Teknoloji mi Yoksa Futbol mu? (1)

0
5

Değerli Okurlarım, ‘ilgi odağı olduğunuz konular’ benim yolumu aydınlatmış ışık tutmuştur. Kıymetli fikirlerinize benim de ilavelerim olmuyor değil. Olsun o kadar değil mi? İçinde yaşadığımız şu köhne dünyada herkes mutlu mu mutsuz mu? Yarınlar nelere gebe? Postal sesini özlemenin cezası ve ondan çıkan sesin sonu falan…

Genel olarak, yarım asır önceki teknolojiyi ve futbolu merak ediyorlar okurlarım, hem de çok. O günleri doyasıya yaşadığımızdan fazla ilginç bulmuyorum ama o dönemde çok mutlu idim, hem de anlatamayacağım kadar. Yarım asır önceki anıları ve o günkü yaşamı yaşayan birinden dinlemek tüm dostlarıma inandırıcı geliyor. Zaten biz de anlatırken abartmadan ama o dönemin güzelliklerine de gölge düşürmeden ifade etmeye özen gösteriyoruz.

Bizler çocukken ya da çocukluğumuzda diye söze başlarsam fazla bir şey anlatamam. Çünkü sabahtan akşama kadar okuldaydık ve eve gelinceye kadar hava kararıyordu. Yine de radyo olayını anlatmadan geçemem. İşte o radyo herkesin evinde yoktu. Çok lüks bir cihazdı. Radyonun önemini makalemin akışı içinde ve biraz da ayrıntıyla girerek anlatmaya çalışacağım…

Bu mesleğe gazete teknisyeni ve muhabir olarak başladığım yıllarda -ki hayatımın en mutlu dönemiydi, öyle bir mutluluğu bir daha yakalayamadım. Bundan sonra da yakalayacağımı hiç sanmıyorum- çalıştığım gazetenin adı Tasvir-i Efkâr idi. Zamanın önde gelen gazetelerinden biriydi ve bu koca gazetede iki telefon vardı. Yazı İşlerinde ve patronların odasında!

Bunlar direkt telefonlardı ama patronların odasında galiba iki tane vardı. Paralel telefonlar çoktu (Paralellik şimdi de var..!) Merhum Patronum Gazanfer Kunt bana özel muamele yapardı, arayanlar olduğunda yanındaki telefondan konuşmamam izin verirdi rahmetli. Ankara’nın en güzel giyinen insanlardan biriydi. Şu mübarek günlerde kendisini sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Nur içinde yatsın!

Futbolu, yarım asır önce oynanan futbolu anlatmak için hiç acele etmiyorum. Fakat onu enine boyuna anlatabilmem için örnekler sunmam lazım da onun için en sona bırakmayı düşünüyorum. Televizyon değil de ismi var mıydı yok muydu? Televizyon hakkında ne bir haber yaptık ne de konumu hakkında fikir yürütmedik belli bir süre. Siyah-Beyaz görüntü, genelde çocuk programları olmakla beraber haftada iki gün yayın yapılırdı.

Yani Televizyon yok (önceleri), telefon resmi kurumlarda ve istisnai hallerde bazı evlerde. Özel araba ise zenginlere mahsus! Lüks derseniz ekonomiyle kanka. Bütün bu teknolojik eksikliğe rağmen insanlar hallerinden şikâyetçi değillerdi ve hatta mutluydular.

Bizler haftada iki antrenman ve hafta sonu maçlarıyla oyalanır. ‘Gençlik Parkı’nın tadını çıkarırdık. Bizim Rüzgârlı Sokak’a gelince; başlı başına bir kent görünümündeydi. Hayat 24.00’den sonra başlardı. Her tarafı bar-pavyon doluydu. Bu konuyu daha önceleri anlattığımı sanıyorum ama istenirse tekrar anlatmak bana zevk verecektir.

Mutlu olun, mutlu kalın… SAYGILARIMLA

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here