıyor; yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var ? Yazara göre açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda; Dünyadaki En Büyük Kıtlık “Rağmen Türü Sevginin” Yeterince Olmayışıdır.

Günün Şiiri

Soluk Soluğa

Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,

Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.

Bırakıp her şeyi döner –

Aşk bir buluşmadır çünkü,

Her zaman gecikmiş bir buluşma.

Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk –

Araya her zaman bir şeyler girer:

Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,

Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,

Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir –

Araya her zaman bir şeyler girer:

Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.

Nereden bilebilir insan

Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?

Çoğu kez aldatıcıdır da,

Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.

Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.

Bu yüzden yanılır hep

Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.

Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,

Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.

Bakarsın, ona da dadanmış

Gündelik hayatın sosyolojisi.

Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.

Çağıran o titrek yazı yeniden belirir –

Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.

Cevat ÇAPAN

Günün Sözü

İyi veya kötü insan diye bir şey yoktur. İnsanlar iyi veya kötü olmayı düşünceleriyle belirlerler.

William Shakespeare

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here