Uz. Dr.Yaşar Ceritoğlu… Altıncı His!

0
122

İnsanın başına önemli bir olay gelmedikçe, hayatımızı ilgilendiren bazı şeyleri anlamıyor… Geçenlerde hiç ummadığımız bir hayati olay ile karşılaştım ve anlatacaklarım tıpkı bir öykü, bir filim gibi. Düşündüm taşındım, ailece yaşadığımız bu olay hepimizin başından geçiyor ama başına gelmeyen bilmezmiş.

Gecenin bir yarısı uyumuşum. Hanım uykuda olduğum sırada yanıma gelmiş bana bir şeyler sormuş ama uykuda olduğumdan onun ruh halini çözememişim. Meğerse o an hanımın eli ayağı boşalmış ve tansiyonu çok düşmüş. Sendeleyerek odamdan çıkmış merdivene yönelmiş daha sonra hayal meyal merdivenden inmekten vazgeçip, hemen yan odaya gitmiş ve hızla masanın üzerine düştüğünde, göğüs kemikleri ezilmiş halde sırt üstü düşerek, masanın kenarında öylece yaklaşık kırk dakika baygın kalmış.

Daha sonra kendine gelmiş ve merdivenden emekleyerek aşağı katta yatan ablasının yanına gidebilmiş. Ablası onun bu halini görünce çıldırmış ve o an beni uyandırdı ve o telaşla hastamızı derhal İskenderun Devlet Hastanesi Acil Bölümüne götürdüm. Öyküm işte bu andan itibaren başlıyor…

Fişimizi aldık, doktora göründük. Konuyu kısaca anlattıktan sonra hastamıza tomografi çektiler ve tansiyonunu ölçtüler. Değerler 7-5 çıkınca tansiyon düşüklüğünden dolayı, hastayı uzman bir Kardiyologa götürmemizi söylediler. Ağrı kesici ilaçları aldık eve gittik.

Gündüz yeni Devlet Hastanesinde Kardiyologun kapısının önündeydik. Sıra yok dediler ama her yer Suriyeli vatandaşlarla doluydu. Ne yapacağımı şaşırmış vaziyette İskenderun Devlet Hastanesi Baş Hekimi Dr. Veysel Yıldırım kardeşimi telefonla aradım. Sağ olsun bir doktor ismi verdi ve eski Devlet Hastanesi Kardiyologuna gittik. Hastane koridorundan zorla ilerleyerek doktorun kapısına geldik.

Sekreteri ‘Başhekim aradı sizi alacam’ dedi. Doktor baktı, tansiyonunu ölçtü ayrı bir kan tahlili verdi ve ‘koluna tansiyon takip cihazı takılacak ve verdiğim reçetedeki ilaçları kullansın bir hafta sonra hastayı görecem’ dedi.

Efor denilen yere gittik, bize ‘maalesef dört tane takip cihazımız var onlarda hastalarda. Size bir hafta sonra gün vereceğim o zaman gelin cihazı takarız’ dediler. Biz sıkıntılı şekilde eve gittik. Hanım evde bir türlü rahat değil. Acıları en yüksek şekilde ve çok halsiz, yani gözümün önünde eriyor ve ben bir şey yapamıyorum. İkinci gün aynı hastanenin göğüs doktoruna götürdüm. O da ağrı kesici, röntgen derken tekrar eve geldik. Yine aynı dramlar…

Birde Ortopedi doktoruna gidelim dedik oda film çektirdi ve ‘korkacak bir şey yok şu ilaçları alsın ağrıları geçer’ dedi. Biz yine eve gittik bu sefer hanım müthiş şekilde ishal olmuş ve devamlı şekilde su kaybına uğruyordu. Karnı öyle bir ağrıyor ki ona o an bakmak yürek ister. Bende madem Devlet Hastanesi bu işi çözemedi dedim ve hastamı özel bir hastanenin Gastroenteroloji Profesörüne götürdüm. O da karın bölgesine baktı ve karnı içerden fena gurulduyor dedi ve iki adet serum yazdı. Hafta sonu tatili idi nöbetçi eczane dolaştım durdum, bu serumları hiçbir nöbetçi eczanede bulamadım. Geri hastaneye döndüm, baktım serumu bağlamışlar. ‘Nerden buldunuz serumu?’ dediğimde acil görevlisine gittik bizde var dediler ve 50 TL verip serumu taktırdık dediler. Ben sıcak altında bitmişim.

Aman para önemli değil yeter ki serum işe yarasın dedim. Serumu bitti, ishal ilacı verildi eve gittik. Hanımın bir türlü halsizliği geçmiyor ve karın ağrısı daha da şiddetleniyordu. Aradan altı gün geçmiş bir türlü hastam rahatlamıyordu.

Gece on bir sıralarıydı aklıma birden bire İskenderun’da yıllarca başhekimlik yapmış dostum ağabeyim arkadaşım Dr. Yaşar Ceritoğlu geldi. Ama telefonlarım değiştiğinden onun telefonunu gece vakti bulamıyordum. Aklıma Belen Belediye Başkanı İbrahim Gül geldi, onu aradım ve acil ‘Dr. Yaşar Ceritoğlu’nun telefonunu sende varsa bana gönder’ dedim ve sağ olsun uykudan uyandırmıştım. Yapacağım bir şey var mı Nuri abim? Dedi, ‘Bana acil telefonu lazım’ dedim. Telefon nosunu WhatsApp yoluyla gönderdi.

Gece vakti Yaşar ağabeyimi uykudan uyandırdım, durumu anlattım, ‘Hemen Kırıkhan Can Hastanesine bacımızı getir sende telaşlanma’ diye de beni tembihledi. Sabah hanımı yanına götürdüm daha yüzüne bakar bakmaz ‘Salmonella’ yani “Tifo” olmuşsun sen dedi. Hemen kan tahlili ve sonuç; Salmonella hastalığı…

Hanım kendi kontrolünde servise çıktı. İki tane antibiyotik karışımı serum akşamda yine aynı serumlar ve gece hanımın gözleri yavaşça açılmaya başladı. Hastalığının sebebi bulunmuştu. Can Hastanesi, Başhekim ve doktor kadrosu, hemşire, hasta bakıcıları tam bir insan sağlığı şuuru üzerine odaklanmış. Alt personel ise hastaneyi pırıl-pırıl yapıyor ve deyim yerindeyse bal dök yala. İkinci gün Dr. Yaşar Ceritoğlu ağabeyimin poliklinik servisine hanım ile birlikte indik, kendine özgü mimik ve esprileriyle karışık sohbetlerinden sonra, aklımdan çıkamayacak şu sözleri söyledi. ‘Boksör, Doktor her şeyden evvel altıncı hisse sahip olmalı. Doktor hastanın yüzüne baktığında onu neyin bu hale getirdiğini onlarca sebebin arasından önemli olanı ortaya çıkartandır…’

İşte buna ‘Altıncı his’ denir. Buda yılların tecrübesiyle oluşur. Teşekkürler Dr. Yaşar Ceritoğlu ağabeyim. Teşekkürler Özel Kırıkhan Can Hastanesi Baş Hekimi! İskenderun seni asla unutmadı unutmayacak!!..

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here