Sofra Açmak!

0
53

“Sofra açmak” deyimindeki açmak eyleminin yemek ihtiyaçlı nefsi açlıkla ilgisi var elbette.. Ve fakat ramazanda açtığımız ve eş dost, konu komşuyla birlikte ezan sesini beklediğimiz iftar sofralarının nefhasal açlıkla bir ilişkisinin olduğu da muhakkak!

İhtiyaçlarımızı en aza indirmenin iradi duyumu olan ramazanda, ihtiyaçları çoğaltan ‘tüketim toplumunun mabetleri alışveriş merkezlerinde nefsi açlığı’ doyurmanın peşinden koşuşturmalarımıza atıfla, “Ey Oruç, Tut bizi!” diyerek tutup kaldırabilmek maddi nefsimizi, mana nefhamızın üzerinden!

Modern toplumlardaki bireylerin maddi değerlerlerle obezleşmeyi tek yön olarak belirlediğinde, manevi değerlerinde zayıflama başladığını dile getiren Aleksi Karel’in, “İnsan Bu Meçhul” adlı kitabından biraz tuz, benzer düşüncelerden biraz su taşıyarak ‘bir ramazan sofrası’ açmak istiyorum bu yazıda..

1940’da, Nobel Tıp Ödülü”nü alan A. Karel, söz konusu kitabında insanı; “Anatomist için kesip biçilen kadavra, kimyager için reaksiyon, fizikçi için bir madde, tabip için tamir edilen, bozuk parçaları değiştirilebilen maddi yapı, psikologlar için ise manevi şuur ve şahsiyet!” şeklinde tanımlıyor.. Devamında, “bir kahraman, bir şair, bir dost, bir sevgili” olarak betimliyor ve “maddi zenginlik içinde, manevi şuur ve şahsiyette yoksullaşan modern toplum bireylerinin” madde ötesi insani değerlerine ne olduğunu sorguluyor..

A.Soner Alpan, “modernleşmeyi” irdelediği makalesinde, modern toplumun, ‘kapitalizmin’ bir ürünü olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Modernleşme, temelde, daha yaygın tabirle altyapıda gelişen kapitalist üretim ilişkilerinin, toplumsal formasyonun değişik veçhelerinde (siyasal, ideolojik, kültürel, ahlaki vs.) meydana getirdiği dönüşümün tamamına verilen isimdir.” (Gelenek, Kasım 2012, s.21) Alpan, söz konusu makalesinde, Marks’ın “katı olan ne varsa buharlaşıyor!” sözüne atıfla kapitalizmin,  geleneksel yapıları çözüp buharlaştırdığını da söylüyor.. Madde ötesi insani değerlerimizi, (manevi şuur ve şahsiyet de dahil) önce metalaştırıp katılaştıran ve sonra da buharlaştıran yoksa kapitalizm mi?

Hayrettin Karaca, Alan Durning’in, Tüketim Toplumu adlı kitabının (Çev. Sinem Çağlayan, Tema Y.) tanıtım önsözünde şöyle diyor: “Dünyada kişi başına düşen gıda tüketiminin en yüksek olduğu ABD’de insanlar zayıflama rejimleri için yılda 35 milyar dolar harcıyorlar. Böyle bir düzende yanlış bir şeyler olmadığını kim iddia edebilir?” Düzendeki yanlış şeylerin tarihsel arka alanını,14. yüzyıl İngiltere’sinden bir emekçinin; “Onların tokluğu bizim açlığımız” sözünü aktararak özetliyor “Kapitalizmin Yüzyılı” adlı makalesinde Mike Haynes de.. (Yeni İşçi Demokrasisi, s.12, Ocak 2000)

İvan İllich, “Tüketim Köleliği” adlı kitabında, “Felce uğratan servet düşkünlüğü bir kez kültüre yerleşti mi, artık ‘modernleştirilmiş yoksulluğu’ doğurur” diyor ve açıklıyor: “Bu, zorlama ihtiyaçların hegemonyasına boyun eğişi, ilk köleleştirici illüzyonu ve insanların tüketiciler olarak doğduğu sosyal körlüğünü tanımlar.” (s.32, 57 Pınar Y.)

Kapitalizmin her şey serbest piyasasındaki açlığı görmek için, anlatımı bu denli büyütmeye gerek de yok! Çıplak bir kemik yığını halinde başı öne eğik, Afrikalı çocuğun yere düşmesini bekleyen akbabalı o meşhur fotoğrafa bakmak yeter aslında..

“Aç olmakla değil ama, bile isteye aç kalmakla varoluş arasındaki güçlü bağlantı, çağdaşlarımız tarafından görülemiyor ne yazık ki” diyor, “Orucunu açarken tutabilir misin?” adlı makalesinde Cündioğlu.. (Yeni Şafak, 6 Eylül 2008) Devamında; “Tüketim toplumunda açlığın faziletlerinden konuşulabilir mi?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Ey talib, sorduğun için söylüyorum: Orucu ne kadar ve nasıl tuttuğun çok önemli değil, asıl önemli olan, orucu nasıl açtığın. Sen, Muhammed’in yetimlerinden ol, orucunu, asıl açarken tut!”

“İnsan kendini yeniden keşfetmelidir!” diyor “İnsan Bu Meçhul” adlı kitabında, “insanın bir madde olarak değerlendirildiğini, onun ahlaki, estetik ve dinsel etkinliklerinin budandığını” dile getiren ve “yozlaşmayı” modern toplumların bir hastalığı olarak adlandıran A.Karel de.. (s.315 Anten Y.)

Keşfedelim ramazanda kendimizi.. Maddi obezliğimize, tüketim iştahımıza fren değil şuurlu bir irade olsun ramazan.. Sevgiye, barışa açtığınız iftar sofralarınız bereketli olsun..

Selam ve saygılar… ozdemirgurcan23@gmail.com

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here