Umut: “Güneşin Olsun Gönlünde”

0
222

“Her sözün bir şiir olduğu anı severim” diyor  Çinli bilge şair Hsü Wie.. Her sözün şiir olduğu bir an, tarih şeridi üzerine sıkıştırılmış zaman dilimi haliyle asılı duran hayat takvimimizin bir yaprağında kayıtlıdır mutlaka.. Peki tüm anları şiir olan sözcükleri yok mudur dört mevsim, yedi iklim tarih şeridimizde? Olmaz olur mu? Barış örneğin.. Örneğin sevgi.. Ya umut? Umut, ki o; hayat  nefhası anlamında, nefesimizin her anının şiiri.. Niçin? Kaybedersek bu şiirsel nefhayı, kalmaz çünkü  şuursal özde bir anlamı hayatımızın..

Hayatımıza anlam veren umudumuzun mistik atmosferinden nefeslenirken, sızar duygu pencerelerimizden, düşünce kapılarımızdan ışığı gönlümüzdeki güneşin.. Duygu pencerelerimizden, düşünce kapılarımızdan sızarak oluşan gülümseyişin adıdır çünkü  umut.. Peki ne ummaktayız mana penceresinden bakıp madde kapısından çıkarak, duvarsız bir görüşle zamansız mekanları zihinlerimize resimleyen içimizdeki güneşli gökyüzünden? Kararmasın yeter ışıklı maviliği..

Bir resim sergisinde,  “orman içinde bir ev” tablosunun önünde uzun süre bekleyen izleyiciyi fark etmiş sergiyi açan ressam.. Resminin beğenildiğini umarak gelmiş yanına.. “Sanırım çok beğendiniz..” demiş.. İzleyici, tablodaki evin kapı ve penceresini göstererek “perspektif hatası yapmışsınız” demiş ve eklemiş..  “Bu evin kapısı da penceresi de açılmaz, umarım içinde kimse yoktur.. Çünkü bu evdekilerin hayatta kalma umudu yok..”

Kapı, pencere kapalı.. Umut yok.. Kapı, pencere açık.. Umut var.. Umudumuza varlık veya yokluk anlamını veren ne? Nerede duyumsarız anlamını umudumuzun? Çerçeveli alandaki kapı, pencere sözcüklerinde mi? Yoksa ışıklı maviliğin derinlikli hacmini içeren kapalı veya açık eylemlerinde mi?

 Nasıl oluşur umut içimizde? Maviliğe açık duygu pencerelerimizden sızar gökyüzü.. Sızar, güneşe açık düşünce kapılarımızdan ışık.. Gökyüzü de, güneş de gülümser ışıklı bir mavilikle gönlümüzde.. Gülümser ışıklı mavilik,  şenlenir hayatımız.. Yaşama sevinci olur içimizde.. Sonra, biraz daha açarız duygu pencerelerimizi gökyüzünün maviliğinden beslemek için ışığımızı.. Biraz daha açarız düşünce kapılarımızı güneşli ışıklardan beslemek için maviliğimizi.. Taşır duygularımızı, yüreğimizden beynimize ışıklı mavilik.. Beynimizden yüreğimize taşar düşüncelerimiz.. Ve avuçlarımızda güneşli gökyüzü.. Dile benden ne dilersen..Gülümseyişin yeter bana, yeter ki karartma yüzünü.. Ya, karartırsa? Karartır mı? Karartır mı hiç duygu pencerelerimizdeki gökyüzünü, güneşe açık düşünce kapılarımızı  kapatmadıktan sonra..

Eric Fromm, “Umut Devrimi” adlı eserinde, Kafka’nın “Dava” adlı romanını, bekleme sürecindeki edilgin umuda örnek vererek özetliyor.. “Bir adam cennete (yasaya) açılan kapının önüne gelir ve kapıcıdan içeri girme izni ister. Kapıcı şu an izin veremeyeceğini söyler. Yasa’ya giden yola açılan kapı, aslında ardına kadar açıktır, ama adam, giriş izni alıncaya dek beklemenin daha iyi olacağına karar verir. Ve oturur, beklemeye başlar; günlerce ve yıllarca bekler.. Giderek yaşlanır; ölmek üzeredir. İlk kez şu soruyu sorar: ‘Nasıl oluyor da bütün bu yıllar boyunca benden başkası girmek istemedi bu kapıdan?’ Kapıcı ‘senden başka hiç kimse giremezdi ki bu kapıdan’ diye yanıtlar onu. ‘Çünkü kapı yalnız ve yalnız senin içindi. Şimdi artık kapayacağım..” (Eric Fromm, Umut Devrimi, s.21, Çeviren Şemsa Yeğin, Payel Yayınları, 1995)

“Bir insan kilitli olmayan fakat içeri doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, odadan kurtulma umudu yoktur..” diyor Ludwing Wittgenstein..

“Sana manevi kapı kapalı, sen maddi bir kapının yüzüne çarpılmasını bekliyorsun!” diyor Necip Fazıl da “Bir Adam Yaratmak” adlı eserinde.. Devamında “Çerçeveyi bırak resme bak” diye haykırıyor roman kahramanı Hüsrev’in dilinden ve ekliyor: “Körlüğü zedeledim! Kendimin dışına çıkmak isterken kendime rast geldim!”

Maddi kapıları çarpıp çıkmadan nasıl duyumsayabiliriz ki o müthiş ve muazzam sonsuzluğa açılan hayat nefhası kapsı anlamıyla umudumuzu?

“Gönlünde olsun güneşin” diyor Alman ozanı Cesar Flaischlen.. “Güneşin olsun gönlünde, Kar bile yağsa, ya da fırtına olsa, Gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa! Güneşin olsun gönlünde, O zaman gelsin ne gelirse, Doldur ışıklarla, En karanlık gününü..”

Gönlünde güneşi olmayanın beden kabı ne olur? Buzdan heykel..  Tarih şeridi üzerine sıkıştırılmış zaman dilimi haliyle asılı duran hayat takvimi, diğer ifade ile asrın içindeki biz insanların hüsranı ne? Maddi kapılar da dahil içindekileri putlaştırmak!

Fikret, “İnsanoğlunun böyle dalaletleri de var, Putunu kendi yapar, kendi tapar..” diyor “Tarihi Kadim” adlı şiirinde.. Maddi kapılar da dahil içindekileri putlaştıranlara sesleniyor o enfes “İbrahim” adlı şiirinde Asaf Halet Çelebi de.. “İbrahim, içimdeki putları devir, Elindeki baltayla, Kırılan putların yerine, Yenilerini koyan kim? // Güneş buzdan evimi yıktı, Koca buzlar düştü, Putların boyunları kırıldı, İbrahim, Güneşi evime sokan kim? // Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri, Buhtunnasır put yaptı. Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım, Güzeller bende kaldı, İbrahim, Gönlümü put sanıp da kıran kim?”

İki menzil arasında görülmeyen ve fakat duyumsanan manevi kapıya ulaşıncaya dek kırmadan gönülleri, kırabilmek gönlümüzdeki putları.. Umut ey!

Selam ve saygılar…

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here