Sevgililer Günü Kutlu Olsun

0
141

Günaydın sevgili okuyucularım nasılsınız bu sabah? 14 Şubat Sevgililer Günüydü dün (Pazar günü). Sevgiden söz etmek bu günlerde cesaret ister doğrusu. Çünkü insanlar sevmeyi ve sevginin ne olduğunu unuttular şaşırdılar. Yalakalığı, iftirayı, ön yargı, ayrımcılık, kayırmacılığı, para tutkusunu sevgiyle karıştırıyorlar ki artık sevgi denen sihirli değneğe inanamıyorum kendi hesabıma.  Çevremde birbirini seven insanlar var tabi bendenizde seviyorum ama kaç kişi acaba kayıtsız şartsız seviyor artık?

Şehit cenazeleri bir biri ardına baba evine  gelmeye devam ediyor. Yürekler közde kavrulur gibi kavruluyor. İnsanlar evsiz barksız kaldı, viraneye döndü şehirler. Ve biz aslında neden ortaya çıktığını bile bilmediğimiz sevgililer günü için sokaklardayız.

Ekonomi berbat, esnaf şikayetçi, yüzü gülmüyor. Mağazalar, dükkanlar, suni bir kalabalıkla dolu. “Hayatın devam ediyor olması böyle bir şey mi?” Bilmiyorum. Neyse o bendenizin sorunu herhalde. Çünkü her şehit cenazesinde neden dünya durmuyor diye kendi kendimi yiyorum ya geriye bir şey düşünmüyorum. Keyfi, yerinde olanlara da sözüm yok. Ama vurdum  duymaz da olmaya hakkı yok kimsenin diye düşünüyorum. Hediye alabilenler alsın tabi esnafın yüzü gülsün bari. Ekmeğe, ete, elektriğe, suya zam… Kredi kartı borçları derken en çok onun ve herkesin beli büküldü. Suni bile olsa azıcık bir hareket onları mutlu edebilir. Alamayanlarda üzülmesin, bir tek güzel söz bir gülümseyen yüz, ziyaret edilen bir yaşlı, bendenizce hediyelerin en güzelli.

Ve sevgililer günü bir zamanlar vardı  bendenizce ve her gündü ancak çöp karıştıran çocuklar, şehit edilen gençler, viran olan şehirler ve dünyada bunca vahşet yaşanıyorken artık sevgiden söz etmek bile bendenize yavan geliyor. Ve sevgili için hediye almak ya da özel bir şey yapmak gelmiyor içimden. Ama gülebilecek şeyler bulmak için bakarım etrafa ve hayatı böyle yaşamaya çalışırım. Ve yine aynı nedenden ağlatana şükrederim! Ve bu özel günleri en azından birazcık olsun piyasayı hareketlendirdikleri için desteklerim.

Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kakalım hep birlikte ayrımsız gayrımsız. Yase

& & & & &

Sevgililer günü öyle pat diye havadan düşmüş bir gün değilmiş aslında. Azıcık araştırınca ahh zavallı biz insanlar hamurumuz sevgiyle yoğrulmuş ama bunu  bilmeyiz en büyük acıları aşk için çekeriz? Hatta  bunun için canımızdan bile vazgeçebiliriz. Bakın bugünün mimarı sayılan din adamı Valentine gibi…

Her yıl 14 Şubat’ta kutlanan  sevgililer gününün aslı Eski Roma İmparatorluğu kilisesine dayanır. İsmini Valentine adında bir din adamının isminden alır (St. Valentine Day).

yase-valentine1

“Zamanın Roma İmparatoru orduya asker bulmakta zorlanıyordu. Ona göre bunun sebebi erkeklerin ailelerinden ve aşklarından vazgeçemiyor oluşuydu. Bu sebeple evlilik ve nişanlanmayı yasaklamıştır. Aziz Valentine adındaki papaz ise çiftleri gizli, gizli evlendirmeye devam ediyordu. Bunun sonucunda yakalandı ve ölüm cezasına çarptırıldı.”

Tabi bu Valentine ile ilgili efsanelerden sadece biri. Tarihte inancı yüzünden 14 Şubat’ta öldürülen 3 tane Valentine olduğu düşünülüyor.

Romantik aşk ile Valentine arasındaki bağlantı ilk olarak 14. yüzyıla ait kaynaklarda görülmektedir. 1381 tarihli Parlement of Foulesadlı kitaba göre, Fransa’da ve İngiltere’de 14 Şubat geleneksel olarak kuşların çiftleşme günü olarak bilinmekteydi. Günün bu özelliğinden dolayı sevgililer birbirlerine güzel sözler yazan notlar vermekteydi ve bu notlarda birbirlerine Valentine diye hitap etmekteydiler.

Hıristiyan olduğu için öldürülmüş din adamı Valentine ile romantik aşk arasındaki ilişkiyi anlatan efsanelerin 14. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu efsanelerde geçen başlıcaları şöyledir:

Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce gardiyanın kız kardeşine “Valentine’ninden” imzalı bir aşk notu vermişti. Romalı askerlerin evlenmesinin yasak olduğu dönemlerde; gizlice evlenmelerine yardım etmişti.

14 Şubat, 1800 yıllarda Amerikalı Esther Howland’ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok fazla önem kazanmış, sevgililer günü tüm dünyada ticaretin canlandığı gözlenmiş…

Ve sevgili okuyucularım sevgiler gününüz kutlu olsun. Ve şimdilik sağlık ve sevgiyle kalalım hep birlikte. El ele  her türlü ayrım gayrıma inat. Yase

Günün Şiiri

Destansı Öykü’den

Üç yıl boyunca

hiç durmadan haberciyi bekledik

gözlerimizi dikip

çamlara, kıyıya ve yıldızlara.

Bir olup sabanın demiriyle, omurgasıyla geminin,

İlk tohumu arıyorduk

eski oyun yeniden başlasın diye.

Yaralarla döndük yurdumuza,

elimiz kolumuz tutmuyordu, ağzımız

tuz pas içinde.

Kuzeye doğru yol aldık uyandığımızda,

lekesiz kanatlarıyla bizi sislere salan

kuğuların yaraladığı yabancılardık.

Uluyan gündoğusu çıldırttı bizi kış gecelerinde,

yazları, ölmeyen günün acısında yitirdik kendimizi.

Birlikte getirdik dönüşte

Bu oyma kabartmalarını saygılı bir sanatın.

Yeniden bir başka kuyu bir mağara içinde.

Bir zamanlar kolaydı

Putlar, süsler çıkarıp derinliklerinden

Sevindirmek bize bağlı kalan dostları.

İpler kopmuş artık; yalnız kuyu ağzındaki izleri

Ansıtıyor bize, bizi koyup giden mutlulukları:

Kuyu ağzında parmaklar, ozanın deyişiyle.

Bir an taşın serinliğini duyuyor parmaklar

Ve taşa geçiyor gövdenin sıcaklığı,

Her kıpı, sessizlik dolu, damla akmadan

Ruhunu oyuyor mağara sanki kumarda ve yitiriyor.

“İçinde hançerlendiğiniz hamamı unutmayın.”

Ellerimde bu mermer başla uyandım

Dirseklerimi yoran, nereye koyacağımı bilemediğim.

Bir düşe yuvarlanıyordu baş, ben düşten uyanırken,

Böylece birleşti yaşamlarımız, şimdi ayırması güç.

Bakıyorum gözlere, ne açık ne kapalı,

Konuşmağa çalışan ağıza konuşuyorum,

Tutuyorum derinin ötesine çökmüş yanakları.

Gücüm fazlasına yetmiyor.

Ellerim kayboluyor, sonra dönüyor,

Sakatlanarak.

ARGONOTLAR

Ruha gelince,

tanıyacaksa kendini,

bir başka ruhun

derinliklerine bakması gerek:

hem yabancı, hem düşman, aynada gördük onu.

İyi çocuklardı  yoldaşlarımız, hiç yakınmıyorlardı

yorgunluktan, susuzluktan, soğuktan,

ağaçlar ve dalgalar gibi dayanıklıydılar

rüzgârla yağmuru kabul eden,

geceyle güneşi,

onca değişim içinde  hiç değişmeden.

İyi insanlardı, günlerce başlarını eğip

hep birden soluyarak

küreklerde ter döktüler,

kanlarıyla kızardı uysal derileri.

Kimi zaman türküye durdular, başlarını eğip

hintincirlerinin bittiği ıssız adadan geçerken,

köpeklerin havladığı burnun ötesinde,

batan güne doğru.

Kendini tanıyacaksa ruh, diyorlardı,

bir başka ruhun derinliklerine bakması gerek

Ve kürekler vuruyordu denizin yaldızına gün batarken.

Nice burunlar geçtik, nice adalar,

deniz bir başka denize karışıyordu,

martıları, ayı balıkları başka.

Gün oldu, mutsuz kadınlar yas içinde

dönmeyen çocuklarına ağladılar,

öfkeyle Büyük İskender’i sordu başkaları

ve Asya’nın derinliklerine gömülen kahramanlıkları.

Gecenin kokularıyla yoğun kıyılara demirledik gemiyi,

kuş cıvıltıları, suları elimizde büyük bir mutluluğun

anısını bırakan.

Ama hiç sonu gelmiyordu bu yolculukların.

Ruhları bir olmuştu küreklerle, ıskarmozlarla,

asık yüzlü pruvasıyla geminin,

dümen suyuyla bir,

yüzlerinin görüntüsünü kıran sularla bir.

Birer birer öldüler

başları eğik yoldaşlarımız.

Kürekleri belirtisi kıyıda yattıkları toprağın.

Kimseler yok adlarını anacak. Alın yazısı.

Yorgo SEFERIS – Çeviri: Cevat ÇAPAN

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here