Sokaklarımız ve Klima Suları

0
110

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? Yağmurla uyanmak çok özlediğimiz bir şeydi özelikle dün geceki sıcaklardan sonra. Sıcaklara toz duman karışınca gerçekten çok kötü bir tablo çıkıyor ortaya. Tamda yağmur iyi gelecek sanırken oda iki dakikada çekip gitti. Ve bu zor günleri hep birlikte yardımlaşarak geçirebileceğimizi düşünüyordum ama yine yanıldım. Belediye suluyor yolları ama kuşkusuz yetersiz. Herkes günde en azından iki kez kapısının önünü, etrafı çamur deryasına çevirmeden  yıkamayı ve sokağı  sulamayı alışkanlık  edinerek belediyeye  yardım etse bu zor günler geçene dek çok insanca bir şey yapmış olurduk. Ancak gördüğüm şey  terk edilmişlik kaderine sadece. Arabalar toz içinde sokaklar, evler, kapılar, bacalar. Yani her gün temizle etrafını, yıka arabanı ne olacak ki ama biz yalnızca konuşuruz, şikayet ederiz. Evlerin çoğunda klimalar çalışıyor kapı pencere sıkı sıkıya kapalı. Pislik, toz duman dışarıda kalıyor. Ama klimaların suları kaldırımlara akıyor. Borular tozdan, çamurdan iğrenç görünüyor, borudan inen sularda toz içinde yıkık dökük kaldırımlarda yosunlaşıyor ve incecik sinekler oluşuyor etrafında. Bide yere atılmış kağıtlar, naylon torbalar, yemek kırıntıları, kediler deşmiş etrafa dağılmış.

O kadar kötü bir görüntü oluşuyor ki insanı doğduğu yere düşman ediyor. Yıllardır klimaları ve sularını yazarım ve yazmaya devam edeceğim gibi görünüyor. Çünkü bizler acayip insanlarız evimizi temizleriz, kapımızın önünü kirli bırakırız. Hiç düşünmeyiz evimize girmek için önce o alanı kullanacağımızı. Oysa yolumuz kirli ise evimizde temiz değildir.  Şahsen sokakta giydiğim sandaleti, giysiyi evin içinde de giymek isterim ama ne mümkün evin içine kendimi  bile geçiremiyorum  ki banyoya girip  temizlenmeden. Bu yalnızca bu günler için geçerli değil kuşkusuz.

Çünkü maşallah her daim bir taraflar yıkılır dökülür, kaldırımlar  kırılır, yenileri döşenir, inşaatlar falan yani bizim sokaklar hiçbir zaman temiz olmazlar ki bu bilinç içinde değiliz ki  ve belki bu yüzden aşinalığımız ve vurdumduymazlığımız. Ancak kararlıyım en az klimalar konusunda. Her gün yazacağım. Belediye çevre temizliği  ünitesinde çalışan elemanlarından bir bölümünü bu klimalarının suyunu sokağa bırakan evlere yollasın onları uyarsın yol göstersin. Borular ya gömülsün, su toprağa karışsın ya da başka ne yapılabilirse yapılsın, kimsenin kaldırımları böyle yosun içinde bırakmaya hakkı yok. Bizim klimalar damda olmasına rağmen suyun yere dökülmesine izin vermiyoruz ben deniz onu biriktiriyorum yani klima çalıştırdığım çok çok ender zamanlarda. “O sular aslında saf sulardır. Ütü yaparken ve birçok  şey için kullanılabilecek sulardır komşumuzun kliması, dün gördüm yine yere akıyor ve etrafı yeşillenmiş. Onu uyardım, boruyu büyükçe bir şişeye koysun su şişeye aksın  diye…

Ve herkes suyu şişeye “plastikte” olabilir aktarabilirse ne azından yeşillenmiş ve sineklenmiş bir kaldırım olmaz, bizde zikzaklar çizerek yürümek zorunda kalmayız, belediye zabıtaları serbest bırakılan o ince pislik içindeki boruların sahiplerini uyarabilir hatta ceza yazabilir. Ve belki bu konuda belediye meclisi  oturup ne yapılabilir diye düşünüp kararlarda alabilir. Çünkü bu sözünü ettiğim şeyler köylerde kenar mahallerde değil, şehrin göbeğinde oluyor. Ben kendi hesabıma çevremi uyarıyorum. Atölyemin tam kapısının önüne akan klima suları ile başladım bile işe. Komşular sağ olsun içerde serinlerken dışarının halinden bi haberler ya bi haber olmasalar da umurlarında bile değil, “zaten batmış etraf” zihniyetindeyiz çünkü… Ama ne olursa olsun onlar yapmasa ben yapacağım. Hatta sokak, sokak dolaşıp şişelerin içine alacağım o aptal boruları. Ya da en iyisi büyükçe kaplar koymak, suyu biriktirmek sokak hayvanları için. A çok güzel bir fikir!

Gazipaşa’da birkaç kap koymuşuz merdiven altına. Her sabah havuza inerken o kapları dolduruyoruz çıkarken eve, bakıyoruz ki kaplar boş ve sevgili Berke günde en az beş kez o kapları dolduruyordu. Ekmek almaya yolsan gitmez ama hayvanlara su koymak için beş katı iner ekmekte almalı tabi bu arada değil mi?

Ve sevgili okuyucularım yağmur ruhuma değmedi bile sıcak çok sıcak hava hala. Ve bizim havalarımız da sıcak çok sıcak. Ve kaldırımlar ve sokaklar gibi yara bere içinde bu yıl. Hayatın bütün gerçeklerini bir arada yaşıyoruz sarmaş dolaş  kirlenmeden kirletmeden. Bir gün aslanlar gibiyken, aniden gelen bir beyin kanaması ile yatağa mahkum oluyoruz. O arada bir bebek dünyaya gözlerini açıyor, yoğunlaşan ağır akan kanımız hızla akmaya başlıyor, yeniden umut yükleniyoruz. Tam o arada yine bir ölüm haberi ile ağırlaşıyoruz ve aynı anda bir düğün haberi geliyor ve bozuk ekonomi başka yerden vuruyor. Tam depresyona giriyoruz. Ve dünya bir yana derdim bir yana diyorlar ya bizde böyle yuvarlanıyoruz ve bütün bu ağır  olayların arasında. Gözümüz çevreyi irdeliyor. Yani işsiz güçsüz kendine klimaları ve tozlu yolları iş edinmiş değiliz. Her şeyi bir bütün olarak  görebiliyoruz. Hiç bir sorun bir diğerini gölgelemiyor her şey dünyanın değişmez harikulade dönüşü gibi dönüyor bir birine karışmadan.

Ve bu arada yeni su bağlandı dün bizim apartmana da. Ve  tepedeki su tankları bir anda taşmaya başladı evde değildim geldim bir baktım of of  her tarafı su basmış. Yıldırım hızı ile ustayı ara gelsin ve sorun 350 TL’ye haledildi. Şimdi musluklardan şarıl, şarıl akıyor. Valla Gazipaşa’da müthiş bir su var, coşa, coşa akan buz gibi. Buraya gelince bizim sular çok sönük kalıyordu, şimdi aynen onların suyu gibi akıyor  duş alırken oh diyebiliyorsunuz çiçekleri sularken de dün bol, bol suladım etrafı valla. Sokağımızı  da tabi… Bu güzellik   sokakların çirkinliğini örtemiyor, ama an azından  azaltıyor isyanımızı. Yani söylemek zorundayız  gerçekleri değil mi?

Ve sevgili okuyucularım sağlık ve sevgiyle hep birlikte kalalım diyorum her zamanki gibi. Yazılarım aksayabilir biliniz ki elimde olmayan nedenlerden dolayı. Ama biz her zaman birbirimizin yanında yamacındayız. Yase

Günün Şiiri

ADI ‘EYLÜL’ OLSUN

adı: ‘eylül’ olsun.

hem son olsun

hem de en güzel ilk

günlerden: ‘pazartesi’

soğuk, güneşli

ve neşeli.

yaprak olsun yemyeşil

‘sararmaya yüz tutmuş ben’de

düş-l-erken

arkamdan bakar olsun.

gülücüğü hep sıcak

dokunuşum olsun ulaştığım

hani o uzak erişilmezliğinde

salınırken yanyana.

bilmiyor olsun gölgemi

bilmeyenler dünyasında

dudaklarında titreşen kelimeler

yine sevgi olsun

hiç susmayacak yıllarca

döküldükçe yavaşça.

bahçemde çiçek olsun

kırmızı, ‘mavi’ye çalan

koklayamayacağım

bakakaldığım

en suskun halim olsun

kilit vurduğum kendime

kapanmış içine ürkek yabancı

uzak kalır olsun

yine mutlu kendi haline.

çizdiğim resim olsun

hayal edip günlerce

uykusuz gecelerde

renkleri karıştırdığım tual

üzerine vurduğum bez

duygularım olsun

şekillerde sakladığım.

yeni bir baslangıç içinde

kucaklanan günler

koşulan öpüş olsun

özlenen sevgili hayallerde

geceyarıları uyandıran

rüyalardan heyecan içinde

sonrasında bilinen mutluluğu

tesellisi olsun.

bir saç teline dokunuş

bir öpüş usulca yanağından

sessizliği bozan

hissedilen nefes olsun

gözlerine bakan gözler

yalnız

mavi

hayal meyal olsun.

adı: ‘eylül’

soyadı: ‘pazartesi’ olsun.

İsmail ONAT

 

İKİLEM

huzursuz yaşamdan

huzursuz ölüme

‘merhaba’ der

cezalı.

yeni dünyasında

vücudunu teslim edebileceği

toprak kurtlarına

‘merhaba’ der…

ve ‘hayat’ arkada

tüm albenisi ile

nefretsizliğinde

ısrar eder durur hala.

İsmail ONAT

 

Günün Fıkrası

Psikologa başvuran adam; “Geceleri uyuyamıyorum efendim, sürekli yatağın altında biri varmış gibi geliyor yatağın altına iniyorum bu seferde sanki yatağın üzerinde birileri varmış gibi geliyor.”

Doktor da; “Altı aylık bir çalışma sonucu bu sorunu hallederiz.”

“Peki vizite ücreti ne kadar?”

“Seans başı 50 dolar haftada üç seans.”

Tabi adamın gidiş o gidiş. Doktor bir kaç ay sonra sokakta hastaya rastlamış gıcık bir şekilde gülerek; “Ne oldu hastalıktan kurtulabildin mi?”

Adamda gülerek; “Evet hem de bir şişe şaraba hallettim.”

Doktor çok şaşırmış; “Nasıl yani?”

“Sizden çıktıktan sonra birahaneye uğradım, biramı içerken yanımdaki berduşla dertleştik, ona bir şişe şarap ısmarladım o da bana karyolanın bacaklarını kesmemi tavsiye etti.”

Günün Sözü

Evlenme davaya benzer. Mutlaka memnun olmayan bir taraf vardır.

Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus, ne de ruh.

Honore de BALZAC

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here