Ve Ateşkese Havalar da Sevindi

0
16

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Suriye’de süren Barış Pınarı Harekâtının onuncu gününde 120 saatlik ateşkes sağlandı. Oh herkeste bir rahatlık var şimdi! Ancak ABD Başkanı sayın Trump’ın akıl almaz, birbirini tutmaz açıklamaları gerçekten sıkıyor artık. 8 gün önce gönderdiği kendine benzeyen rezalet mektup, dün sarf etiği acayip sözler… İki okul çocuğu benzetmesi “önce kavga etmelerini izleyeceksin sonra barıştıracaksın” bu ne demek? Adamlarda nasıl bir özgüven var. “Dünyayı parmağımda oynatırım o kadar” tavırları. Valla biz sıradan vatandaşlar izliyoruz ve sinirden tırnaklarımızı kemiriyoruz.

Ve bu günlerde Dünya bize düşman, biz kendi kendimize düşman… Kavga etmeden, laf sokmadan, sen ben ayırımı yapmadan geçen saniyemiz yok. Kuşkusuz herkesin bir fikri olacak, beğenirsin beğenmezsin işte o kadar doğrudur, yanlıştır tartılıştır, ağız bozmaz yanlışa bile bile doğru denmez, kulak ardı edilmez. Ama biz bunları bol bol yapıyoruz, evde, sokakta, siyasette. Rutinimiz oldu. Alışkanlık olmasından korkarım!

Ve ateşkes sağlandı ya şimdilik sanırım havalarda sevindi. Bizi kıskacına alan şiddetli sıcaklar azıcık ve kararsız olarak yumuşadı. Aynı içinde bulunduğumuz durum gibi ve biz tabi buna da çok sevindik. Hapşu tıkışlar da başladı. Eh ne yapalım havaya, suya muhalefetsen tepki veriyorsan her şeye hapşu tıkşı ile oyalan o zaman.

& & & & &

Ve sevgili okuyucularım işsiz gençlerin sıkıntısı gün geçtikçe artıyor. Her ailede en az iki kişi işsiz.  Pahalılık, zamlar, vergiler, hepimizin belini kırıyor. Orta sınıf hızla yoksullaşıyor, zenginler paralarına para ekliyor.

Suriyeli işçiler bütün yerlilerin yerini çoktan aldı. Ta karşıdaki inşaattan geliyor sesleri, birbirleri ile şakalaşıyorlar. Hayat şimdi onlara güzel, bizim Mehmetçik Suriye’de onlar burada bizim işimize tebelleş oluyorlar. Ama onları kınamıyorum o işverenlere kızıyorum. Üç kuruş ucuza yaptırmak için hem kendini hem vatandaşını ezenlere! Ama para bu… Açmadığı kapı yok ki.

Okul masrafları sıradan aileleri inletiyor, ekmek peynire talim ediyor çocuklar, özel okulların beş yıldızlı otellerini andıran yemekhanelerinde yok yok! Nasıl ne zaman böyle olduk? Valla sor-sor, düşün-düşün vardığın bir yer yok. Ne oluyorsa kendine oluyor.

”Düşünüyorum demek varım” diyor ya birileri… “Valla düşünüyorum ve kendimi yok ediyorum” durumlarındayız şimdi.

Ve sevgili okuyucularım daha çok kendimizi yok etmeden sağlıkla, sevgiyle kalmaya çalışalım hep birlikte her zaman ayrımsız, gayrımsız… Yase

& & & & &

Küçük İtfaiyeci

Anne, altı yaşındaki lösemiyle savaşan oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi, acı içinde olmasına rağmen, kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu. Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu, artık mümkün değildi. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini gerçekleştirmesini istiyordu.

“Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?” diye sordu.

-“Anneciğim, ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim”. Anne gülümsedi ve.. ”Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım” dedi. Daha sonra, Arizona’daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Ona oğlunun son isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına bınip şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu.

-”Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz, onu o gün şeref konuğu yapar, itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir, bizimle yemek yer, yangın söndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen, ona üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir, lastik botları ısmarlarız. Hepsi Arizona’da üretiliyor.” Üç gün sonra, itfaiyeci Bob’u aldı, ona elbisesini giydirdi ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob, itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok mutlu hissediyordu. O gün Arizona’da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına, hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti.

Yerel televizyonlar da onu izleyip, çekmişlerdi. Hayallerinin gerçek olması, gösterilen sevgi ve ilgi, Bob’u o kadar etkilemişti ki, doktorların söylediğinden tam üç ay daha fazla yaşamıştı. Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca, hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire, aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bob’un itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bob’un bu dünyaya veda ederken yanında, özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup olamayacağını sordu. İtfaiye Müdürü; ”Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız? Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda, yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ziyarete geldiklerini söyleyiniz ve lütfen onun odasının penceresini açınız” diye yanıtladı. Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı. Merdiveni açtı ve Bob’un 3.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bob’un odasına tırmandılar. Annesinin izniyle onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle pençeleşen Bob itfaiye müdürüne baktı ve; ”Efendim ben şimdi gerçekten itfaiyeci miyim?” diye sordu.

-”Bundan şüphen mi var Bob?” diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra Bob gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı. Belki unuttunuz, belki hatırlamıyorsunuz, belki de çok duygusuz, çok katı oldunuz; ama bilin ki “HAYAT, SEVGI VE UMUT SAÇMAKTIR.” Eğer bunu okuyunca gözleriniz dolmuyorsa sizin için yapılacak bir şey kalmamış demektir.. Yok, eğer doluyorsa o zaman sevdiklerinizin kıymetini bilin ve gerçek sevginizi ortaya koyun…

Günün Şiiri

Ağlatan Mutluluk 

Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne

Dolaşsam

Görsem bütün tanrısal sevgileri

Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam

Ve anlatsam

Anlatsam o ağlatan mutluluğu

Bilmem inanır mı bana mavilikler

 

Suskun bir coşkunun doruklarında

Pürköpük ve rüzgarlı

Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı

 

Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer

Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş

Ben ki yaşamı toprak bilmiştim

Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl

Geç anladım

Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş

 

Sessizlik açarken zulüm bahçeleri

Gözlerinde bir anda dört mevsim

Her mevsimin güzelliğinde sen

Bunca ayrık ve diken içinden

Güle çıkmak işte budur desem

Bilmem inanır mı bana çiçekler

 

İçimde sayısız denizlerin şahlandığı

O günü tarihlesem şimdi

Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne

Adına sonsuzluk desem

Ve her saniyesini o sonsuzluğun

An be an şiirleştirmek istesem

Bilmem inanır mı bana sözcükler

Adnan YÜCEL

Günün Fıkrası

Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş: “Bu kuş neden bu kadar para ediyor ?”

“Bu papağandır” demişler, “konuşur.”

Hoca doğru evine gitmiş. Hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş. “Kaça hindi?” diye sormuşlar.

“On beş altın” demiş Hoca.

“Bir hindi on beş altın eder mi?” demişler.

“Görmüyor musunuz!” demiş Hoca; “Yumruk kadar papağanı on iki altına satıyorlar.”

“Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar?” diye sormuşlar.

“O düşünmeden konuşur” demiş Hoca ; “Bu da insanlar gibi düşünür.”

Günün Sözü

Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun.
Epıktetos

Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır.
Confucius

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here