Yeni Bir Gün…

0
36

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Bu sabah yeni bir gün olacak seçilmişler için. Ya yeniden devam edecekler hizmetlerine ya da dönecekler eski mesleklerine. Biz oy verenler ise, oylarımızın  karşılığını alacağız, şu ya da bu şekilde. Ve ne şekilde olursa olsun hayırlı  ve uğurlu olmasını diliyoruz. Ve şimdilik sevgi ve sağlıkla hep birlikte kalım diyorum. Ayrımsız gayrımsız… Yase

Seçim sonuçlarını önümüzdeki günlerde değerlendiririz şimdi bir hikaye okuyalım ne dersiniz…

Bardağı  Yere Bırakın…

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı. Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu: “Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” “50gm!, 100gm!, 125gm” diye öğrenciler yanıtladı.

“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi Profesör, “Ama, benim sorum şu ki: Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”

“Hiçbir şey” diye yanıtladı öğrenciler.

“Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?” diye sordu profesör bu kez…

“Kolunuz ağrımaya başlardı efendim” diye öğrencilerden biri yanıtladı.

“Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”

“Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”

Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler. “Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?” diye sordu profesör.

“Hayır….” diye yanıtladı herkes…

“Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?”

Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar. “Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?” diye tekrar profesör sordu.

“Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıt verdi.

“Kesinlikle!” dedi, profesör.

“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar. Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur. Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir. Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz! Bu yüzden Sevdiklerinize şunu hatırlatın: “Bardağı yere bırakın bugün!”

Şubat Güneşi

Arkadaki meyve bahçemiz sebzelerimiz falan hep beton olmuş, kümes tavuk falan hiçbir şey kalmamış. Çocukluğumuzdan kalan. Geçenlerde gittim ve bir kez daha oralara gitmemeye karar verdim sende gitme çok üzülürsün çünkü.” Oysa ben Zeynep’i orayı götürmeği düşünüyordum. Gerçekten şimdi üzüldüm”

Ahmet ocağı silip tertemiz yaptıktan sonra ancak  oturup kahvesini içmeye başladı. “Soğudu” dedi abisi “sen soğuk sevmezsin ki.” “Taşırmanın cezası soğuk kahve ne yapalım.” Ahmet kahve fincanın masaya bırakıp kalktı. “Eline sağlık gerçekten benden güzel yapıyorsun kahveyi sevgili kardeşim” diyerek kardeşinin omzuna dostça vurdu. Sonra salona girdi. Serum şişesi nerdeyse boşalmıştı. Selim serum akışını kapatıp. İğneyi yavaşça kızın elinden çekti.  İğnenin yerine alkollü pamuk bastırıp plasterle tutuşturdu. Serum şişesini ve iğneyi bir poşete koyup yanına bıraktı. Sonra Zeynep’e doğru eğilip kıza baktı kız gülümsüyordu şimdi. Üzerinden bir ağırlık kalkmış gibi rahattı.

“Bak ne güzel uyuyor. Salon soğumaya  başladı ısıtsan iyi olacak Ahmetçim. Bir de kıza bir şeyler yedirmeye çalış. Ama yemese ısrar etme. Tavuk var mı evde tavuk suyuna çorba falan yapsan ikinize de iyi gelir.” “Valla annemi aratmıyorsun abi.” “E, ne de olsa doktorluk böyle bir şey işte.” Serum şişesinin içinde olduğu torbayı alıp oradan uzaklaşmadan eğilip kızı alnından öptü “kahraman prenses” dedi “çok gizin var ama seni çok seveceğim bu belli oldu” dedi. Kapıda iki kardeş vedalaşırken yağmur yağmaya devam ediyordu. “Abi yağmurun durmasını bekleseydin bari” “Bu yağmur duracağa benzemiyor bu gidişle.” “Peki, ama eve varır varmaz ara olur mu eve sağ salim ulaşıp ulaşmadığını bilmek istiyorum” “Hım şimdide sen Annem gibi oldun.” İkisi birden güldü.

Ahmet abisinin ardından kapıyı kapatıp Zeynep’in yanına döndü. Kız elinden serum çıkar çıkmaz hemen yan dönmüş dizlerini karnına doğru çekmiş uyumaya devam ediyordu. Battaniyesi düşmüş sırtı açıkta kalmıştı. Kızın üstünü örtüp mutfağa gitti. Buzluğu açıp tavuk var mı diye baktı, buzluktaki yiyecekler çözülmeye başlamışlardı akşama kadar elektrik gelmese hepsini atmak gerekecekti. Ahmet tavuğu çıkartıp suyun altına koydu. Sonra tencereye alıp ocağa yerleştirdi.  Annesi yıkamadan bir şey koymazdı buzluğa bu yüzden yıkamakla uğraşmadı. Tavuk pişerken kahvaltı masasını topladı. Bulaşıkları yıkadı makineye koymadı elektrik gelmese kokmasınlar diye. Etrafı toparladı. Banyoya gidip orayı da temizledi yerleri sildi havluları makineye attı. Etraf yine annesinin bıraktığı gibi olmuştu. “Valla baya bir ev hanımı oldum” dedi kendine bunları yaparken. Sonra şöminedeki odunları gürültü yapmamaya çalışarak yaktı biraz zorluk çıkardılar ama sonunda cayır, cayır yanmaya başladılar. Son olarak ocağın üzerinde kaynamakta olan tavuk suyuna birkaç tane, tane karabiber bir baş soğan ve bir havuç atıp altını iyice kıstı.  Babaannesinden öğrenmişti bunları da. Sonra banyoya gidip sıcak bir duş aldı. Saçlarını havluyla kurularken Zeynep’in seslendiğini duydu.

 Kız kalkmış yanına kadar gelmişti. Kapıya yaslanmış Ahmet’i izliyordu. Rengi kül gibi gözleri çukura batmış dudakları bembeyazdı. Ahmet dönüp kızı karşısında böyle görünce havluyu atıp onu tuttu. “Neden bana seslenmeden kalktın” dedi. Kız nerdeyse yığılacaktı Ahmet’in kucağına. Zorla “tuvaletle gitmem gerek” dedi.  “Tamam, tutun bana korkma” diyerek Ahmet kızı banyoya götürdü. “İyisin değil mi?” “Ben dışarıda seni bekliyorum Sakın korkma.” Arkası Yarın

Günün Şiiri

Neyi Yaşamak istiyorsan Onu Yaşa
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedim ki ” söz ver kendine”
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı istiyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan,
Anladım…
Nietzsche

Bahar Sarhoşluğu

İlk sevgilimin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allahaısmarladık kaldırımlar.

Giyenler düşünsün dar elbiseyi;
Ölçülü sözü, hesaplı adımı
Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
Saltanat sürer gibi uçuyorum,
Erk ağacı gelin olduğu gün.

Hayranım bu şehrin bacalarına.
İrili ufaklı, hep bir ağızdan,
Nasıl derinden gökyüzüne doğru
Bir türkü söylüyorar öyle sessiz!
Dmanı daim olsun güzel baca!

Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
Yuvası dallara emanet serçe.
Derken camiler üstünde güvercin,
Minareler katında geçiyorum,
Gökyüzü mahallesi istanbul`un.

Süt beyaz bir martıyım açıklarda.
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere.
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı TARANCI

Günün Fıkrası

Adam iş hanındaki çaycıya sorar. “Bir günde kaç demlik satıyorsun?” Çaycı “Aşağı yukarı on demlik satarım.” “On beş demlik satmak ister misin?” Çaycı “Tabi” “Öyleyse bardakları tam doldur.”

Günün Sözü

Kendini ulusuna hizmet etmeye adayan siyasetçiye devlet adamı denir. Ulusun kendisine hizmet etmesi gerektiğini düşünen devlet adamına ise siyasetçi…

George Pompidou

İyiliği başa kalkan kimsenin kusuru ödülünden büyüktür.

Kızılderili sözü

Gözlerde yaş yoksa ruh gökkuşağına sahip olmaz.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here